Tekil Mesaj gösterimi
Alt 18.07.08   #4
tonmaister
Asistan Moderatör
Points: 9.482, Level: 41
Points: 9.482, Level: 41 Points: 9.482, Level: 41 Points: 9.482, Level: 41
Activity: 7%
Activity: 7% Activity: 7% Activity: 7%
 
tonmaister - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 889
Tecrübe Puanı: 8 tonmaister will become famous soon enough
Standart



Nutuk 1(3.cu bolum)
ALİ KEMAL BEY VE PADİŞAH


Bu kapalı genelgeden ancak Sıvas’a vardığım 27 haziran 1919 günü haberim oldu. Ali Kemal Bey, 23 haziran günü bu genelgesiyle düşmanlara ve Padişaha karşı önemli bir görev yaptıktan sonra 26 haziran 1919 günü hükümetten çekilmiştir. Ali Kemal Bey’in Sadrazama verdiği resmi çekilme yazısından başka, Saraya gidip Padişaha kendi eliyle verdiği çekilme yazısı örnekleri ve sözlü olarak bildirdikleri ve Padişahın ona verdiği karşılık üzerine çok sonra bilgi edindim.

Ali Kemal Bey, çekilme yazılarında, özellikle Padişaha sunduğunda : ‘‘Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinde birden baş gösteren ayaklanma ve kargaşalık belirtileri üzerine, ayaklanma ateşinin hemen ve yayılmadan durdurulup söndürülmesi ve yok edilmesi için önlemler almak yalnız kendi katını ilgilendirirken, Padişahtan gördüğü yakın ilgiyi ve güveni çekemeyen kimi arkadaşlarının birçok boş özürler ileri sürerek ayaklanmanın genişlemesine yol açmakta olduklarından’’ söz ettikten sonra:

"Resmi görevinden çekilmekle birlikte özel olarak hizmet edeceğini ve bağlılıktan ayrılmayacağını” yazısına ekliyor ve sözlü olarak da : ‘‘Resmi görevden ayrılmamı fırsat sayan hasımlarımın saldırılarından kulunuzu koruyunuz.’’ diye yalvarıyor.

Padişah, buna karşılık: ‘‘Beni büsbütün yalnız bırakmayacağına güveniyorum. Bağlılığınız bana büyük umut ve avuntu vermişti. Saray her dakika size açıktır. Refik Bey’le işbirliği yapmaktan ayrılmayınız.’’ gibi okşayıcı sözler söylüyor. (belge:28)

Bağlılığından Padişahın büyük umut ve avuntuya kapıldığı Ali Kemal’i, nazırlık görevinde ve Padişahın yanında gördükten sonra, onu bir de asıl gerçek görevi başında görelim.



Canınız sıkılmazsa, Sait Molla’nın Rahip Fru’ya yazdığı mektuplardan birini gözden geçirelim:

“Ali Kemal Bey’e son felâketi üzerine üzüntü duyduğunuzu söyledim. Bu değerli kişiyi elde bulundurmak gerek, bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en uygun zamandır.”

“Ali Kemal Bey dün o kişi ile görüşmüş. Basın işinde biraz ağırdan almak gerektiğini söylemiş. Bir kez herhangi bir gidişten yana çevrilen düşünür ve yazarları öncekine aykırı bir amaca yöneltmek bizde kolay olmaz. Bütün resmi görevliler ulusal eylemleri şimdilik iyi görüyorlar, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin Partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor. Kısacası, işler bulundurulacak.”

Bu mektuba bir ekleme yapılmış, şimdi onu da okuyalım: “Ekleme: Birkaç kezdir söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya ve onu tutanlara biraz arka çıkar gibi görünmeli ki kendisi tam güvenle buraya gelebilsin. Bu işe olağanüstü önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.”

Bu belgeler üzerinde sırası gelince, daha çok bilgi veririm. Şimdilik bu kadarı yeter.


ALİ GALİP BEY SIVAS’TA


Ali Kemal Bey’in, Amasya’da iken daha duymadığımı söylediğim genelgesi, görevlilerin ve halkın kafalarını gerçekten karıştırmış. Her yerde eksik olmayan yıkıcı ruhlu kimseler, hemen bana karşı propagandaya ve çalışmaya girişmişler.

