Tekil Mesaj gösterimi
Alt 01.09.08   #2
HeReDoT_aLLy
Radyo DJ

Points: 17.898, Level: 58
Points: 17.898, Level: 58 Points: 17.898, Level: 58 Points: 17.898, Level: 58
Activity: 33%
Activity: 33% Activity: 33% Activity: 33%
 
HeReDoT_aLLy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Cevap: Atatürk e Atılna Cirkin İtiraflara Tokat Gibi Cevaplar

2. BÖLÜM

“Atatürk’ün yolu Avrupa Birliği yoludur” iddiası

Atatürk’ün hayat görüşünde bağımsızlık yani kendi ifadesi ile istiklal-i tam ve milletin
egemenliği yani hakimiyeti milliye en önemli faktörlerden biriydi. Dolayısı ile Türkmilletinin yetkilerini , hakimiyetini bir üst meclise (AB parlamentosu) devredeceği bir
yönetim şekli Atatürk tarafından asla kabul edilemeyecek bir acizlikti.
“ Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük ecdadımın en
kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan
bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu
aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve
yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben
şahsen, bu saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde
varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas
bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu
sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketen menfaatleri
gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden
olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak,
benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye
kadar amansız düşmanıyım!” diyen bir Atatürk’ün Avrupalı olacağız diye verilen
bunca tavize hoş bakacağını düşünebiliyor musunuz ?
Avrupa birliği sadece ekonomik bir topluluk değildir. Kökü yüz yıllar öncesine dayanan
ancak soğuk savaş sonrası ABD’ye karşı kurulmuş bir Avrupa birleşik Devletleri’nden
bir basamak önceki safhadır.
Hedeflenen Avrupa Birliği Devleti ile onun içinde birliğe girmek adına kolu kanadı
kırılmış, milli refleksleri yok edilmiş federe bir cumhuriyet konumundaki
Türkiye’dir.
Bu şark meselesini sabır ve azimle bugüne getiren batının tam bir başarısıdır. Batı 1000
yıldır silahla, savaşla, zorla yapamadığını Türkiye’ye bu kez Türkiye’nin hiçbir itirazı
olmadan , olması da düşünülemez bir ortama getirip işi halk değimiyle “Tereyağından kıl
çeker gibi” rahat hallediyor. (23)
Atatürk, uygarlaşmak hedefine varmak için, Batı’dan bağımsız olmak gerektiğini
vurgular. “Batı zihniyetine” karşı tutumu, Atatürk’ün 20’lerdeki konuşmalarında da yer
alır. Batılılaşmaya niçin karşı çıkmaktadır? Mustafa Kemal 6 Mart 1922’de Meclis gizli
oturumunda yaptığı konuşmada nedenlerini açıklar. Aşağıdaki metin bu konuşmanın
sadeleştirilmiş bir bölümüdür.

TÜRKİYE KUVVETLİ OLSA…

“Eğer kuvvetli bir Türkiye mevcut olsaydı, denilebilir ki, İngiltere’nin bugünkü siyaseti
mevcut olmayacaktı. Türkiye Viyana’dan sonra Peşte ve Belgrad’da mağlup olmasaydı,
Avusturya ve Macaristan siyaseti işitilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya dahi aynı
kaynaktan ilham almış olarak hayat ve siyasetlerine açılım ve kuvvet vermişlerdir.”

TÜRKİYE’NİN İMHASINI ANANE YAPTILAR

“Efendiler, bir şeyin zararıyla, bir şeyin imhasıyla yükselen şeyler, bittabi o
şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır ve hakikaten Avrupa’nın bütün ilerlemesine,
yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye bilâkis gerilemiş ve düşme
vadisinde yuvarlanadurmuştur. Türkiye’yi imhaya müteşebbis olanlar Türkiye’nin
imhasında menfaatlar ve hayat görenler münferit kalmaktan çıkmışlar,
aralarındaki menfaatleri denkleştirerek birleşmişler ve ittifak etmişlerdir. Bunun
neticesi olarak bir çok zekâlar, hisler, fikirler Türkiye’nin imhası noktasında
yoğunlaştırılmıştır. Bu yoğunlaşan şey, asırlar geçtikçe gelecek nesilleri adeta
tahripkâr bin anane şeklini almıştır ve bu ananenin Türkiye’nin hayat ve
mevcudiyeti üzerinde devamlı tatbikatı neticesi olarak en nihayet Türkiye’yi ıslâh
etmek, Türkiye’yi medenileştirmek gibi birtakım görünüşteki vesilelerle,
bahanelerle Türkiye’nin dahili hayatına, dahili idaresine girmişler ve nüfuz
etmişlerdir. Böyle müsait bir zemin hazırlamak kudretini, kuvvetini
kazanmışlardır.”

MİLLETİN VE RİCALİN ZİHİNLERİ BOZULDU

“Halbuki efendiler; bu kudret ve bu nüfuz Türkiye ve Türk halkının mevcut olan ilerleme
cevherine zehirleyici ve yakıcı bir sıvı ilave etmiştir. Bunun tesiri altında olmak üzere
milletin ve bilhassa ricalin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık hayat bulmak için,
hali iyileştirmek için, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün
işleri Avrupa’nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi
bir takım zihniyetler hayat buldu. Halbuki hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların
nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yürütülebilsin? Tarih böyle bir hadise
kaydetmemiştir! Tarih, böyle bir hadise kaydetmek teşebbüsünde bulunan acı dolu
neticelerle karşılaşmıştır. İşte Türkiye bu fikir yanlışıyla, bu zihniyet yanlışıyla
malûl olan bir takım ricalin yüzünden her saat, her gün, her asır biraz daha çok
gerilemiş ve daha çok düşmüştür. Efendiler bu düşüş, bu gerileme yalnız
maddiyatta olsaydı hiç bir ehemmiyeti yoktu. Ne yazık ki, Türkiye ve Türk Halkı
ahlâken düşüyor! (bravo sesleri, alkışlar) Ve bu halet incelenirse görülür ki, Türkiye
Doğu maneviyatı ile başlayan ve Batı maneviyatı ile sona erdirilen bu yol üzerinde
bulunuyordu. Batı ve Doğu’nun birleştiği yerde bulunduğumuzu ve ona yaklaştığımızı
zannettiğimiz takdirde Batı, asli mayası olan Doğu maneviyatından tamamen kopuyoruz,
yalnızlaşıyoruz. Efendiler hiç şüphesizdir ki, bugün bu memleketi bu milleti mahvolma
ve yok olma çıkmazına sevk eden başka netice beklenemez.” (Pek doğru sesleri)

DÜŞÜŞ KORKU VE ACZ İLE BAŞLADI

“Efendiler; bu düşüşün ortaya çıkışı korku ve acz ile başlamıştır. Türkiye ve Türk Halkı
ve nasılsa bunların başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında
sessizliğe mahkûm imiş gibi Türkiye’yi atıl çekingen bir halde tutuyorlardı. Türkiye’yi
kendi kendilerine memleketin ve milletin menfaatları icaplarını yapmakta mütereddit ve
korkak idiler. Türk mütefekkirleri adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı
ki, biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur. Bizi
kayıtsız şartsız canımıza, tarihimize, mevcudiyetimize düşman olan ve düşman olduğuna
hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara vermek istiyorlardı.Onlar bizi idare etsin diyorlardı.Buna en yakın
misal olmak üzere İzzet Paşayı hatırlamak isterim.Malümu alinizdir ki,Balkan Muharebesi’ni mütakip,vicdanı,kafası zayıf olan bu milletin artık hayat ve kurtuluş bulamayıcağna kani olmak ,
batılı zanında bulunmuş oldular.Bunların başında İzzet Paşa vardı.İzzet Paşa o zaman dedi ki;biz kendi kendimizi adam ve insan edemeyiz.Biz kendi kendimizi ıslaha muktedir değiliz.Dolayısıyla kayıtsız,şartsız bir ıslah heyeti getirelim ve onlara mevki verelim ve onun seçimi olan Liman von Sanders’in riyaseti altında bir takım üşekaı ümmeten meydana gelen bir ıslah heyeti getirmiştir,
milletimizin başına.”

TÜRK FİKİR HAYATINA YENİ BİR İMAN

“Efendiler;Türkiye’yi bu tuttuğunu hastalıklı yollardan tükenişe ve yok olmaya sevk eden bu vadiden
kurtarabilmek için bütün alimlerin keşfedebildikleri bir hakikat vardır.O da Türkiye’nin fikir hayatını
yeni bir imanla istila etmek lazımdır.Yani Türkiye çıkmasında hükümet teorisini değiştirmek lazım idi.
Milleti düştüğü felaket çıkmasından kurtara bilmek için millete benliğini tanıtarak,haysiyetini tanıtarak,
Hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için uğraşmaya kabiliyetli olduğunu anlatmakla yeni bir maneviyatın
Gelişmesi lazım geliyordu bu maneviyat ise hükümet teorisini aslen değiştirilmesi ile mümkün olabilir.
İşte bugün efendiler,milletimiz ve milletimizin hakiki temsilcileri bulunan yüksek heyetiniz,ilmin tarihi
vakalarla benzerliği kurulmak ve sarılmak lazım gelen hakikati keşif etmiş ve fiilen meydana gelmiş ve
ortaya çıkmış bir hale koymuş bulunuyorsunuz ve emin olalım ki,memleketi ve milleti kurtarmakta
bundan başka çare yoktur.Dolayısıyla bugünkü vaziyetimiz gayet mühim bir yeniliktir.Millet ve devlete
hayat bahş olacak bir yeniliktir.Bu itibarla bütün memleketin canıyla,başıyla buna sarılması lazımdır.
Bütün milletin bu uğurda en son nefesini ve en son kanını akıtarak azim ve sebat göstermesi Allah’ın
emirlerindendir.”

BİZİ MAHVETME DÜŞMANLARIN EZELİ FİKRİ

“Efendiler; bu sözlerimden sonra, bizi mahvetmek için ezeli olduklarını izaha çalıştığım
birkaç sözle, husumetlerinin devamlı olduğunu ispat etmek için düşmanlara karşı
mevcudiyetimizi muhafaza hususunda ve gayemize emniyetli adımlarla yürüyebilmek
için mevcut olan müdafaa vasıtalarımızı hatırlatmak isterim. Efendiler bizim üç vasıtamız
vardır: Bunlardan birisi ve aslolan en mühimi, doğrudan doğruya, milletin bütünüdür. Hayat ve bağımsızlığı için kalp ve vicdanında mütecelli olan arzu ve emellerin
gelişmesindeki sağlamlık ve kuvvettir. Millet bu gönülden arzusunu ne kadar kuvvetli
göstermeye muvaffak olursa ve ne kadar bu vicdani emelini ve bu emelin tahakkukundaki
azim ve imanı göstermeye muvaffak olursa, düşmanlarımızın saldırılarına karşı o kadar
kuvvetli bir müdafaa vasıtasına sahip olduğumuza kani olabiliriz.

ASIL MAĞLUBİYET, DAHİLİ CEPHELERİN DÜŞMESİDİR

İkinci müdafaa vasıtamız, efendiler; bu milletin hakiki ve selahiyet sahibi
temsilcilerinden meydana geldiğinden yüksek heyetinizin arzusu ve millî hakikatı
gösterme ve ispatta ve bunun icaplarını bütün kanaatimizle tatbikte göstereceğimiz azim
ve kahramanlıktır. Yüksek heyetiniz bütün dünyaya karşı ne kadar çok dayanışma ve
birlik halinde bu millî arzuyu tecelli ettirirse hiç şüphe etmemeliyiz ki, düşmanlarımızın
saldırılarına karşı çok kuvvetli ve en kuvvetli müdafaa vasıtasına sahip bulunmuş oluruz.
Efendiler; yine milletin silahlı evlâtlarından meydana gelmiş olup, düşman karşısında
Sayfa 24 / 26
toplanmış bulunan ordumuzdur. Efendiler, bu kuvvetlerle düşmana karşı tasavvur edilmiş
olan cepheler, hepinizce malumdur ki, ikiye ayrılabilir. Herkesin malûmu olduğu bir
tabirle arz edeyim; dahili cephe, görünüşteki cephe. Dahili cephe, aslolan cephe, bütün
memleketin aynı fikir ve kanaatte olarak yek vücut olarak tesis etmiş oldukları cephedir.
Görünüşteki cephe, doğrudan doğruya ordumuzun düşman karşısında göstermiş olduğu
cepheden ibarettir. Bu görünüşteki cephe, ordu cephesinin sarsılması, değişmesi, mağlup
olması, çözülmesi hiç bir vakitte bir milletî ve bir memleketi mahvedemez. Bunun hiçbir
ehemmiyeti yoktur. Asıl ehemmiyete sahip olan ve asıl memleketi temelinden yıkan ve
halkını esir eden, dahili cephelerin düşmesidir.

“KALE İÇİNDEN YIKILIR”

“İşte bu hakikate bizden ziyade vakıf olan düşmanlarımız ki, başta en alçak düşman olan
İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri ve asırlardan beri mesai sarf
etmektedir. (Kahrolsun sesleri) Malûmu âliniz, bizim eski Osmanlı tabirimizce “Kale
içinden yıkılır”; işte düşmanlarımız, bizi içimizden yıkmaya çalışıyorlar.
Düşmanlarımızın bizce malûm olabilen -malûm olamayan teşebbüsleri daha çoktur
şüphesiz- malûm olabilen zehirli teşebbüsleri hakikaten korkunçtur. Efendiler, hiç
şüphesiz iddia edebiliriz ki, her birimizin şahıslarına temas edebilecek mikroplara ve
vasıtalara bile sahiptir. Ne yazık ki, düşmanlarımız bu uğurda her türlü fedakarlığı
ihtiyardan kaçınmamaktadırlar. Çünkü demin arz etmiştim. Çünkü Türkiye’nin mahvı,
kendi hayatlarına tekabül eden bir vaziyet teşkil ediyor. Dolayısıyla en çok ehemmiyetle
atfı nazar ettikleri, bu milli teşebbüsleri içinden yıkmak ve dahili cepheyi yıkmaktır.”
(24)

Avrupa Birliği temelleri Almanya ve Fransa tarafından atılmış bir ecnebi planıdır
ve Atatürk’ün yukarıda aktardığımız ifadeleri ile hiçbir bağımsızlık yabancıların
planları ile yürüyemez.
Hele ki binlerce yıllık geçmişe sahip Türk milleti için bu asla düşünülemez.
Elbette birinci dünya savaşı sonrası kurtuluşu Amerikan mandasına, İngiliz mandasına
girmekte görenler olduğu gibi günümüzde de kurtuluşu AB’ye kapak atmakta görenler
olabilir , tüm sorumluluklardan kurtularak efendilerinin idaresinde mutlu olarak yaşamak
isteyenler olabilir ancak bu kişiler bu davalarına Atatürk’ü malzeme yapamazlar.
Atatürk, “Esas, Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas
ancak tam bağımsızlıkla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa
olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet medenî insanlık karşısında uşak olmak
mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Yabancı bir devletin
koruyuculuğu ve kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, aciz
ve beceriksizliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu duruma düşmemiş
olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki Türk’ün haysiyeti ve izzet-i nefsi ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.
Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır! Binaenaleyh, ya istiklal ya
ölüm!”(25) bu yolda gidenlere yukarıdaki satırlar ile en güzel cevabı 1919 yılında
vermiştir.

Atatürk rozetlerini ceketlerinden, adını ağızlarından eksik etmeyerek adeta Atatürk
ticareti yaparak, atamızın Türk milleti üzerindeki manevi etkisini kullanarak AB’yi
Atatürk’ün gösterdiği bir hedefmiş gibi Türk milletine yutturmaya çalışanlara gene
atamızın 29 Ekim 1930 gecesi Cumhuriyetin yedinci yıldönümü sebebi ile düzenlenen
baloda kendisine hangi bakımlardan Amerikanlaşmasının düşünüldüğünü soran
Associated Press muhabiri Amerikalı gazeteci Dorothy Ring’e verdiği çok net ve
Açık sözler ile cevap vermek istiriyoruz.:”Türkiye bir maymun değildir ve hiç ir milleti de taklit etmeyeciktir. Türkiye ne Amerikanlaşacak,ne deee Batılaşacaktır;o sadece özleşecektir.”(26)

Yararlanılan Kaynaklar

(1) Mahmut Esat Bozkurt; Yakınlarından Hatıralar, s.95
(2) Burhan Göksel; Atatürk’ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma, , s.7
Yrd. Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜ; Atatürk’e Saldırıyorlar www.mkataturk.gen.tr
(3) Şapolyo, Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İst.,1958,
s.33,23- aktaran Güler, Ali s.45
(4) Ali Güler ; Atatürk Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı, s.17
Yrd. Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜ; Atatürk’e Saldırıyorlar
(5) Yrd. Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜ; Atatürk’e Saldırıyorlar
(6) Işıklar Askeri Lisesi Tarihi, s. 170
Yrd. Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜ; Atatürk’e Saldırıyorlar
(7) Atatürk'ün 40 Yıl Yanından Ayırmadığı Salih Bozok'un Hatıraları", Milliyet
Gazetesi, 19-23 Kasım 1979, 10-14'üncü bölümler.
Yrd. Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜ; Atatürk’e Saldırıyorlar
(8) Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, 1955, s. 116
Prof. Dr. İbrahim Agâh ÇUBUKÇU, ATATÜRKÇÜLÜK S:344
Genel Kurmay Başkanlığı, 1984
(9) Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye, Mustafa Sabri, s. 3-14.
Dünyada ve Türkiyede Siyasal İslamcılık – Dr. Abdullah Manaz
(10) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. II., 1981, s. 154.
(11) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. II., 1981, s. 269
(12) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. II., 1981, s. 90
(13) Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir Gazetesi, 1926
(14) Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV., 1917-1938, Ankara, 1964, s.78
(15) Ag.e, c .3, 2. Baskı, s. 20
(16) A.g.e., c. 3, 2. Baskı, s. 99
(17) Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s.159
(18) Mahmut Esat Bozkurt; İnkılap Tarihi Dersleri İstanbul Üniversitesi Ders Kitabı
Tarih 1551-52 s. 61-62
(19) Mehmet Saray: Atatürk ve Türk Dünyası, Ankara ,Türk Tarih Kurumu Yayınları,
1995.
(20) Araş. Gör. Dr. Belkıs Ulusoy, 4.Boyut Ekim 2004 Sayı 4 : Necip Hablemitoğlu:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Dış Türkler Stratejisi
Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s.152.
(21) http://www.gagauz.org/gagauz/iliski.htm
“Atatürk Döneminde Dis Türklere Yönelik Egitim-Ögretim Faaliyetleri: Gagauz
Türkleri Örnegi” Atatürk 4. Uluslararasi Kongresi (25-29 Ekim 1999 Türkistan-
Kazakistan) Bildiriler, Atatürk Arastirma Merkezi Yayini, Ankara, 2000, s. 1317-
1335.
(22) Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri.III., s.24
(23) Turgay Tüfekçioğlu , Türkiye ve Şeytan Üçgeni, s.21
(24) Mustafa Kemal Paşa 6 mart 1922 T.B.M.M TBMM Gizli Celse Zabıtları, c.3,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 3’üncü basım, Kasım 1999, s. 6-8 ,
Hakimiyeti Milliye Bağımsız Kemalist Gazete 19.06.2003
(25) 1919, Nutuk 1, s. 13
(26) Türk Kültürü, Kasım 1965, sayı 37, s. 64

NOT; Bu Tarihi belge ve bilgileri herkes pc,sinede kaydetsin..Bu çok önemli bilgiler her zaman lazım olacaktır.
Çümki hiçbir zaman Atatürk düşmanları eksik olmayacaktır..Tuncay Demirbaş


ALINTIDIR:





__________________
gel gururum her zalım boyle değil eğileceksen sen gercek aşka eğil
HeReDoT_aLLy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla