|
Asistan Moderatör
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 839
Tecrübe Puanı: 6 
|
ÖZ DUYGUM
Zat-ı sultan-ı beka, yani meâni husrevî
Saz ve söz ahengin etmiş aşka bûrhan-ı kavî
Ben ezel sermestiyim, meydanım arş-ı müstevî
Aksedince gönlüme şems-i hakikat Pertevî
Meyde Bektaşî göründüm neyde oldum Mevlevî
Nur-ı hüsnün, nâr-ı aşkın şem’ine pervane var
Ömrümü vakfeyledim, birdir bana mehd ü mezar
Varsa kalmış sırr-ı hilkatten yegâne yadigâr
İşve-i ney, neşve-i mey etti gönlümde karar
Gûş edince bezm-i vahdette rumûz-ı Bişnevî
Hubb-ı Haydar bu tarîkın hem sonu, hemde başıdır
Cavidan ü Mesnevî, misbâh-ı şu’ le-pâşıdır
Suret-i manada Hünkâreyn sır kardaşıdır
Meşrebin Molla-yı Rumî, mezhebim Bektaşîdir
Ta ezelden yandı dilde bu çerâğ-ı manevî
Rişte-i ömrüm rebâb-ı cismimin evtârıdır
Her rek-i can perde dest-i hecr, bestegârıdır
Zahm-ı sinem lâledir gözyaşlarım enhârıdır
Hamse-i âl-i abâ esrarının gülzarıdır
Bu iki nurun tecellâsı ile gönlüm evi
Olmadım meftunu mâlin, rütbenin sim ü zerin
Zevki, şevki neyle meydir rind-i azade-serin
Dest-i cûdundan çekip kallâvî-yi Peygamberin
Mazhar oldun feyzine Neyzen Cenab-ı Hayder’ in
Kilk-i irfan-ı beyanın yazdı bu şi’r-i nevi.
ÇAR NİKOL’ A
Ateş-i zulmü başından burc-ı tahta çıkmada
Bunca vâhın, nâlenin, derdin, gamın, âhın, ofun
Dübb-i ekber kutbuna baktım tefe’ül eyledim
Taht-ı çarın tersine dönmüş semada Moskof’ un
İnfilak eylesinde çeşm-i ezel
Bu hayasız diyarâ yağsın ecel
Kıl tecelli ya....,ya Kahhar
Kalsın erbâb-ı mel’ anet nâçâr
Aç bıraktın milleti, hırsızlığı sürdün öne
İsterim Allah’tan tez günde ikbalin söne
Bin musibet, bin belâ yağmaktadır günden güne
İsterim Allah’ tan tez günde ikbalin söne
Bazı gençler seni taklit ediyormuş duydum
Pek fena bir çığır açtın Neyzen
Serserilik denilen mahbubu
Alamaz koynuna her boşta gezen
İKİ KIT’ A
Şu doksan milyon Alman, hikmetiyle, ilm ü fenniyle
Tasavvuf ıstılahınca fenâfi’l-Hitler olmuştur
Feragat tacının altında vahdet sırrı zâhirdir
O yerlerde bu gün sulhun perisi asker olmuştur
Hangi ıslahata başvursan düzelmez memleket
Bir giderse fışkırır bin mertekip, bin muhtelis
Kanlı hendekler kazar devletle millet beynine
Saltanattan yadigâr-ı mel’ anettir her....
AYDEDE
Takdirin tasvibin bollaşır oldu,
Hüsufe uğrama, aman ay dede!
Nimetler, hizmetler kapalı geçsin,
Şüpheye düşmesin zaman, ay dede!
Saptın mı acaba tuttuğun yoldan?
Dualar almışsın yetimden, duldan,
....
Şu dümen kırışın yaman, ay dede!
O pembe bulutlar, sarardı, soldu;
Muhâlif rüzgârla yelkenler doldu;
İşaret feneri görünmez oldu,
Her yanı bastırdı duman, ay dede!
Yetişir gurbetten aldığın öğüt;
Kim sola yanaştıysa kalmıştır züğürt;
Sen suya yular tak, altından yürüt;
Sesini çıkarmaz saman, ay dede!