Bu yoldaki baltalayıcı gösterilerin ve işlerin en önemlisi Sıvas’ta düzenlenmeye başlamış.

İzin verirseniz bunu kısaca anlatayım: Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey’in genelge ile verdiği buyruğun tarihi olan 23 Haziran günü, Sıvas’ta Ali Galip Bey adında bir kişi, on kadar adamıyla hazır bulunuyormuş. Bu kişi, İstanbul’dan, Elazığ Valisi olarak gönderilmiş olan Kurmay Albay Ali Galip’tir. Sözde, ilin ikinci derecede görevlileri olmak üzere, birtakım adamları da İstanbul’dan seçmiş, yanında götürüyor.

Ali Galip, bu yolu üzerinde bulunan Sıvas’ta durmuş. Özel görevi bulunduğu belli olan Ali Galip, orada hemen kendinden yana etkin kişiler bulmuş. Görevini iyi uygulamak için düzen kurmaya ve önlemler almaya başlamış.

Dahiliye Nazırlığının, beni kötüleyen buyruğu gelir gelmez, çalışma başlamış. Sıvas sokaklarında benim ‘‘hayın, başkaldırmış, zararlı bir adam” olduğum yolunda, duvarlara yaftalar yapıştırılmış.

Kendisi de bir gün, Sıvas’ta vali bulunan rahmetli Reşit Paşa’nın yanına giderek, Dahiliye Nazırlığının buyruğundan söz açtıktan sonra, Sıvas’a gidersem bana karşı nasıl davranacağını sormuş.

Reşit Paşa, ne yapılabileceğinin açıklanmasını istemiş. Ali Galip: ‘‘Ben senin yerinde olsam hemen kollarını bağlar, tutuklarım ve senin de böyle yapman gerekir.’’ demiş.

Reşit Paşa, bu işin bu denli kolay olacağına inanamamış; görüşme epey uzamış. Görüşmeye katılanlar çoğalmış. üstelik bir bölük halk, verilecek kararı anlamak üzere toplanmış.

Bugün, haziranın 27’nci günüdür. Gözlerimizi, yeniden bu noktaya dönmek üzere, bir an için bu levhadan ayıralım ve Amasya’ya çevirelim.


SIVAS’A GİDİŞ

Ayın yirmi beşinci günü, Sıvas’ta bana karşı bir-takım uygunsuz olaylar geçmeye başladığını öğrendim. 25/26 haziran gecesi yaverim Cevat Abbas Bey’i çağırdım ve: ‘‘Yarın sabah karanlıkta Amasya’dan güneye gideceğiz’’ dedim. Bu gidişimiz gizli tutularak hazırlık yapılması için buyruk verdim.

Bir yandan da Beşinci Tümen Komutanı ve kurmaylarımla, gizli olarak, şu önlemi kararlaştırdık: Beşinci Tümen Komutanı, tümeninden seçme subay ve erlerle ola-bildiğince güçlü bir atlı piyade birliğini hemen o geceden başla***** çabucak kuracaktı. Ben, 26 haziran sabahı karanlıkta arkadaşlarımla birlikte otomobil ile Tokat’a gitmek üzere yola çıkacaktım. Birlik, kurulur kurulmaz, Tokat üzerinden Sıvas’a doğru gönderilecek ve benimle bağlantı kurulacaktı. Gidişimiz, hiçbir yere telle bildirilmeyecek ve elden geldiğince Amasya’da da açığa vurulmayacaktı.

26’da Amasya’dan yola çıktım. Tokat’a varır varmaz telgrafhaneyi göz altına aldırarak benim varışımın Sıvas’a ve hiçbir yere bildirilmemesini sağladım. 26/27 gecesini orada geçirdim, 27’de Sıvas’a doğru yola çıktım. Otomobille Tokat’tan Sıvas’a aşağı yukarı altı saattır.

Sıvas valisine, Tokat’tan Sıvas’a gelmek üzere yola çıktığımı bildiren açık bir tel yazdım. İmzada ‘‘Ordu Müfettişliği’’ sanını kullanmıştım.

