|
Asistan Moderatör
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 839
Tecrübe Puanı: 6 
|
TÜRK’ E BİRİNCİ ÖĞÜT
Şimdi geldin az buçuk aslından imana Türk
Çekmek isterdim seni çoktan beri divana Türk
Sinede mihrab-ı Beytullah’ ı bul, virane Türk
Bî-tekellüf gir harîm-i Hazret-i Yezdan’a Türk
Bastığın yerlerde şan ver cinsine, vicdana Türk
Dizginin canbaz elinde olmasın bak dikkat et
Çektiğin âlâm-ı istibdadı vird-i ibret et
Davran artık, nefsini öğrenmeye son gayret et
Kalbini aşk-ı vatanla mabed-i milliyyet et
Ateş-i hicranla ver su hançer-i giryâna Türk
Arş-ı âlâya asıldı huccet-i milliyyetin
Kendi nefsinde görülsün halka, hakka hizmetin
Ehl-i zulme kulluk etmekle onulmaz illetin
Madrabaz kumpanyasından farklı kalmaz devletin
Zorla anlat bunları aza-yı Mebusâna Türk
Himmet-i pir-i zamanla tayy-i eb’ad eyledin
Hâk olan ecdadını ihya edüp şad eyledin
Ölmeyen tarihini dünyaya inşâd eyledin
Sâyesinde dipçiğin bir varlık icad eyledin
Dehre eyvallah dedirttin yazdığın fermana Türk
Cevher-i hilkat senin askerliğinle müftedir
Ma’bed-i milliyyetinde oldu mabudun demir
Arş-ı mevcudiyetinde âlem-i imkân nedir
Yaptığın şu inkılâbı ölçemez hikmet, cebir
Gıpta eyler saha-i icadına efsane Türk
Bir belâsın İtilaf’ ın kuvvet-i mağruruna
Bir kırık kağnıyla çıktın fenn-i harbin Tûr’una
Bunca devlet oldu mağlûp akıbet mahsuruna
S..tın amden ilm ü fennin hikmet-i düsturuna
Doğrusu açlık pes etti sendeki idmana Türk
Hikmet-i hilkat seni kılmış temeddünden muaf
Bir beis yok etsen âsâr-ı asırdan inhirâf
Hacc-ı Ekber’ se muradın, kalbini eyle tavaf
Varsa cürmün, bilmemektir kendini, et itiraf
Kendin attın kendini her zillete, hüsrana Türk
İşte Mekke, Müslümanlık inhisâr altındadır
Hacca niyyet eyleyen katl ü hasar altındadır
Bak vatan baştan başa bin iftikâr altındadır
Yuttuğun bir lokma, halv ihtikâr altındadır
Bir nazar kıl bunca yıldır verdiğin kurbana Türk
Bir ceza çektin ki on beş yıl sebepten bî-habîr
Üç buçuk mülhid rezilin keyfine oldun esir
Padişah alçak, kumandan fahişe, hain vezir
Sû-i idrakinle Azrail’i zannetin sefîr
Böyle girdin suretâ âyîne-i devrana Türk
Kendi yurdunda, evinde kaç asır kaldın garib
Başına oldu musallat bin heyûlâ-yı acîb
Medrese, tekke, mekâtib, hepsi de millet firîb
Aldığın kâfi sana Gazi-i Ekber’ den nasib
Katma esrar-ı Hüda’ ya bir zaman bîgâne Türk
Sıdk ile askerliğin kâfi rızaullah için
Üzme artık kendini bir şeyh için, dergâh için
Eğme başın suret-i iblise eyvallah için
Çektiğin çille yekûnen bilki, illallah için
Kanma âyin-i Cem’ e, irşada, bir meydana Türk
Varsa aslı bunların âlemde ....ler beni
Aşikâr etmiş sana eşyayı Hallâk-ı ganî
Beklenen esmâ-i Hak’ dan bil ki mangır madeni
Dervişi bağlar yularsız tekkeye şeyh-i denî
Olma artık bir kenef kandiline pervane Türk
Âl-i Osman’ da Hasan, yahut Hüseyn, yahut Ali
Var mıdır böyle isim bak; bu hakikat pek celî
Hepsi de baştan kıça zulm u tasalluk mahmeli
Tam bin üç yüz yıl bu fitne, oldu halkın engeli!
Sen bıraktın hakkı, taptın zalime, sultana Türk
Kurduğun tâk-ı siyaset âsmâna gıbta-res
Aylı yıldızlı şu bayrak Kehkeşân’ a gıbta-res
Yazdığın ferman-ı milliyyet cihana gıbta-res
Ahd u mîsakındaki kudret zamana gıbta-res
Aferinler içtiğin peymâne-i peymâna Türk
Sulhu imza eyledin mahbûb-i âlemsin bugün
Çınlıyor ufk-ı siyasette kemalâtın bütün
En muazzam inkılâbı sen ki yaptın işte dün
Bir değil bin yâr seven az bile gönlün içün
Top gibi sağlam .... aşk ulu cephana Türk
Aşk ile fasl-ı .... şimdi germiyyet verin
Menzil-i imana şeklen ruh-ı milliyyet verin
Şaha kalkan her .... âbiş-i ziynet verin
Baştan atma yapmayın, bu hizmete kıymet verin
Neslimiz azlaştı, hoş bak, hizmet et nisvâna Türk
Öyle .... ki .... er nişanı kalmasın
Güft ü gûya avretin asla zamanı kalmasın
Başka sevda çekmeye tâb u tüvânı kalmasın
Meclis-i nisvâda erkek imtihanı kalmasın
Sen isim bulmakla meşgul ol doğan oğlana, Türk
Kızları tayin edin resmî umûr-ı devlete
Evlenince aşina olsun merhâm-ı hizmete
Valide vâkıf bulunsun ihtiyaca servete
Başka bir revnak verir hatun kişi cemiyyete
Pişdâr olsun kadın her saha-i imrâna, Türk
Kükremiş bunca .... var ümmet-i merhumede
Eyliyor arz-ı salâbet saha-i ma’lûmede
Anlamam hikmet nedir şu âdet-i meş’ûmede
Mantık olmaz böyle bir hürriyyet-i mahkûmede
Duymamıştır böyle derdi sorsalar Lokman’ a Türk
Her muattal .... kudurmuş pür lehîb-i ihtiras
İhtilâc-ı kahr-ı hasretten diler daim halâs
Bir sefarethâne-i gamdır ki yok bekçi, kavas
Bir cehennemdir ki vuslat yutkunur hicrana has
Bir beladır ki musallat dert ile dermana Türk
Olmalı hatun kişi zor-i .... le zarta-keş
Ufk-ı aşkı yakmalı hicranlı bir kızgın güneş
.... velhâsılı, esmer, beyaz, zenci, habeş
Vardır istiğna eden bir çok eşek, abdal, gebeş
Bunları teşbih eder erbâb-ı dil hayvana, Türk
Düşmesin .... in zebûn mekkârede kuyruk gibi
Şanla sallansın .... top gibi, tomruk gibi
.... yumruk alt .... marpuç,... pulluk gibi
....yer kalmalı virane bir .... gibi
Dikkat et, bak, sıhhatında bu gibi noksana Türk
.... haysiyyet temeldir dildeki cemiyyete
Mensec-i vuslat modeldir sanat-ı nesviyyete
Düşmesin Musa gibi ol nesne Tûr-ı şehvete
Bir şereftir bu şerait unsur-ı milliyyete
Karşı durmaktır hüner enfüsteki tufana Türk
Evvelâ lazım çobanlık hikmet-i matlab ile
Sâniyen sanat, ziraat feyz-i rûz u şeb ile
Sonra karnın doydu mu Türkane bir meşreb ile
Balta, tırpan, manda, kağnı, panguduz merkeb ile
Git .... bir dûş-ı istilâ Frengistan’ a Türk
Beyzâ-i ankayı anla boş tavuk kehkehleme
Ehli takdir eylesin, sen kendini pehpehleme
Alt yanından kaydırıp ta mâverâya dehleme
Lâ-yukâlî bir hata-yı hırs ile yestehleme
Sapma şehrâh-ı safadan vadi-i isyana Türk
İ’tilâ-yı mülk için milli .... kartalmalı
Mor .... maplak gibi ta ka’r-ı .... dalmalı
.... zorla her santimde gümrük almalı
Âşıkân sırt üstü saatlerce baygın kalmalı
Böyle gir dinî zaferle ravza-i rıdvâna Türk
Bastığın anda gıcırtı kağnıyı andırmalı
Bâde-i vuslât .... mest edüp kandırmalı