1948
MEVLANA
Yaş elli beş, boy boyunca, imiş biraz kanbur,
Demek ayıb değil amma edepte hayli kusûr
Bir inhinâ ki sevimli şu devr-i pirîde,
Fenâ-yı mutlak içinde bir ölmeyen zinde.
Başında bir keçeden takke amma, sivri ucu,
Pek öyle dikkat edilmez, şi’ârı göz yorucu.
İner o takkenin altından omza dek saçlar,
Kıvırcık uçları, pek çok değilse de ak var.
Kulakların küpesinden yukarısını perçem
Kapatmış, ondaki ma’na, bir uzlet-i mübhem.
Alın açık gibi amma görünmüyor o kadar,
Ve takye haylice inmiş ki nâsiye pek dar.
Hutût-ı cephe mukavvesce ince, sık ve derin
Kaşında bir iki ak var, çatık değil de yakın.
Sakal da nîm-kıvırcık, uzunca, kır düşmüş,
Dururdu sol kulağında bir ince halka, gümüş.
Bıyıklar ağzını örtmüş, bu bir süküt-ı belîğ,
Firaak-ı Şems’i eder sabr-u aşk ile teblîğ.
Ten esmerimsi, yanaklarda sâye-i sufret,
Bu gölge zıll-i ledünden hâyal-i mahviyyet.
Kaş uçları kapamış, göz kapakları mestûr,
Bu gölgelikde ki kirpiklerin zılâli, fütûr.
Nazarlarında tahâkküm var amma nâ-mahsûs,
Akardı her nigehinden nice cihân-ı şümûs.
Bakışlarında meâni akar, coşar, köpürür,
Bir ân-ı lemhada kalbi ebedlere götürür.
Yeşil, pamukları çımış solukça hırkası var,
O vardı sâdece sırtında bir de bir şalvar.
Zemîni yerden epeyce yukarda bir taş oda,
İçinde musluk, ocak var, tavan, taban tahta.
Bir enli pencere şark-ı şimâliye nazır,
Bina da Devre-i Selçuk’a ait, anlaşılır.
Basit içindeki eşya, pek azdı mefrûşât,
Bu hücreden çok uzaktı gam-ı hayât-ü memât.
Girince pencerenin karşısındaki köşeyi
Tutan bu pîr idi, peşinde vardı neyle meyi.
Önünde râhleye benzer ve oyma bir kürsî
Derûn-ı hücre bütün bir mehâbet-i kudsî.
Bu akdesiyyeti i’ lâ ederdi Mevlânâ,
Yazan serâiri işte bu nûr-ı arz-ü semâ,
Fakat bilir misiniz, bû huzûr-ı izzette,
Bu kûşede ve bu ayn-el-yakin hakiykatte.
Dikilmiş arşa kadar bir sütûn-i ıtmi’nân,
Bu nûr, nûr-ı Ali’dir, emânet-i Kur’an,
Ulûm-ı zâhire burda güneşte bir yarasa,
Fezâ-yı lâyetenâhiyyet acizden de kısa,
Uyûn-i felsefe a’ma, vukuf-ı fen kötürüm,
Bu yerden ben şunu bildim demek cahîm, uçurum
Serîr-i saltanatı fakr, ihtişamı dehâ,
Şehi bir aşk-ı müebbed ki hep firaak-u bükâ.
Semâsı hîç-i mutlak, şihâb-ı sâkıbı gâm,
Terâneler ile mülhem, yağar hayâl-i elem.
Mesîl-i hâme-i ma’nâ nedir? Kelâm-ı sübût,
Lafızda yer tutabilsin serâir-i lâhût.
Bu dinde düzah-u cenneti, azâblar yanıyor,
Bırak hayâtı, ölüm, ra’ şelerle kıvranıyor.
Mezârı hufre-i vuslet, taşı hayâl-i emel,
Harâbe-i şubehâtın içinde yok meş’al.
Bu yerde yok olabilmek kadar bir emr-i asîr
Tahayyül eyliyemem ben ki eyleyim tasvir.
Dehâ-yı hârikanın bu, harîm-i hikmetidir,
Kader bu hikmete bigânedir, maiyyetidir.
Fakat bu hikmete sermâyedir vücud-ı adem,
Heman bu yokluğa karşı bütün sücûd-ı kıdem.