Telde, özel bir düşünce ile, yola çıkış saatimi bildirmiştim. Ama bu telin, ayrılışımdan altı saat sonra çekilmesini ve o zamana değin hiçbir yoldan Sıvas’a bilgi verilmemesini sağlayacak önlemleri aldırdım.

Şimdi baylar, gözlerimizi yeniden Sıvas’ta bıraktığımız levhaya çevirelim.

Ali Galip Bey’le Reşit Paşa arasında bana karşı ne gibi bir işlem yapılacağının tartışılması sahnesine... Tartışmanın kızıştığı bir sırada, Reşit Paşa’nın eline benim Tokat’tan çekilen telimi verirler. Reşit Paşa, hemen Ali Galip Bey’e uzatır: ‘‘İşte kendisi geliyor; buyurun, tutuklayın!” der .Reşit Paşa, telde yazılı olan yola çıkış saatini görünce hemen kendi saatini çıkarır, bakar; sonra da: ‘‘Efendim, geliyor değil, gelmiş olacaktır.” diye ekler.

Bunun üzerine Ali Galip: ‘‘Ben tutuklarım dedimse, benim ilim içinde olursa tutuklarım, demek istedim.’’ deyince toplantıda bulunanları bir coşku kaplar. Hep birden: ‘‘Haydi öyle ise karşılamaya gidelim.” diyerek toplantıya son verirler.

Ancak, kentin ileri gelenleri ile, halkla ve askerle parlak bir karşılama hazırlığı yapabilmek için biraz zaman kazanmak gerektiğini; oysa, hesapça benim, Sıvas kenti kapılarına değin yaklaşmış olacağımı göz önünde bulundurarak beni, kentin yakınında bulunan Ziraat Nümune Çiftliğinde biraz dinlendirmenin yolunu aramışlar. Vali Paşa, karargahının sağlık başkanı olup daha önce, gerekli örgütleri kurmak için Sıvas’a göndermiş olduğum Tali Bey’i çağırtarak, bu görevin yapılmasını ondan rica etmiş ve karşılama hazırlıklarını bitirince hemen kendisinin de yanımıza geleceğini söylemiş.

Gerçekten, tam Nümune Çiftliği yakınında, karşımıza çıkan bir otomobilin içinde Tali Bey göründü. Oto-mobillerden indik, çiftliğin avlusunda oturduk. Tali Bey, anlattığım durumu ayrıntılarıyla açıkladıktan sonra, görevinin beni burada biraz oyalamak olduğunu söyleyince hemen ayağa kalktım: ‘‘Çabuk otomobillere ve Sıvas’a!’’ dedim.

Bunun nedenini anlatayım. O anda aklıma gelen şu idi: Karşılama töreni yapacağız diye Tali Bey’i aldatmış olabilir ve gerçekte ters düzen almak için zaman kazanmak isteyebilirlerdi. Otomobillere binmek üzere iken Sıvas yönünden başka bir otomobil yanımıza yaklaştı. İçinde vali Paşa vardı.

Reşit Paşa: ‘‘Efendim, birkaç dakika daha dinlenmez misiniz?’’ diye söze başladı. ‘‘Yarım dakika bile dinlenmek istemiyorum. Hemen gideceğiz ve sen benim yanıma gel.’’ dedim.

‘‘Efendim’’ dedi, ‘‘sizin yanınıza Rauf Bey binsin; ben arkadaki otomobille de gelirim.’’

“Hayır, hayır!’’ dedim, ‘‘siz buraya...’’

Bu küçük önlemin neden alındığı kendiliğinden anlaşılır.

Sıvas kentinin girişine vardığımızda, caddenin iki yanı büyük bir kalabalık ile dolmuş, askeri birlikler tören duruşu almış bulunuyordu. Otomobillerden indik... Yürüyerek askeri ve halkı selamladım.

Bu görünüş, Sıvas’ın saygıdeğer halkının ve Sıvas’ta bulunan yiğit subay ve erlerimizin bana ne denli bağlı olduğunu ve sevgi beslediğini belirten canlı bir tanık idi.