Dehledikçe hırs ile yekdiğerin kızdırmalı
.... safadan bahs açarken .... fındık kırmalı
Böyle yap asma kulak hakkındaki bühtâna Türk
Yasemini sineye tezyîn eder bir çift turunç
Çizmeden versin nişan .... ki yapışsın .... konç
Öyle zannetsin görenler .... bir dökme tunç
İlk nazarda .... gıdıklansın .... kırsın kulunç
Nesl-i âti aşkına .... minnet et canana Türk
Verdim Etlik Bağlarından pendime işte hitâm
İstemez bundan ziyade halka tatvîl-i kelâm
Affedin, yoktur sözümde intizam u insicâm
Serseri bir Neyzen’im, âşıklara ba’de’s-selâm
Yadigâr olsun bu nazmım meclis-i ihvâna Türk
Ankara – Etlik 1923
TÜRKE İKİNCİ ÖĞÜT
Gel, günaydın, şimdi bak şu kurduğun âsâra Türk
Başlamıştır ülke isti’dâdını izhâra Türk
Âsmânı yık yığ, istiklâli istikrara Türk
Nanköre açtırma göz, hiç verme yüz ağyâra Türk
Basmasın nâdân ayağı rehgüzâr-ı yâre Türk
Zalimin titrek elinden çektin aldın dizgini
Kükresin nâmerde tarihinde bir kaplan kini
Tuttuğun yol asra ait her teceddüdden yeni
“Müstakim ol Hazret-i Müncî utandırmaz seni”
Aklın erdiyse yeter bir Vâhid ü Kahhar’ a Türk
Kudret-i fıtrıyyeni andıkça ah ettim sana
Gitme maziye dedim, talim-i râh ettim sana
Şapka giydirdimse zannetme külâh ettim sana
Can gözüyle sahne-i dilden nigâh ettim sana
Verme artık gönlünü, dükkân gibi îcâra Türk
Vahdet-i milliyyedir efrâdı ancak kurtaran
Aşk-ı Gazi ateşiyle kaynayan millete kan
“Hâkimiyyet milletindir”, gökte ol sahip-kıran
Zağlasın çarh-ı felek şimşîrini, sen salt kuşan
Bir emirberdir kapından bastığın seyyâre Türk
Gönlünü gark eyle menşûr-ı dehânın rengine,
Bak riyâzî bir nazarla şimdi Türkün cengine
Öyle bir Türkâne meşreple getir ki dengine
Sâz-ı sulhun perde perde nağme kat ahengine
Ey güneşten sıçramış her ferdi ateşpâre Türk
İnkilâbı halk ederken parladıkça mu’cizât
Anlamış sinyaldeki imayı ruh-i hadisât
Bekliyor siması devrânın güneşten iltifat
Hâle-i sulh-ı cihana verdi ay yıldız hayat
Ben de şaştım bu terennümlerdeki esrara Türk
Varsa dostun dipçiğindir, öp de omzunda taşı
Merde hürmet eyle, nâmerdi görünce çat kaşı
Bak nasıl rapt eyledin etrafı, Moskof kardaşı
Bence senden çok küçüktür eski tarihin yaşı
Âsmâna kak temel arz eyle de mimara Türk
Âsmâna kak, temelden maksadım teyyare yap
Cehli kahrettikçe idrakinle fenne, ilme tap
Gitme mazinin karanlık yollarından, garbe sap
Varsa iblisin külâhı, sen atik davran da kap
S....da giydir düşmen-i bîdâd olan eşrâra Türk
Mümkünün tahlili ânde bin tecelliyât olur
Tehlikeyle oynanılmaz akıbet heyhât olur
Himmet-i tarih ile her müddeâ ispat olur
İnkirâzın tahtı kürsî-i ilâhiyyat olur
Bence davetnâmedir bu safsata idbâra Türk
Kalkmadıkça bunlar ev, yer, bağ, çayır yoktur sana
Bunları kaldır, maarifte bayır yoktur sana
Kendi mülkündür vatan, ortak gayır yoktur sana
Yık dedim, yık, kanlı kürsîden hayır yoktur sana
Ba’demâ meydan bırakma bunları tekrara Türk
Kendi mülkünde garibane dilendin din için
Tıpkı beygirler gibi döndürdü şeyh ayin için
Sırtta heybe, cerre çıktın gafleti telkıyn için
Pek fedakârane yandın bir Kureyşî kin için
Çal da söylet bunları sazındaki evtâra Türk
Gönlünü dinî tufeylîden temizle gün gibi
Aşka iman et de durma vuslata küskün gibi
Çektiğin âlâm-ı eyyâmı unutma dün gibi
Aç gözün, çıldırma bir Leylâ için Mecnun gibi
Bir marazdır bu; de geç, âşıktaki efkâra Türk
Bir müzisyen geldi Alman Ştrigler’miş adı
Öyle kudret var ki idrakinde aklım oynadı
Anladıkça gönlünü Türkün muhabbet kaynadı
Garbın asrî bir dimağınca sazın varmış tadı
Kısmet oldu çok şükür dinletmesi bîdâra Türk
Bence ibdâ’ın ocağı gönlünün altındadır
Kesmiyor sanma, kılıç bir köhne eski kındadır
Aşkı tekfîr etme, mesuliyyeti sırtındadır
Bir kulak ver kendine, gönlün bunun farkındadır
Sen neden bîgânesin ruhundaki eş’âra Türk
Söyle aşkın lânesinden kim yadırgattı seni
Hangi alçak aşka düşman etti, aldattı seni
Kendi mümkündür bu ülke, kim tutup attı seni
İtimadın bir kuru iman için sattı seni
Sen ki Cibril’i yaparken orduna mekkâre Türk
Musikîye ârız olmuştur yobazlık bit gibi
Bu akan çirk-i hilâfet sanata kibrit gibi
Saltanat davasına her faslı bir şahit gibi
Toplanıp hep bir ağızdan hırlaşırlar it gibi
Eyle bunlardan şikâyet dâhi-i serdara Türk
Kırk sekiz yıl kişver-i ibdâ’ı sardım, bekledim
Altı bin yıllık birikmiş bir de mazi ekledim
Kurduğum tabya haraba tuttu yüz, mertekledim
Gördüğüm âsâr ile müstakbeli gerçekledim
Sığmaz artık tuttuğun yol vadi-i inkâra Türk
Eşşeğinden patriğin her kim nasip almış ise
Her ne varsa bildiği fensiz: Boş anbar, boş kese
Garbı takdir etmeyen nâdânı sokma meclise
Hakka iman etmemek olmuş seviyye iblis’ e
Bastığın kâfi değil mi bunca yıl mantara Türk
Cevher-i milliyyeni soymuş harami, Kâbe’de
Cehle gömmüş ruhunu, sonra aratmış türbede
Öyle aldatmış ki teslimiyyetin bî-arbede
Sersem etmiş halkı döndürdükçe curnalcı dede
Ehl-i ....’ten hazer kıl, çünkü benzer mâra Türk
Hangi sem’iyyet olursa girme taktırma yular
Goncası milliyetin ağyâr elinde tez solar
Hür yaşa bak yadigârı ceddinin şu ordular
Karşısında İ’tilâf orduları zor durdular
Düşmanı teshîr eden başındaki mehpâre Türk
Dinlemem bir kimseyi, fikrim, kararım kendimin
Âsmânım kendimin, leylim, nehârım kendimin
Medd ü cezrim kendimin, ka’rım, kenarım kendimin
Çember-i devrâna hâkimdir, medârım, kendimin
Sırrımı fâş etmedim bî-intihâ âsâra Türk
Bu eserler inkılâbın ekmeliydi şüphesiz
Türkün istikbali ondan münceliydi şüphesiz
Tuttuğun el-Gazi-i müncî eliydi şüphesiz
Âkil-i ferdâne-bîna meş’âliydi şüphesiz
Secde eyler âsmânlar şemsini ikrara Türk
İstanbul - 1929
HEKİMLERE NAZ
Bir hazâkatzedeyim midemi tıp tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı şu aciz bedenim
Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere
Bir mezar oldu cihan, sanki etibbâ haşere
Hastane sanarak yok yere girdim çıktım
İbret aldım oralardan ve canımdan bıktım
Avnî’min himmeti erdi yine imdadımıza
Hâtime çekti bir el nâle vü feryadımıza
Kalmamıştır gibi aciz bedenimde bir şey
Yaşasın sine-i millete Hasan Vasıf Bey
CANAN’ A
Sevdalı akşamlar tekin değildir
Pek dolaşma gönül viranesinde
Gururlu güneşler boyun eğildir
Şaka yoktur aşkın efsanesinde
Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan
Farkı yoktur aşıkların sağırdan
Önce dumanları başlar ağırdan
Şaka yoktur aşkın efsanesinde
İhtimal vermezsin, hem inanmazsın
Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın
Mest olduktan sonra artık yanmazsın
Gönlüm gibi hikmet peymânesinde
Taptığın mihraplar çöker bir anda
Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
Tutuştu çırağlar, sevda devranda
Yanıyorum sazın teranesinde
Bir serseriyim ki dur aman bilmem
Kalbinden başka hiçbir mekân bilmem
Gök kandil olmuşum, âsumân bilmem
Bir mazi gözlerin meyhanesinde
Karanlık zülfünü bir görmek için
Göz kanat olmuştum cin melek için
Bana yeter artık buselik için
Hatıra telleri dil şânesinde
Gönül rebâbında olamaz düzen
Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen
Buluşuruz yarın geceye Neyzen
Cananın kalbinde, gam lânesinde
İstanbul 1923
VARLIĞIM
Ruhumda sunduğun mukaddes günah
Kanımda ateşten bir şarap oldu
Sevdanın şimşeği çakınca gönlüm
Nağmesi alevden bir rebâb oldu
Gökyüzü yıkıldı, yıldızlar söndü
Güneş hiç doğmadı, ay geri döndü
Kâinat kayboldu hiçe büründü
Aşkından başkası hep harap oldu
O hırçın hayalin ey sarhoş melek
Serencâm besteler bana gülerek
Son gece verdiğin zehirli çiçek
Hicranlar şerh eden bir kitap oldu
Vefasız tali’im bir kara kaya
Yalvardım, söylettim bu sırrı naya
Varlığım yok oldu gün saya saya
İçinden çıkılmaz bir hesap oldu
1923
ÖLÇÜ
İtimadım belki kalmıştır diye insanlığa
Günde bir kere şeytan kalbimi yoklar benim
Bizde vicdani telâkkiler bu yolda ölçülür
Zevk alır görse perişan hâlimi toklar benim
Cavidanî sözlerim sanma isabet eylemez
Saplıdır kalb-i hedefte attığım oklar benim
Her.... benzerdi bin bir Apis’li mabede
Heykel-i Fir’avn’e döndü ....ğım ....lar benim
Ezkaza bir lokma et yersem hayalen, vergici
Rüzgâr altından geçerken zartamı koklar benim
1946
ŞEKSPİR
Şekspir’ in bütün âsârını değil, birine
Feda imiş Britanya o hikmet-efserine
Ne muhteşem, ne derin bir mehâbet-i takdir
Yeter bu İngilizin ilme aşkını tasvir
Revân eder acı sözlerle tayf-ı hikmetini
Bu serzeniş ile sezmiş vatan muhabbetini
1921
İSTANBUL RADYOSUNDA MUSİKÎ
Tüylerim ürperiyor duydukça
Musikî namına zillet şu sazı
Yurdumuzdan azametle yayılır
Cehlin âfâk-ı cihana avazı
Okuyuşta daha hâlâ tecvit
Ağzına .... madrabazı
Telsizin işlemesinden maksat
Çıksın üç beş .... boğazı
Radyodan her gece garbın yüzüne
Geyirir zannederim bir yobazı
BİLİR
Hakikat çıkması şu kahpe dünya,
Bu çok kısa yoldan dönenler bilir;
Bu yolun sırrıdır fırsatlar, sevda,
Tutuşup parlayıp sönenler bilir.
Aldana aldana gevredi dinim;
Kalmadı düşmana, feleğe kinim;
Doğruyu söylersem çarpar yeminim;
Bu cengi, pusuya sinenler bilir.
Durma sor halini, hastanın, sağın;
Tabii solacak gülleri bağın;
Hayatın içini, kara toprağın
Üstünden altına inenler bilir.
Geniştir, ölçülmez hayalin çölü;
Karşımda her diri söylenen ölü;
Çok güçtür geçmesi bu sakar gölü;
Dümensiz gemiye binenler bilir.
GÖNLÜMÜN MEYHÂNESİNDEN HİTAP !
Dinleyen her zerreye bin bir hitâbım var benim,
Kâinât isminde hiçden bir kitâbım var benim!
Ya hitâbımdan okursun, yâ kitabımdan beni,
Yazdığım efsânede on altı bâbım var benim!
Hey’etimde müttefik mağrıbla maşrık, veçhe yok;
Gayr-i mer’î zerrede bin âftâbım var benim!
Hüsn-i mutlak bir yudumda kendini gayb eyledi,
Gönlümün humhanesinde böyle nâbım var benim!
Varlığımdan intihâsızlık terennüm eyliyen
Bezm-i hiçide adem adlı rebâbım var benim!
Neşvemiz bî-ibtidadır işvemiz bî-intihâ,
Böyle bir sâkiye candan intisâbım var benim!
Meyve-i memnua’dan çekmiş bizim pîr-i mugân,
Neyzen’im, gönlümde bin bir küp şarâbım var benim!
1944 İstanbul
YOBAZ
Bir güneş görmesi kaabil değil erbâb-ı dile,
Kaplamış sis gibi etrafı gürûh-ı hazele;
.... ümmet denilen şu haşere
.... dır bence huzûr-i beşere.
Cennet’i fasl-ı taharet iledir isbatı,
Sanki yutmuş gibidir mebhas-ı kazuratı,
Yakışır şekline timsâl-i fezayih dense,
Bir yıkık eski kenef künküne benzer ense.
Koku aldıkça koşar hırs ile mevtâ peşine,
Benzemiştir yüzü sırtlan derisinden meşine.
Sû-i hazım olsa gerek bilmediği varsa onun,
Midesi iskele sanki odun oğlu odunun !
Ankara 1923
GEÇERİM
Geçen gençlik günlerine yanmıyan
Yok gibidir, bense bakar geçerim.
Yoku vara, varı hiçe gömerek
Her solukta bir gam yakar geçerim.
Durulmadı gitti belirsiz başım,
Kardaşımdan başka herkes kardaşım.
Kader, zaman, kader, hicrân yoldaşım,
Dertli ırmak oldum, akar geçerim.
Devrin siyâseti pek saçma sapan,
Pişirdiği pazarlıklar çok yavan,
Matbu’atın ocağında kaynayan
Kazanlara bir kulp takar geçerim.
Araştırdım hakiykat notlarında,
Yok bir ma’na dehrin vur tutlarında,
Şi’rimdeki duygu bulutlarında
Bir şimşeğim, hicrân çakar geçerim.
Göz kapamam hiç bir Tûr’un nûruna,
Perde açtım İsrâfil’in sûruna,
Kalbimdeki yanan aşkın uğruna
Cehennemi yakar yıkar geçerim.
Anladın mı beni yakan o piri ?
Neyle meyle bak ne yaptı fakîri
Ebedleri kucaklıyan esiri
Ma’na gibi deler, çıkar geçerim.
Bulamazsın cevherimi bir kânda,
Gömülüyüm bir mukaddes nihânda,
Gönlümdeki ışığımla bir anda
Yüz bin Leylâ sever bıkar geçerim.
Neyzen gibi serserinin fakîyr’in
Mihrâbıyım içindeki zamîrin,
Men-Rabbüke diyen Münkir, Nekir’in
Defterini dürer, tıkar geçerim.
Tıp Fakültesi Hastahanesi 1337
HAYATIMDA
Ne başım var, ne kıçım var, be felek
Tıpkı .... çevirdin beni!
Kurtulamadım gitti anha minhâdan,
Şu son siyâsete çevirdin beni.
Sağlıkta minhetle hasr-ü neşroldum,
Ölen umudlara teneşir oldum,
Mezar taşları ile dertleşir oldum,
Âyân’ da hey’ete çevirdin beni!
Mezhebimde haham, papaz, hocalar,
Orsa pupa, yalpalayıp bocalar,
Her gören bir âletimi kurcalar,
Pirsiz bir san’ata çevirdin beni!
Aşkın perisine attım sazdan ok,
Ta kalbime düştü, yalvardı pek çok,
Benden başka yarasını saran yok.
Sevdâlı gurbete çevirdin beni.
Şahikâ mı hiç bir bulut yürümez?
Kalemim de her nükteyi sürümez,
Hürmet eder herkes, lâkin el sürmez,
Kâ’be’den sirkate çevirdin beni!
Kimim, neyim? Yok sırrımı bir bilen,
İster yaşa, ister öl, ister dilen.
Avrat pazarında yanlış işliyen.
Akrepsiz saate çevirdin beni!
Züğürtlükten her tarafım kanadı,
İflâs etti .... im, dibe kaynadı.
Başım başka kıçım başka oynadı,
Ta.aksız şehvete çevirdin beni.
Ne tutan var, ne çatan, ne kaışan,
O meyhâne bu kerhâne Pötişan,
Erenlerin kapısında dolaşan,
Neyzen adlı ite çevirdin beni!
Tıp Fakültesi Hastahanesi 1337
NOKTA
Şu yola kırk senedir attım adım,
Daha hâlâ beni ben anlamadım.
Aklımın erdiği bir şey varsa,
Fikrim eb’ad-ı hayâli yarsa
Cezr-ü medlerle, ebedle ezele
Varmış olsam o reh-i lem-yezele.
Bana rehber olacak şû’le, adem,
Ademin şû’lesi hiçî der isem
Bunca varlık ki benim meşhûdum
Nur-ı aşkınla bütün mescûdum.
Ve ademden edişim acze rücû,
Saçıyor pîşîme milyarla tulû.
Her tulû’un şeb-i bîdârından,
Şu fezâüâ-yı hafâ-bârından.
Yağıyor bunca serâir güneşi.
Yakıyor aczimi hayret ateşi.
Aczimin de buna âciz kalışı,
Der demez meselenin geldi başı;
Halleder noktayı aklen, hissen,
Bunu tekrar okuyup dikkat eden.
Tıp Fakültesi Hastahanesi-Haydarpaşa,1337
NEYZEN’İN ŞARKILARINDAN
Derdinle gönül derdime dert katarak her gün
Neşe ile avundum da gönül gülmedi bir gün
Çılgın geçecek sandığım hep günlerim ölgün
Yadınla harap, dert ile ortak gönül her gün
Deli gönlümü sana verdiğim akşam
Kanmadan zevkine geçti de akşam
Şimdi viran kalan o bahçelerde
Derdi verir gönlüme, derdin her akşam
Gitti gelmez gönül virane kaldı
Ne sabr u mecal var, ne takat kaldı
Yadınla teselli bahane kaldı
Gitti gelmez, gönül virane kaldı.
EŞŞOLU
Ne için boş durursun
Çalış eşşolu, eşşolu
Yiyecek yok mu dedin ha
Alış eşşolu, eşşolu
Anırıp durma çemende
Ara bul ilim ile fende
Olma bir .... sen de
Karış eşşolu, eşşolu
Uyuyan menzili bulmaz
O balın gülleri solmaz
Topal eşşekle olmaz
Yarış eşşolu, eşşolu
Bırakıp kîl ile kâli
Unutup ol emr-i muhali
Sana dargın ise vali
Barış eşşolu, eşşolu.
KOŞMA
Hicrân kucağında tuttuğun sırdaş,
Çağlamış, bulanmış, durulmuş olsun,
Sözüne, sazına güven de yanaş,
Kulağı ezelden burulmuş olsun.
Boş kafa gezdiren seyyahlar gibi
Keşkülünün delik çıkmasın dibi,
Ârifden anlasın seçsin garibi,
Hakiykat yolunda yorulmuş olsun.
Taban tepmiş olan hak kervânında,
Dostunu konutlar tatlı canında,
Koçlar gibi duran pir meydanında,
Aslanlar yurdunda kurulmuş olsun.
Gel dese de bakmanakas aşına,
Bir fırsat arar da kakar başına,
Dostun namerd dehrin mihek taşına,
Felâket pazarında vurulmuş olsun.
Duysun aşkın elindeki rebâbı,
Okunsun, alnında çille kitabı,
Neyzen gibi günahının hesabı,
Mezara girmeden sorulmuş olsun.
Çemberlitaş, 1908
__________________
HİÇ...
|