ForumPaylas.net
 

Geri git   ForumPaylas.net > İnanç Dünyası > Dini Yazılar
Şifremi Unuttum? Üye Ol!

Magazin



Cevapla
 
Seçenekler
Alt 16.10.08   #1
Tecrübeli Üye
Points: 2.349, Level: 19
Points: 2.349, Level: 19 Points: 2.349, Level: 19 Points: 2.349, Level: 19
Activity: 4%
Activity: 4% Activity: 4% Activity: 4%
 
ab-ı hayat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 294
Tecrübe Puanı: 3 ab-ı hayat is on a distinguished road
Exclamation Ölüm Gerçeği Ve Biz



Kâinatın Efendisi Aleyhissalatu ve's-selam'ın lâl-ü güher beyanları içinde, lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikretmek gerekir. Bundan maada, yine Efendimiz bizzat kabirleri ziyaret etmiş ve ziyaret tavsiyesinde bulunmuşlardır. İnsan, ölümün hakikatine inandığı gibi, onu his, duygu ve aklına nakşederek, onu hayâl ve düşünce dünyasına hakim kılar ve bu beraberliği, kıyamete kadar sürecek olan kabir hayatına da kendini ikna ederse, dünyâya da ukbaya da bakışı ve davranışları farklılaşır ve değişik olur. Onun içindir ki, söz Sultanı, "Benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız" buyurur.

Ölüm düşüncesi, insanın mânevî damarlarında meydana gelebilecek ülfet, vesvese ve şeytanın süslü gösterdiği günâh virüsünü de benzeri mikropları da, en azından tesirlerini, zararlarını giderecek bir antikor gibidir. "Madem öleceğim ve öldükten sonra da hesaba çekileceğim; öyleyse, şu fani dünyânın elemli lezzetlerine kapılıp, günah işlemenin ne ma'nâsı var!" düşüncesi içinde ölüm, bir yönüyle güçlü bir vazgeçirici, bir yönüyle de coşturucu bir tesire sahiptir. Fakat, eğer manevî damarlarımız, antikorların hiç fayda temin etmeyeceği ölçüde günahlarla, dünyânın haram lezzetleri olan mikroplarla dolmuş ve artık vücudun her yanında bir hücre anarşisi meydana gelmiş, ölüm antikorlarının bile te'sir edemeyeceği bir duvar teşekkül etmişse, o zaman ne ölüm ne de ölüp gidenler ruhta hiç bir şey uyandırmayacak.. ve yakınlarımızın birer birer göçüp gidişi, bizde sadece bir kaç günlük geçici bir elem hasıl edecektir. Sonra da, "Canım, ölenle ölünülmez ki! Hepimizin yeri de orası; Allah iman, Kur'ân nasip etsin!" şeklindeki klişeleşmiş teselli ve temennilerle bütün göz ve gönüller yeniden gaflete gömülüp gidecektir.

Niçin hatırlanmaz ölüm? Nefsin hoşuna giden pek çok haram lezzetleri acılaştırarak ağzın tadını kaçırdığı, keyfi bozduğu; insanı nefsanî isteklerden vazgeçmeye, bir kısım bedenî haz ve alışkanlıklardan kopmaya zorladığı, peşin lezzetlere rağmen, ruha öteler hesabına zâhidlik aşıladığı, dünyaya bakan yönüyle kalbi daralttığı, düşünceyi buğulandırarak süslü, tozpembe dünyâları kararttığı için, ölüm hatırlanmak istenmez.