Bundan sonra, doğruca Kolordu Komutanlığına git-tim ve hemen Ali Galip’i ve onun yardakçısı olduklarını anladığım bozguncuları getirttim. Onlara ne yaptığımı açıkla*****, aslında epey yorgunluk verdiğinden kuşku duymadığım ayrıntıları uzatmak istemem.

Yalnız bir noktayı belirtmekle yetineceğim.

Baylar , bu Ali Galip, karşılaştığı kötü durumdan sonra gizli diyecekleri olduğunu söyleyerek, geceleyin yalnız olarak yanıma gelmek istedi. Kabul ettim. Davranışlarının dış yüzüne önem vermemekliğimizi rica ile, Elazığ valiliğini kabul ederek gelmekten amacının, benim yolumda hizmet etmek olduğunu ve Sıvas’ta kalışının, benimle buluşup buyruk almak için olduğunu açıklamaya ve bin türlü kanıtla bizi inandırmaya çalıştı ve sabaha dek oyala***** başarı da sağladığım açıkça söylemeliyim.

*

ERZURUM’A GİDİŞ

Sıvas’ta kurulan örgütler ve yapılacak işler üzerine gerekenlere yönerge verdikten sonra hiç uyumadan geçen 27/28 gecesinin sabahında bir bayram günü, Sıvas’tan Erzurum’a doğru yola çıkıldı.

Bir haftalık sıkıntılı bir otomobil yolculuğundan sonra 3 temmuz 1919 günü, halkın ve askerin içten gelen gösterileri arasında, Erzurum’a varıldı. İstanbul Hükümetinden gelebilecek yıkıcı bildirimleri denetlemek ve durdurmak için haberleşme kanalı olan önemli merkezlerde gereken önlemlerin alınması için bütün komutanlara, 5 temmuz 1919 tarihinde buyruk verdim. (belge: 29)

Komutan, Vali ve Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi ile görüşüldü. Vali Münir Bey, İstanbul Hükümetince görevinden çıkarılmıştı. Gitmeyip Erzurum’da kalmasını bildirmem üzerine daha Erzurum’da bulunuyordu. Bitlis valiliğinden ayrılıp İstanbul’a gitmek üzere Erzurum’dan geçen Mahzar Müfit Bey de Münir Bey gibi Erzurum’da beni bekliyordu.


ULUSAL AMAÇ YOLUNDA ORTAYA ATILMAK KARARI


Bu iki vali beyle, On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Kara Bekir Paşa ve yanımda bulunan Rauf Bey, eski İzmit Mutasarrıfı Süreyya Bey ve karargâhımdan Kurmay Başkanı Kâzım Bey ve Kurmay Hüsrev Bey, Doktor Refik Bey arkadaşlarımla önemli bir görüşme yapmayı uygun gördüm. Kendilerine genel ve özel durumu ve tutulması zorunlu olan yolu anlattım.

Bu arada en elverişsiz durumları, genel ve kişisel tehlikeleri, sırasına göre nelerin göze alınması zorunlu olacağını açıkladım: “Ulusal amaçlarla ortaya atılacakların yok edilmesini düşünenler bugün yalnız Saray, İstanbul Hükümeti ve yabancılardır. Ama bütün halkın aldatılabileceği ve bize karşı duruma çevrileceği olasılığını da düşünmek gerektir. Önder olacakların, her ne olursa olsun, tutulan yoldan dönmeleri, yurtta barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye değin amaç uğrunda özveriyi sürdüreceklerine işin başında karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların işe girişmemeleri çok daha iyi olur. Çünkü, böyle bir durumda hem kendilerini ve hem de ulusu aldatmış olurlar.

Bir de, söz konusu görev, resmi makam ve üniformaya sığınarak el altından yapılamaz. Böyle bir tutum bir ölçüye değin yürüyebilir. Ama, artık o dönem geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve ulusun hakları adına yüksek sesle bağırmak ve bütün ulusun, bu sese katılmasını sağlamak gerektir .