Bir izdihâm-ı müebbed değil, bu, sırr-ı vücûd,
Bu sırda oldu nümâyân hakaayık-i mevcûd.
Demek ki kendini bilmekte vâr imiş hikmet,
Muhabbet ehli olan, kendini bilir elbet.
Bilirse al neyi vakt-i terânedir Neyzen,
Hayât bir dem-i sıhhat, kaçırma fırsatı sen!
Tıp Fakültesi Hastahanesi 16/2/1337
FELEK
Yamansın her zaman aldattın beni
Hem düşürdün, hem de kaldırdın felek
Mecnun’sun diyerek Leylâ peşinden
Issız vadilere saldırdın felek
Rehberimsin dedin, benise kördüm
Elimle başıma çok çarap ördüm
Kendimi unuttum âlemi gördüm
Hesapsız günahlar aldırdın felek
Bir devadır dedin zehir tattırdın
Gençliğin okunu boşa attırdın
Körlerin yurdunda ayna sattırdın
Çıkmaz sokaklara daldırdın felek
Uyuşmadı gönlüm mert ile zenle
Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle
Hicran köşesinde bozuk düzenle
Neyzen’e her telden çaldırdın felek
BANA NE
Serseri bir herifim, kevn-ü mekândan bana ne,
Ezelî derbederim, hükm-î zamandan bana ne,
Kendimi ... lemedim pir-ü cevandan bana ne,
Bir mümessel ölümüm kâr-ü ziyandan bana ne,
Kaniim hiçliğe âsâr-ı cihandan bana ne?
Nefsimin ecnebisi olduğumu anlayalı,
İlmi, fenni hiçe saydım ve bütün mahasalı,
Medeniyet benim indimde bugün bakla falı,
Sen gözetle bitecektir köse dehrin sakalı,
Bu oyundan, o koyundan, karamandan bana ne?
Baş siyasetçi olan şu ( Klemanso ), ( Askit )
Alaman, Yunan, İtalyan sürerek her yere fit,
Ördüler serhad-i vicdana ölümden bir çit
Beşeri soymak için dalga ile bir sürü it,
Hırlaşırlar o o yandan, bu bu yandan bana ne?
Gerçi gittim ... min doğrusuna ben kırk yıl,
Gel .ötün varsa humarından o sahbanın ayıl,
Bir boğaz tokluğuna her şeye oldum da kail
Serserisin diye iş vermediler; gül de bayıl,
Muktezası bu olan arz-u beyandan bana ne?
Berk-i aşkın ... oldu siper-i saikası,
Nefsimin santralında babamın hârikası,
Ne vakit geçmiş ise, destime fırsat yakası,
Kendimi sanmış idim âb-ı hayatın sakası,
Şimdi vuslat arayan servi revandan bana ne?
Olmuşum vâd-i hayretteki aczimle alil,
Edemez hikmet-i esrarını insan-ı gavil,
Göremez gördüğümü, şerh-ü beyan-ü tafsil,
Bu muallim, bu muharrir, bu muhacir, bu asil,
Bu zavallı, bu siyasi bu yamandan bana ne?
Bulamaz derdime çare babam olsa lokman,
Satılır beş paraya din pazarında iman,
Düşünün halimi bir kere ne çektim ihvan,
Romatizma, metelik yok, rakısız aç ve yayan,
Kanlı tacı taşıyan taht-ı revandan bana ne?
Gün olur ki bulamazsın ne bir ekmek, ne tütün,
Parçalanmış ceketin, belki açıktır da .ötün,
Bana ne bundan efendim? ... beni dinle ve bütün,
Nâz-ı ibda-ı zaferle bizim illerde bu gün,
Esiyor bâd-ı sabâ toz koparandan bana ne?
....yim kalp dinini kahbe, gâvur Avrupa’ nın,
Onu ıslah-ı adalet diye hâkim yapanın,
Vatikan’ da öperiken .ötünü kart papanın,
Ararım aslını İncil’ e gönülsüz tapanın,
Çekemezsin beni, bu sendeki kandan bana ne?
Çalabın birliğine can-ü gönülden taparım,
Türemin gayrisi hiç bir yola gitmem saparım,
Karımı Salih efendi diye dursun yaparım,
Yakasından, sakalından o gün elbet kaparım,
Bu yavuklum var iken o kezibandan bana ne?