Ölüm neden te'sir etmez? Tevehhüm-ü ebediyetten.. hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmaktan ve yaşamak için yaşamaktan.. çocuk oyuncakları mesabesindeki peşin ücretlerle avunmaktan.. kalb ve fikrin geçmiş ve geleceğe gözlerini kapamadan...
Bir insan düşünün; her tarafı, altı cihetten de komple endam aynalarıyla kaplı bir odaya giriyor. Bulunduğu istikamette geriye dönüp bakıyor; gerilere doğru upuzun uzayıp giden iç içe bir aynalar koridoru.. yani yaşanmış koca bir ömür.. evet, şu kadar yaşamıştım, şu kadar görmüş-geçirmiştim duygularıyla kanatlı hâtıraların atlas iklimlerinde dolaşma... Bir de ileriye dönüp bakıyor; o kadar da ileriye doğru uzayıp giden bir ömür. "Yaşım ne ki, daha gencim! Emsallerime göre fena da sayılmam! Malım mülküm var; gelirim yerinde; eşim, dostum ve çevrem.. makamım.. mesleğim..." Esasen, küçücük bir odada, dört duvar arasında sıkışıp kalmış bulunmasına rağmen, kendini dev aynalar arasında, renkli bir hayatın içinde görüyor.. ve yüzü soğuk olduğundan ölüme soğuk bakıyor; onu görüyor, ona uzak duruyor. Bunun da ötesinde, ölüm düşüncesini günlük düşünceleri arasında boğmak ve öldürmek için, nice çılgınlıklar yapıyor, akla hayâle gelmeyen yiyecek, giyecek çeşitlerinde teselli arıyor; içki âlemlerine, müzik çılgınlığına moda, model dünyalarına; uyuşturucu alemlerine sığınıyor. Bizim müslümanca hayatımızda, edîbâne, nezihane; dünyâ ve ukba adına çok faydaları tekeffül eden iki bayramımız vardır: Ramazan ve Kurban Bayramları. Şimdi bir bunlara, bir de meselâ Almanlar'ın bir yıl içinde kutlamaya çalıştıkları -biz bayramlarımızı "Tes'id" ederiz- eğlence günlerine bakınız! İki hafta, hatta bir ay geçer, bilmem ne yortusu; bir ay sonra bir faşing, arkasından bir başkası, arkasından bir diğeri... Bu insanları tek tek her birini, psikolojik bir tahlil ve tetkikten geçirecek olsanız, görürsünüz ki, hepsi birer eğlence insanı ve sanırsınız ki, son derece neşeliler.. gülmek ve gülüşmek için yaratılmışlar...

Oysaki bu ve benzeri hâdiseler ölümü öldürme düşüncesi ve onu unutmaya çalışma gayretinden başka bir şey değildir. Evet, bir Müslüman’ın da kendi çizgileri içinde ve meşru dairede dünyâ adına bir sevinç ve neş'e hayatı vardır; ne var ki onun neş'e dünyasında bile ölüm ve ölüm ötesine ait, ürpertici, fakat aynı zamanda imrendirici esintiler, ma'nâlar ve buğular vardır. Sonra, müslümanın iç dünyâsı ve ruhî saadeti dünyalık eğlencelere ihtiyaç bile hissettirmez.

Ölümün alnından öperiz biz: "Sen ne mübarek arkadaş ve refakatçisin" deriz ölüme. "Varsın, başkaları sana dikenli nazarıyla baksın, sen gülün ta kendisisin." "Bırak, bazıları sana "Kara yüz" yakıştırmasında bulunsun, sen, bizim için bizi aydınlık ülkelere uçuran ötelerden iki ışık kanatsın." Bakma sana "Soğuk yüz" dediklerine; sen bizim için, müjde çiçekleriyle kar gibi beyaz ve berraksın." Onlar sana "Çukur" derler, "Dehliz" derler; fakat biz, "Ebedî saadet saraylarına açılan koridorsun" deriz. "Ayıran"da derler sana; fakat sen, haddizatında, ebedî âlemlere intikal etmiş binlerce ahbaba, dost ve yârana kavuşturansın. Başta, simalarına meleklerin hayran olduğu Nebilere, sonra sahabeye, salihlere, hısım ve akrabaya bizi ulaştıransın. Cemalullah'a yaklaştıransın!... Evet, ayıransın da, fakat, elemli, sıkıntılı ve ayrılık hasreti yüklü şu dünyâ talimgahından, hayatların en hası hakiki hayata intikal ettiren bir terhis tezkeresisini Sen, bizi Gönderen'e dönme anında, cismimizi nura garkedecek bir ebed şerbetisin! Ve sen, bir son değil, sonun sonusun; sonsuzluğa eş ve baş olabilecek son bir sonsun. Son ile sonsuzluğu dudak dudağa getiren bir ufuk ve Cemal'e açtığın gözlere çekilen bir sürmesin.. Ve yine sen, dertli bir neslin dert yüklü Tercüman'ına, "Eyvah, bugün yine ölmemişim" dedirtensin. İşte, ölümün iki yanı; önce "Terhib" düşüncesiyle ölüm, sonra da "Terğib" düşüncesiyle ölüm...

Ölüm düşüncesi, arzettiğimiz gibi hem caydırıcı, hem de teşvik edici yönleriyle bir yandan seyyiatımız, mes'uliyet hissimiz ve Rabbimiz'e karşı yaptıklarımızdan hesap verme endişesiyle bizi iki büklüm ederken, bir yandan da ümit-reca münasebeti içinde kalbimizi hoplatıp bizi canlandırmakta, şahlandırmakta ve kalbimizle beraber duygularımız ve düşüncelerimizle beraber davranışlarımız üzerinde müsbet tesir icra etmektedir.

"Rabıta-ı Mevt" denilen ölümü sürekli hatırlama ameliyesiyle, kabirleri ziyaret ve hastalarla sakatlardan ibret almakla -İnşaallah- ülfetten kurtulmuş, iç gerilimimizi ve canlılığımızı muhafaza etmiş, şeytan ve günahların zararından korunmuş olacağız.