Benim, görevden çıkarıldığım ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğum kuşku götürmez. Benimle açıkça işbirliği yapmak, o sonuçları şimdiden kabul etmektir. Bundan başka, söz konusu ettiğimiz durumun istediği adam, daha birçok bakımlardan da, ille ben olabilecekmişim gibi bir sav yoktur. Yalnız, her halde bu yurt çocuklarından birinin ortaya atılması zorunlu olmuştur. Benden başka bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun gerektirdiği yolda yürümeyi kabul etsin.” dedim.

Bu konuşma ve açıklamadan sonra hemen ayaküstü bir karar almak uygun olmayacağından bir süre düşünmek ve özel konuşmalar yapabilmek için görüşmelere son verdiğimi bildirdim.

Yeniden toplandığımızda, işin başında benim bulunmamı istediler ve kendilerinin bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş, Münir Bey, önemli özrü dolayısıyla bir süre için kendisinin eylemli görev almaktan bağışlanmasını rica etti. Ben görünüşte görevden ve askerlikten ayrıldıktan sonra, şimdiye değin olduğu gibi, üst komutan imişim gibi buyruklarımın yerine getirilmesinin başarı için temel koşul olduğunu söyledim. Bu da eksiksiz onaylandıktan sonra toplantıya son verildi.

Baylar, İstanbul’da Genelkurmay Başkanlığı katında, görevden ayrılan Cevat Paşa ile göreve başlayan Fevzi Paşa’dan ve Barış Hazırlıkları Komisyonunda çalışan İsmet Bey’den başla*****, Erzurum’a gelinceye değin her yerde gördüğüm ve karşılaştığım komutan, subay, her türlü devlet adamları ve ileri gelen kişilerle, burada, Erzurum’da yaptığım gibi görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bunun yararını değerlendirebilirsiniz.


ERZURUM KONGRESİ HAZIRLIKLARI

Erzurum’a varışımın ilk günlerinde. Erzurum Kongresinin toplanmasını sağlamak için gerekli önlemleri almakla uğraşmaya önem verildi.

Baylar, Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin, 3 mart 1919 günü, bir çalışma kurulu meydana getirilerek kurulmuş olan Erzurum şubesi, Trabzon ile de anlaşarak 1919 yılı temmuzunun onuncu günü Erzurum’da bir Doğu İlleri Kongresi toplamaya girişti. Benim daha Amasya’da bulunduğum günlerde, haziran içinde, doğu illerine delege göndermeleri için öneri ve çağrı mektubu yolladı. İllerden delege getirilmesi için, o günden başla***** benim Erzurum’a varışıma değin ve ondan sonra da, bu konuda olağanüstü çaba gösterdi.

Ama, o günlerin koşullan içinde böyle bir amacın gerçekleştirilmesindeki güçlüğün büyüklüğü, kolaylıkla anlaşılır. Kongrenin toplanma günü olan 10 temmuz yaklaştığı halde illerden gerekli delegeler seçilip gönderilmiyordu.

Oysa, bu kongrenin toplanmasını sağlamak artık pek önemli bir iş olmuştu. Bundan dolayı, bizim de sağlam önlemler almamız gerekti.

İllerin her birine açık bildirimler yapmakla birlikte, bir yandan da kapalı tellerle valilere, komutanlara gereği gibi bildirimler yapıldı. Sonunda, on gün gecikme ile yeterince delege toplanabildi.

Baylar, ulusal eylemleri ordunun desteklemesi, askerin ve halkın çalışmalarını birbiriyle düzenli duruma getirmek, önemli bir konu idi.

Trabzon’daki tümeni, komutan vekili yönetiyordu: Asıl komutanı Halit Bey Bayburt’ta gizlenmişti. Halit Bey’i, gizlendiği yerden çıkarmak, iki bakımdan gerekli idi. Biri ve en önemlisi, İstanbul’a çağrılmanın ve bu çağrıya gitmemenin korkulacak, gizlenilecek nitelikte olmadığını halka ve özellikle askerlere göstererek içgücünü yükseltmek gerekiyordu. Bir de, kıyıda önemli bir yer olan Trabzon’a dışarıdan bir saldırı olursa oradaki tümenin başında ateşli bir komutan bulundurmak uygun olacaktı.

Bunun için Halit Bey’i Erzurum’a getirttim. Ona, kendim, özel bir yönerge verdikten sonra, gerektiğinde hemen tümenin başına geçmek üzere Maçka’da bulunması için buyruk verdirdim.

Biz bu işlerle uğraşırken, bir yandan da İstanbul’da Harbiye Nazırlığı makamında bulunan Ferit Paşa’nın ve Padişahın, İstanbul’a dönmemi sağlamak için sürüp giden aldatıcı tellerine de, türlü karşılıklar vermekle zaman yitirmek zorunda kalıyorduk.


RESMİ GÖREV VE YETKİLERİ BIRAKARAK ULUSUN SEVGİSİNE, CÖMERTLİĞİNE VE YİĞİTLİĞİNE GÜVENMEK VE BÖYLECE GÖREVİMİ SÜRDÜRMEK KARARI


Harbiye Nazırlığı: "İstanbul’a gel.’’ diyordu. Padişah: "Önce hava değişimi al, Anadolu’da bir yerde otur; ama bir işe karışma.’’ diye başladı.. Sonunda, ikisi birlikte: "İlle gelmelisin.” dedi.

"Gelemem.’’ dedim. En sonra, 8/9 temmuz 1919 gecesi, Sarayla açılan bir telgraf başı konuşması sırasında, birdenbire perde kapandı ve 8 hazirandan 8 temmuza değin, bir aydır süren oyun son buldu. İstanbul, o dakikada benim resmi görevime son vermiş oldu; ben de o dakikada, 8/9 temmuz 1919 gecesi saat I0.50 sonrada Harbiye Nazırlığına, saat 11.00 sonrada Padişaha görevimle birlikte askerlik mesleğinden çekildiğimi bildiren telleri çekmiş oldum.

Durumu, ordulara ve ulusa kendim bildirdim. O günden sonra resmi görev ve yetkiden ayrılmış olarak, yalnız ulusun sevgisine, cömertliğine ve yiğitliğine güvenerek ve onun bitmez verimlilik ve yaratıcılık kaynağından esin ve güç alarak vicdanımızın gösterdiği yolda görevimizi sürdürmeye koyulduk.

Biz 8/9 temmuz gecesi İstanbul ile telgraf başında konuşurken, bunu başka dinleyenlerin ve bununla ilgilenenlerin de bulunduğunu kestirmek güç değildir.

O günlerde ve ondan sonraki zamanlarda, en hafif deyimiyle bönlüklerini uyanıklık ve öngörüşlülük gibi göstermeye alışmış olanlar üzerine, bir bilgi vermiş olmak için, izin verirseniz, şu belgeyi olduğu gibi bilginize sunmak isterim.





140-140

Konya, 9 Temmuz 1919

Saat: 6



Üçüncü Ordu Müfettişliği Başyaverliğine



Telgraf ve Posta Genel Müdürü Refik Halit Bey ile Konya Valisi Cemal Bey, 6/7 temmuz gecesi, telgrafla makine başında konuştular. Konuşmanın şu yolda geçtiğini öğrendim:

“Mustafa Kemal Paşa Hazretleri için gereken işlem yapıldı. İstanbul’a getirilecek. Cemal Paşa Hazretleri için de işlem yapılmak üzeredir.”

Konya valisi de: ‘‘Teşekkür ederim.’’ dediler.

Paşa Hazretlerine uygun göreceğiniz biçimde bildirmenizi rica ederim.

İkinci Ordu Müfettişliği

Şifre Müdürü

Hasan


MERSİNLİ CEMAL PAŞA’NIN İSTANBUL’A GİTMESİ

Gerçekten, Konya’da bulunan İkinci Ordu Müfettişi Cemal Paşa’nın on gün süre ile izinli olarak İstanbul’a gittiğini dört gün önce öğrenmiş ve şaşmıştım.