Derd-i mâzi ile bir ökseye kasden bastık,
Vatanı, halkı cehaletle kavurduk, kastık,
San’ atı, ilmi siyaset ile boğduk, astık,
Yoksa şimdi başımı koymak için bir yastık,
O fırından, şu hamamdan ve bu candan bana ne?
Müslümanlıkta tasavvuf geriyor cehle göğüs,
Râfızî, şîa ve sünnî tanıma hepsine küs,
Bunları suret-i zâhirdeki alâyişi süs,
Kerbelâ, Mekke, Medine, Horosan, Kilise, Kudüs,
Medrese, tekke, manastır, Vatikan’ dan bana ne?
1933
HAYAT ARMONİSİ
Suçlu elbette ceza-dîde olur, olsa bile
Çiftliği, fabrikası, bankası, hatta vapuru
Onu mahkûm edemez emr-i adalet bile
Var ise şayet elinde mütehassıs raporu
Anladın ya bu işin iç yüzünü, kes sesini
Kimseye açma sakın, nefsini dikkatle koru
Sözüm ver de kulak git sazını eyle akort
Bil hayat armonisinde şu minor la majoru
Böyledir şartı hayatın şu cihan-ı gamda
Para verdinse yerinme, vapuru sanma boru
Alınır taht-ı tedaviye azab-ı vicdan
Korkmasın katil ve gaddarın eğer varsa zoru
Fahrî üstad-ı cihan olsa gerektir Neyzen
Ki onun sanatıdır sahne-i tıbbın dekoru
GEÇER
Izdırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,
Ömr-i fâni gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyliyemez hânde-i hurrem de geçer,
Devr-i şâdi de geçer gussa-i mâtem de geçer,
Gece gündüz yok olur, ân-ı dem âdem de geçer.
Bu tecellî-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çağlayan göz yaşı mı, yoksa ki hicrân seli mi?
İnliyen sâz-ı kazânın acaba bam teli mi?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu’ ünun filimi,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer.
İbret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
Nefsini kurtara gör masyâd-ı mâfihâdan.
Niyyet-i hilkâtı bu aşk-ı cihân-arâdan,
Önü yokdan, sonu .oktan, bu kuru da’ vâdan
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.
Ne şerîat, ne tariykat, ne hakiykat, ne türe,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre,
Câhilin korku kokan defterini Tanrı düre!
Mâ’ rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
Cennet iflas eder, efsâne-i Adem de geçer.
Serseri Neyzen’ in aşkınla kulak ver sözüne,
Girmemiştir bu avâlim, bu bedyi’ gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
Pir olur sâkiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
Hâk olur pîr-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.
1943
AYGIR İMAM
Ben nasihat veremem gerçi size Aygır İmam
Kafa tutma saz için sen de bize Aygır İmam
Su-i niyyet taşıyan alçağa lânet olsun
Yoktur asla garazım zatınıza Aygır İmam
Sana karşı kötülük varsa eğer kalbimde
Atarım varlığımı Akdeniz’ e Aygır İmam
Sayarım hatırını, hem de seni incitmem
Korkarım taş atamam ben kerize Aygır İmam
Saldırışlarda soğukkanlılığın mucizedir
Hani örnek gibisin İngilize Aygır İmam
Bu akort olmadı, dersin üzülürsün boşuna
Kulak asma olur olmaz pürüze Aygır İmam
.... rurdun içine orgu akort etmek için
Kardinal olsaydın Portekiz’ e Aygır İmam
Gel düzen meselesinde adını b.. latma
Dokuza çıktı mı inmez sekize Aygır İmam
Şu kulaksızlığını radyo da ilân ettin
Bu rezalet foyası çıktı dize Aygır İmam
Bir çelik parçası davanızı tekzip etti
Sustuk amma hepimiz, ben geveze Aygır İmam
Musikî servetinin haznesi, ardiyyesi yok
Yüklemiştir onu hak bir öküze Aygır İmam
Bu da gül pembesi derdin de kırardın, rekoru
Kadı olsaydın eğer sen Serez’e Aygır İmam
Paraca pulca bu yıl hayli kalınlaştın ha
Ateş-i “ Veylün likülli hümeze ” Aygır İmam
Pek zebûn-küs diyemem amma ezersin zayıfı
Lüpe geldi mi taparsın semize Aygır İmam
Yan bakarsın biraya, konyağa amma geriden
Kıç atarsın, şaraba, sertçe düze Aygır İmam
Bayılırsın pilice zannederim tilki gibi
Lüferin tazesi olmaz mı meze Aygır İmam
Saldırırsın boğarak nağmelerinle bezme
Köfteye, meyveye, bolca çereze Aygır İmam
Katakulli okuma, nağmelerin kaşkariko
Hilede taş çıkarırsın Muiz’e Aygır İmam
Bir kütüksün bu ilimde fakat aslın meçhul
Benzemezsin meşeye, pınala, hatta cevize Aygır İmam
Bir sicillin sayılır bu yazılar varlığına
İşte müsveddesi, sen çek temize Aygır İmam
Beyoğlu, 1936
BU DA BULUNSUN
Öpüldükçe be levs-âlûd etekler
Bükülmez bir zaman hain bilekler
Dualar, hüsnüniyetler, dilekler
Şifabahş olmadı gitti emekler
Bu ....den beka her kim ki bekler
Güler, ahvâline itler, eşekler
Bakan müstakbele, maziye, hâle
Görür, mahkûmdur millet zevale
Girer zanneylemek mızrak çuvale
Teşebbüs etmedir emr-i muhale
Bu.... beka her kim ki bekler
Güler ahvâline itler, eşekler
HAVÂLE
Düzelmiyen şu âlemin işini,
Ulu Tanrı’m olan nûra bırakım,
Sabreyledim, kırk yıl sıktım dişimi,
Gün görmeyi Nefh-i Sûra bıraktım.
Avrupa’yı, siyaseti, plânı,
Devletlerce uydurulan yalanı,
İngiliz’i, Fransız, Yunan’ı,
Felek denen şu kanbura bıraktım.
Enver’ ini, Topal’ ını, Şaşı’ yı,
Sakallı’ yı, bizim Çeribaşı’ yı
Malla’ daki tavşanlara aşıyı
Vurmak için bir doktora bıraktım.
Tetkik ettim her mesleği, her dini,
Bulamadım gamsız bir tek ferdini,
Anlatmak için Siyonist’ e derdimi,
Marko Paşa ile Tur’ a bıraktım.
Binbir aşrı doğururken bir gece,
Güvenilmez bu feleğe zerrece,
Bak tarihe saltanatlı bir nice
Süleyman tahtını mura bıraktım.
Çok krala çalkalayınca eleği,
Hâkim ettim kazma ile küreği
Mişlyarlarca mehpâreyi, meleği
Mezâr gibi bir çukura bıraktım.
Görsün cihan serseriler pirini,
Vermem Türk’ ün yerini
Müselleste olan üçün birini,
Konstantin’ le Anzavur’ a bıraktım.
Kulak asmam gürültüye, sese ben,
Baktım kalbim eli pişe, pese ben.
Yeri göğü yapan mühendise ben
İrfân adlı bir mezura bıraktım.
Feylesofa kaptan etsem Papi’ yi,
Göremezler fırtınayı tipiyi.
İspermeçet-zâde ile Kirpi’ yi
Mihrân ile Haçador’ a bıraktım.
Dilencilik yetmez gibi eline,
Dâr-ül hikme çıktı hakkın halline,
İstibrâyı sürsün frenk eline,
Mes’eleyi bir kubura bıraktım.
Yeni sahne zannetme ki bozuktur,
Piyesine hırlayanlar buçukutur.
İnci midir sancı mıdır ne .oktur.
Kemiğini direktöre bıraktım.
Deli Neyzen al mansuru destine,
Terâneyle selâm yolla dostuna,
Matbuatın masasının üstüne
Seyyâh iken kırık billûr bıraktım.
Haydarpaşa, 1337
MEŞIME-I ÜMMID
Deli gönül, daldın yine engine,
Hatırından neler gelip geçiyor?
Şarktan garba, garbdan şarka uçuşan
Bulutlardan haber gelip geçiyor.
Sevir’ deki muâhede, siyaset,
Çoktan çöktü, bunu bilmek mâharet.
Kerâmete kıç attıran ferâset
Postası her sefer gelip geçiyor.
Baktım harbin yıldızına, şebine:
Emperyalist kaynayacak dibine.
Derin duyan her devletin kalbine
Yırtıcı bir hatar gelip geçiyor.
Bir siyaset, bu saltanat, bu nişan,
Avlanan vicdana bir kanlı kapan,
Altı bin yıl bu, lâf değil, çarpışan
Kılıçlardan beşer gelip geçiyor.
Bu bayrağın mızrağının ucunda
Bir el gördüm, küre var avucunda,
Kehânetin Türk’ e ait burcunda,
Yeni bir şahaser gelip geçiyor.
Mebdeine kadar baktım hilkatin,
Göz gezdirdim düşturuna vahdetin
Milletine yâr olmayan devletin
Kapısından zafer gelip geçiyor.
Neyzen! İnsanların her bir katında
Gönül gözü az, gencinde, kartında,
Üniforma sandığımız sırtında
Pıhtıdan bir semer, geşip geçiyor.
Tıp Fakültesi Hastahanesi 1337
AKIN
Esselâm ey ulucan, İbn-i Süreyya Kör Ali
Bâb-ı Haydar’ da tevârüsle müheyyâ Kör Ali
Nam-ı zatın Ali İhsan da olur ya Kör Ali
Künyeni böylece yazmaktaki mana Kör Ali
Her muhatap nazar-ı dilde serâpâ Kör Ali
Künyeniz ailece; eski Kızılbaşoğlu
Kökünüzden başınız Babıâli’ ye bağlu
Bilirim ki yüreğin derd-i vatanla oğulu
Gerçi devlet ile hemsin, bu siyaset, bu gulû
Bence tarihi de bıktırdı bu dava Kör Ali
Pek kolaylık ile olmaz bu işin tesviyesi
Şekl-i milliyeti bozmuş, tepeden zaviyesi
Yeni baştan yapınız sahneyi, fikri, piyesi
Dolmasın bir sürü sırtlanla amel nahiyesi
Bir iken tecrübeniz oldu dü-bâlâ Kör Ali
Her taraftan yine cûşân oluyor, ehl-i hulûl
Semtiniz olmada çok alçağa mersâ-yı vusûl
Bulmasın fikr-i edânî vü fiten cây-ı husûl
Çevirin ters yüzüne bunları ettirme kabul
Oluyor hemdeminiz bir sürü ednâ Kör Ali
Açmazın hurdesi malûm ya dışarıdan görünür
Rûh-ı maksat bilenin fikrine her an görünür
Tecrübe ehline âyîne-i devrân görünür
Hall-i esrar-ı muamma sana rahşân görünür
Münkeşiftir sana bu ka’r-ı muamma Kör Ali
Rehberin şule-i tarih-i mükerrer olsun
Maksadın hikmet-i azminle mukadder olsun
Tarh u zâidle bu iş vahdete müncer olsun
Geçen âsâr-ı vekâyi’ sana ezber olsun
Ortadan kalkar adamla bu belâya Kör Ali
İhityaç artmalı takdîs ile ehl-i hünere
Nazar-ı gaye uzandıkça, huzur-ı beşere
Verme yüz sanata bîgâne olan derbedere
Olmalı hisle mücehhez yazılan bu sefere
Etmeyin soysuzu ikdâr ile bâlâ Kör Ali
Almayın mahfel-i fikre edevât-ı kenefi
Seçin eşhâs-ı hıyanet ile ehl-i şerefi
Çıkmasın ahd-ı karibin yine şerrü’ l- halefi
Size atfen, kokuyor bir nice âmâl-i hafî
Hakka karşı ürüyor eski heyûlâ Kör Ali
Fikr-i icad-ı hayat-ı nev olursa hidemât
Yok, değildir, bu cihetçe, elinizde âlat
Sı..*** b..ları tathîre gerek tensîkât
Ediniz ehl-i fezâille bu sa’yi ispat
Olmasın sahn-ı vatan alçağa me’va Kör Ali
Herkesin lokması bir cevher olursa, işine
Uyar edvâr-ı siyaset feleğin gerdişine
Takmayın her “it” i bu mevkib-i sa’yin peşine
Bu demir leblebidir, gelmez esâfil dişine
Ehl-i hak belli olur lâhzada ra’ na Kör Ali
Beslenir rûy-ı melâhat diye bin şahs-ı kabîh
Bunların varlığıdır millet için zulm-ı sarîh
Sine-i devleti tarih ile ettik teşrîh
Aşikâr oldu, maraz, geçti, nezaket, telmîh
İş bu merkezde diyor cümle etibbâ Kör Ali
Haladan geldi a sor aklıma ey merd-i metin
Gösteriş, akıbeti her vakit eyler tayin
Istıfâ’ ya o kadar teşne ki bu fikr ü zemin
İşinizde hak erenler ola himmetle mu’în
Doğruya yardım eder Hazret-i Mevlâ Kör Ali
Tıp Fakültesi Hastahanesi Haydarpaşa 1337
BAKTIM, AĞLADIM
Yâd-ı hayâl-i yar ile
Gülzâra baktım, ağladım,
Andım şemim-i kâkülün,
Ezhâra baktım, ağladım,
Kalbim esir-i aşk-ı yâr,
Gönlüm hevayı bî-karar,
Eşkim misâl-i cuybar,
Asâra baktım, ağladım.
Hicrân ile dil oldu hun,
Bahtım yaman, tali’ zebun,
İkbali gördüm ser-nigun
İdbâra baktım, ağladım.
Müstekbelim olmuş hebâ,
Hâlim belâ-ender belâ,
Mâzideki bî-intihâ,
A’sâra baktım, ağladım.
Bir bî-kesim, bî-hânımân,
Şimdi bana dağlar mekân,
Feryâdıma ma’kes olan
Kühsâra baktım, ağladım.
Kalb-i hazînim ye’s – pûş,
Hemrazım oldu hep vuhûş,
Karşımda pür cûş-u hurûş
Enhâra baktım, ağladım.
Firkatle ney feryâd-zen,
Tanbur ise sevdâ-füken,
Mızrâb-ı gamdan inliyen
Evtâra baktım, ağladım.
Sen nerdesin ey nazlı yâr,
Sinemde aşkın paydâr,
Kalbimde senden yadgâr
Esrâra baktım, ağladım.
Çukurçeşme-İstanbul, 1317
NE DESEM ?
Acaba ben de bugün kendime insan mı desem
Yoksa emsalimi temsil ile hayvan mı desem
Her yanından kemirir yurdumu azgın bir hırs
Çekilen kahra lütuf, çileye ihsan mı desem
Dahli yok kimseciğin, hep kabahat kendimde
Delilik min-tarafillâh bana bir şan mı desem
Gözünü açma da sen var elin efkârına uy
Eli dinle, ele bak, el sözüne kan mı desem
Şu sadakat denilen köhne tuzak yok mu bugün
Yeni dinde buna ben sure-i şeytan mı desem
Dalkavukluk denilen ilm-i hulûlün sırrı
Bilinirse apışır servet ü sâmân mı desem
İşte yüz bulduların yağtığı iş, bildiği söz
İstikamet karaborsa, çala tırpan mı desem
Gizli bir el izi var her dolabın çarhında
Ser dümen dalgada, gel bak şuna kaptan mı desem
Soramaz kimse cesaretle şerîrin işini
Astığı astık olur; kestiği kurban mı desem
Yedi Eylül ile fethetti refahın yolunu
Topatan kal’asına işte kumandan mı desem
Eski bir ekzemadır şimdiki Van meselesi
Çok karıştırma yalandır, bu da bühtan mı desem
Karagözcü ne komuş perdeye göstermeye bak
Sen bırak da sözü git dertlerine yan mı desem
İsterim ben de öğünmek hani bilgi nerede
Her kelin perçemine sünbül ü reyhan mı desem
Vâizin sunduğu kevserle cemaat sarhoş
Camiye bar mı desem, mescide dükkân mı desem
Yaptırır âdeme her şeyi geçim dünyası
Kara kaplı kitabın falları ferman mı desem
Sonu yoktur, bu didişmek ezelîdir Neyzen
Hikmetin buyruğu elân kemâkân mı desem
__________________
HİÇ...
|