Kalb ve hissiyatın incelmesi, yumuşaması, madde kesafetinden sıyrılıp, ruhun düşünce ve hayâl mesafelerinin ötesinde seyr-ü sefer yapması kalb ve gönül insanları için çok önemlidir. Evet, her mes'elede olduğu gibi, bu mevzuda da Efendimizin nurlu beyanlarının rehberliğinde, nasıl şu dünyâda, dünyâ ayaklarıyla yürüyor dünyâ gözleriyle görüyorsak, aynı şekilde, âhiret menzillerinde de ve daha bu dünyâdayken yürüme, gezinme ve o hayatı yaşamaya çalışarak iç tecrübeler edinme oldukça önemlidir. Şu kadar ki, böyle bir ameliye için de istikamete ulaşmış bir tefekkür, dolayısıyla da bir ma'rifet ve malumat gerekdir.

Ölmüşüm!.. Başımda ehlim, iyalim, yakınlarım ve dostlarım toplanmış ağlıyorlar. "Ah, siz değil, ben ağlayacak durumdayım şimdi... ''Ah, keşke, keşke dünyâda ağlayıp da, şimdi burada gülebilseydim!..”

Teneşire upuzun uzatmışlar, gassal başımda cesedimi yıkıyor, kirlerimi temizliyor; istediği tarafa evirip çeviriyor beni... "Ah keşke ben, ben de, can bedende iken kirlerimi yıkasa idim, tevbeyle, istiğfarla arınsa ve günah işlemeseydim! Allah Rasulü'nün mübarek elleri arasında evrilse, çevrilse, yoğrulsa ve buraya müsait şekli alsaydım!...

Bak, kara ve karanlık bildiğim kabrin karanlığına terketmeden, son bir defa daha aklık görsün der gibi beni beyaz kefene sarıyorlar. "Ah, keşke kabrimi aydınlatacak olan Allah'ın boyası ile boyansaydım; abdest ile parlayıp, namaz ile nurlanıp ve Allah yolunda hizmet ile aklansaydım!..."

Eyvah, dört parça tahtadan yapılmış kuru tabuta da koydular. "Aah, aah, yumuşak döşeklerde ve koltuklarda ayaklarımı uzatmış, hayatın tadını çıkarırken neden düşünmedim bir gün böyle kuru bir tahtaya uzatılacağımı, neden? Babama da aynı şeyi yapmışlardı halbuki!.."

İşte beni musallaya yatırdılar ve namazımı kıldılar... Aldılar sırtlarına ve... evet, işte kabre koydular. Hani, hani nerde benim eşim, nerde evlatlarım, nerde dostlarım? Ne oldu size? Neden arkanızı dönüp ayrılıyor ve beni bu daracık yerde tek başıma bırakıyorsunuz? Malım, mülküm, servetim! Nerde bütün bunlar? Dünyâda iken böyle miydik ya? O da ne? Cesedim, bir an olsun benden ayrılmayan bedenim; güzel gözlerim, kulaklarım, ellerim, ayaklarım... Siz de mi beni terkedip gidiyorsunuz? Ah keşke, keşke beni kabir kapısında terkedecek olan şeylere gönül bağlamasaydım; burada faydası dokunacak ameller işleseydim!

Münkir-Nekir gelip, sorular soracak; Berzah hayatında Cennet ya da Cehennem seyredilecek; haşir neşir olacak ve insanlar hesap yerine sevk olunacaklar. Herkes başının çâresine bakacak; kişi kardeşinden, anasından babasından, arkadaşından, evlatlarından kaçacak; herkes kendini kurtarma sevdasına düşüp, kapı kapı şefaatçiler arayacak. İşte eller eli Nebiler Nebisinin eli orada bir kısım ellere dokunuyor, nurlu sîmaları tanıyor "Yüzleri kolları abdestle, alınları secdeyle nurlanmışları uzaktan da görsem tanırım ve bendendirler, alırım" diyerek topluyor. Ah, keşke ben de adres bıraksaydım, kendisiyle tanışıklık kursaydım ve ben de Havzının başına konanlardan olsaydım... İşte, defterler uçuşuyor, mîzan kurulmuş hesaplar görülüyor; sırlar ortaya dökülmüş, diller yerine eller ve ayaklar konuşuyor... gibi tefekkürlerle kalb ve ruhta bir incelik hasıl etmelidir.

M. Abdülfettah Şahin



__________________
YİNE BİR ARALIK SABAHI..
ab-ı hayat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
gerçeği, ölüm

Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:52 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.


| Magazin | Oyun | Abdera | SiberDost.com | Forum |


Inactive Reminders By Icora Web Design

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226