bir kofteye fit olmak ...
Sizin bu "Hamburger" dediğiniz nesne, nihayet orta yağlı dana kıymasından mamul, bol baharatlı yassı bir köftenin yuvarlak ekmekler içine oturtulmasıdır.
Adını Hamburg şehrinden almıştır.
Ne imambayıldi'ya benzer, ne gözlemeye.
Aşktan paraya kadar her konuda hemen "sadede" gelen şapşal bir kültürün hızlı yemeğidir.
Hızı kesmeyecek bir çanta, şimendifer gibi tüten bir pipo...
Hamburger, bu tipin hızını kesmez; bilakis o'nu kamçılar.
Hemen tıkıştır ve kalk. Öyle hızlı olsun ki, ağzındaki ketçap artıklarını bile silmeye zor vakit kalsın.
Yanında da litre litre kola, kızarmış patates dilimleri ve bolca yuppi muhabbeti.
Çerez kabilinden bir yemek. Kendisinden çok, kağıt ve plastik artığı var.
Tepsinin üstü silme fast-food.
Ve tepsi, alamet-i farika olan bir palyaçonun elinde.
"Fast" bir mevzuda böylesi uzun bir girizgahı, bu garip taamdan kalkarak elalemin nerelere geldiğini göstermek için yaptım.
Gazeteden kesip saklamışım. Diyor ki Thomas Friedman, "McDonalds'lı ülkeler birbiriyle savaşmaz..."
Neden?
"Çünkü" diyor adam, "ortada McDonalds'ı yaşatacak kadar bir milli gelir, dahası böyle bir iktisadî ve toplumsal düzen varsa, o toplum küreselleşme idealini candan benimsemiş bir demokrasiye ve yapıya sa-hiptir. Ve bunlar, birbirleriyle savaşmayı asla göze almazlar."
Demek istiyor ki, kim ki cemiyet olarak dünyada durduğu yer bakımından "kendi rahatlığını" merkez alır, o'nun köftesi dinden gitmedikçe kılını bile kımıldatmaz!
Peki ya bu McKöfteleri alacak keseye sahip olamayan varoş ahalisi?
Işte orada durun. Friedman diyor ki, "evet, zaten savaş ancak bu toplumların kendi içinde olabilir."
Yani, köfte alamayanları da bertaraf ederiz, olur biter. Yani gizli bir "Evrensel Beyanname" var ortada. "Her köfte sahibi, şu şu şu hakları haizdir."
Afiyet olsun.
Mesele işte bu.
Yani biz, aslında Taksim'e cami, kurban derişi, darbeler ya da laiklik'i tartışmıyoruz.
Türkiye'nin sancısı, bir köfteye fit olanlarla, kendini bir köfteden daha aziz telakki edenlerin çatismasindan ileri geliyor.
Bir tarafta, ufku isveç tipi bir sosyal demokrasi ve bilmem kaç dolar yıllık gelirle sınırlı saldırgan terakkiciler; bir tarafta da, kendi varlığını ve mensubu bulunduğu cemaati, dünyanın hep muhtaç olduğu bir özsuyunu kalbinde tutan emîn bir çati bilen köftesizler...
Üstünde yaşamanın şeref olduğu bir dünya istiyorsanız, köftesizliğe ve kıyma makinelerinden geçmeye göğüs gereceksiniz.
Yahut diyebilirsiniz ki, "ulan bütün dünya olmuş bir fast food restoranı, bir masa da biz kapalım!"
Türkiye'nin yolları, işte burada çatallaniyor.
McDonald's bize çoktan geldi. Hem öyle geldi ki, onun murassa tahtını bizim cengaver lahmacun bile sarsamadı.
Ama Türkiye'de, aynı zamanda ve McDonalds'a rağmen bir cehd imkanı da hala var.
O imkan kullanılırsa, en hafifi imambayıldı olmak üzere, üstünde titrediğimiz her şeyi bu yangın alanından kurtarabiliriz.
Yok değilse, ayaklarınızı toplayın. Big Mac'ten dışarı sarkıyor çünkü...
Süleyman Cobanoglu
( yobazliga övgü )
__________________
ibrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim ..ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim ...
|