Cemal Paşa ile, Samsun’a çıktığımdan beri, ulusal amaçları gerçekleştirmek için işbirliği yapma, askeri ve ulusal örgütler kurma konularında yazışmamız vardı. Kendisinden umut verici, olumlu yanıtlar almıştım. Benim ile bu yolda ilişki kurmuş olan bir komutanın, kendi kendine, izin alıp İstanbul’a gitmesi akla sığacak iş değildi. Bunun için, 5 temmuz 1919 günlü kapalı tel ile Konya’da On İkinci Kolordu Komutanı Albay Salâhattin Bey’e şu iki maddeyi yazdım:

1- Cemal Paşa’nın on gün için İstanbul’a gidişinin gerçek nedenini açıkça ve tez elden bildirmenizi;

2- Sizin her ne olursa olsun, oradaki birliklerin başından ayrılmanız uygun değildir. Bu konuda Fuat Paşa ile haberleşerek olabilecek en kötü davranışlara karşı önlemler almanız gereklidir. Her gün, durumunuz üzerine kısa bilgi vermenizi rica ederim.



Bu kapalı telin örneğini o gün Ankara’da Fuat Paşa’ya da bildirdim.

Salâhattin Bey’in Konya’dan 6/7 temmuz günü, yani Refik Halit Bey’in Konya Valisi Cemal Bey’le telgraf başında konuştuğu sırada, karşılık olarak çektiği kapalı telde: "Cemal Paşa İstanbul’da kimi kişilerle ve ailesiyle görüşmek üzere on gün süre ile ve kendi isteğiyle izinli olarak İstanbul’a gitmiştir.’’ denilmekte idi. (belge:30,319 32,33)

Cemal Paşa gitti, ama gelemedi. Kendisini çok zaman sonra Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı göreceğiz.


KOMUTAYI BIRAKMAMAK BUYRUĞU

Ne yazık ki, bu durumu bilen ve kendisine birliklerin başından ayrılmaması salık verilen SaIâhattin Bey’in de bir süre sonra İstanbul’a gittiğini öğrendik. Cemal Paşa’nın gösterdiği bu kötü örnek üzerine 7 temmuz 1919 günü şu genel bildirimi yaptım:



1- Bağımsızlığımızı koruma uğrunda derlenip örgütlenmiş olan ulusal kuvvetlere hiçbir yönden karşılamaz ve dokunulamaz. Devletin ve ulusun alınyazısında, ulusal buyrum etmen ve egemendir. Ordu, bu ulusal buyruma bağlı ve onun hizmetindedir.

2- Müfettiş ve komutanlar, herhangi bir nedenle, komutanlıktan çıkarıldıklarında, yerlerini alacak kişiler, işbirliği yapılacak nitelikte olursa, komutayı bırakacaklar; ama etkili bulundukları bölgede kalarak ulusal görevlerini yapmayı sürdüreceklerdir. Olmazsa, yani bir ikinci İzmir olayına meydan verebilecek kimseler atanırsa, komuta hiç bırakılmayacak ve bütün müfettiş ve komutanlarca, güven ve inanın kalmadığı ileri sürülerek yapılan işleme uyulmayacaktır .

3- Yurdumuzu kolaylıkla ele geçirmek amacıyla, İtilaf devletlerince yapılan baskı sonunda, hükümet herhangi bir askeri birliğimizi ve ulusal örgütümüzü dağıtmak için buyruk verirse, kabul edilmeyecek ve uygulanmayacaktır.

4- İstek ve amacı ulusal bağımsızlığı sağlamak olan Müdafaai Hukuku Milliye ve Reddi İlhak Cemiyetleri ile bunların girişimlerinin bozulup dağılmasına yol açacak herhangi bir etkiyi ve karışmayı ordu, kesin olarak önleyecektir.

5- Devletin ve ulusun bağımsızlığını sağlama uğrunda bütün sivil devlet görevlileri, Müdafaai Hukuku Milliye ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin, ordu gibi, yasal yardımcılardır.

6- Yurdun herhangi bir bölgesine saldırı olursa bütün ulus, haklarını savunmaya hazır bulunduğundan, bu gibi olaylar çıkınca işbirliği için her yer birbirine en kısa zamanda haber vererek savunmada birlik sağlanacaktır.

Bu bildirim, Anadolu ve Rumeli’de bulunan bütün ordu ve kolordu komutanlarına ve başka gerekenlere gönderilmiştir.



__________________
HİÇ...
tonmaister isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla