![]() |
|
|
#1 | ||||||||||||||
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 294
Tecrübe Puanı: 3
![]() |
Cahit Sıtkı''nın Şiirlerinda Allah ve Öte Duygusu
Türkiye'de 18. yüzyılda sadece belirli sahalarda görülen batılılaşma hareketleri, 19. yüzyılda hayatın bütün sahalarına yayılmağa başlar. Tanzimat'tan sonra Türkiye'de bir medeniyet buhranı yaşanır. Aydınlarımız Batı ile Doğu arasında devamlı bir şekilde bocalar. Tanzimat sonrası Türk edebiyatı bu bocalayışın, bu bunalım ve buhranın akisleriyle doludur. Bu buhranın ilk ciddi örneklerini I. Meşrutiyet devri yazarlarından Sadullah Paşa (1838-1890) ve Beşir Fuat'ta (1852-1887) görürüz. Yalnızca insana, ilme ve tekniğe iman eden bu iki yazar, "sadece dünya görüşleri itibarıyla değil, ölümleri bakımından da birbirlerine benzerler: İkisi de intihar eder. Sadullah Paşa, Viyana'da havagazı ile hayatına son verir. Beşir Fuat, İstanbul'da damarlarını keserek ve nasıl öldüğü hakkında notlar tutarak vefat eder (1). Bu iki vak'a, bu devir Türkiye'sinde medeniyet trajedisinin hangi boyutlara geldiğini açıkça gösterir. Bu yıllarda bütün uzlaşma gayretlerine rağmen buhran devam eder. Servet-i Fünun nesli maziyle olan bağlarını koparır. Bu neslin en önemli temsilcilerinden Tevfik Fikret (1867-1915) mâna adına her şeyi inkar eder. II. Meşrutiyet devrinde ise Abdullah Cevdet, Baha Tevfik, Celal Nuri, Suphi Ethem gibi pozitivist ve materyalistler yetişir. Bir çok okumuşumuz, yazarımız inançlarını kaybeder veya dini konularda şüpheye düşer. Fakat bu din duygusunu kaybetme veya şüpheler, tereddütler içinde bocalama, hiç bir devirde Cumhuriyet devrinde olduğu kadar yoğun bir şekilde yaşanmaz. Mehmet Kaplan bu durumu şöyle anlatır: "Türk aydınları arasında şüphecilik, dine karşı cephe alma, hatta dinsizliğin müdafaası Cumhuriyet'ten önce de görülmüş olmakla beraber, Cumhuriyet devrinde olduğu kadar yaygın değildi' (2). 1930-1940'lı yıllarda en güzel eserlerini veren Cahit Sıtkı-Orhan Veli-Sait Faik nesli, inançlarını kaybetmişti. Onlar için artık ne din, ne tarih, ne gelenek vardı. Yaşama sevincini adeta bir din haline getirmişler, gününü gün etmeyi, hayatın tadını ve lezzetini çıkarmayı bir hayat felsefesi olarak benimsemişlerdi. Bu neslin en başarılı şairlerinden Cahit Sıtkı (1910-1956) da, Diyarbakırlı köklü ve dindar bir aileden gelmesine rağmen, devrin, çevrenin ve aldığı eğitimin tesiriyle inanmakla inanmamak arasında bocalamış, hayatının belli anlarında öte duygusunu kaybetmişti. Ama onu, neslinden ayıran önemli bir tarafı vardı. Bu Anadolu çocuğu, derbeder bir hayat sürmesine rağmen, hiç bir zaman tam olarak bütün inançlarını kaybetmemiş, bunalımlarından hep bir pişmanlık duygusu içinde Allah'a dönmüş, içinde yaşadığı bataklıktan kurtulmak için çırpınıp durmuş, bütün samimiyetiyle inandığı çocukluk günlerine özlemle bakmıştır. Bugün Cuma adlı şiiri, onun bu duygularını ne kadar da güzel yansıtır: Bugün Cuma; Büyükannemi hatırlıyorum, Dolayısıyla çocukluğumu. Uzun olaydı o günler; Yere düşen ekmek parçasını Öpüp başıma götürdüğüm günler! O zaman inandığım gibi, Sahiden bir öbür dünya varsa eğer, Orada da Cumaysa bugün, Başında bulutlardan beyaz örtüsü Büyükannem namaz kılmaktadır Namahrem eli değmez seccadesinde; Mekke-i mükerreme'den getirilmiş. Dilerim duasında unutmasın beni; Günahkar olduğumu hatırlayarak (3). Bu şiirdeki; O zaman inandığım gibi, Sahiden bir öbür dünya varsa eğer mısraları, Tarancı'nın öte duygusunu kaybettiğini gösterir. Fakat şairin, ahirete inandığı çocukluk günlerine duyduğu hasret, dindar olan büyükannesini büyük bir sevgiyle hatırlaması ve bir günahkarlık duygusu içinde ondan dua istemesi, onun ruh halini açık bir şekilde ortaya koyar. Tarancı, bu şiirinden başka İnsanoğlu, Misafir Adam gibi daha bir-kaç şiirinde de ahiret inancının sarsıldığını açıkça anlatır. Fakat bütün bu tereddütlerine rağmen o, içinde "başka bir dünyanın hasretini" duyar ve o dünyaya "kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitmek"(4) ister. Çünkü o, en güzel dünyada yaşasa da, dünyanın bütün o büyüleyici nimetleri arasında dolaşsa da insanın tatmin olmayacağını anlar. Dünyanın hiç bir güzelliğinin insanı tam olarak mutlu edemiyeceğini görür. İnsan adeta "suyu gürül gürül akan çeşme başında" susuzdur. Tarancı, bu bir türlü tatmin olamayış karşısında Rabb'ine sığınır, O'ndan bunun sebebini sorar. Açtığımız her bahçede baharmış; doğru. Hangi dala el atsak yemiş varmış; doğru. Doğrudur en güzel dünyada olduğumuz; Sanki şeytan tüyü var dağında taşında. Fakat nedendir Yarab bu susuzluğumuz. Suyu gürül gürül akan çeşme başında? (5). Çocukluk yıllarında sahip olduğu güzel inançlardan uzaklaşan, tereddütler içinde bocalayan şair için dünya, bir Kerbelâ'ya döner. Tarancı bu yıllarda kasvetli günler, uykusuz geceler geçirir. Ve hiç bir şeyle gönlünü avutamaz. Bu durum şairde büyük bir boşluk duygusu meydana getirir. O, bu boşluk duygusu ve iç sıkıntısından kurtulmak için çeşitli yollara başvurur. Ama tıpkı Orhan Veli'nin daha önce üzerinde durduğumuz Misafir adlı şiirinde açık bir şekilde görüldüğü gibi, Cahit Sıtkı da bir türlü bu boşluk duygusu ve iç sıkıntısından kurtulamaz. Kendilerine müziğin ruhun gıdası olduğu telkin edilen bu nesil, "bir şarkıyı başka makamla söylemek", "keman çalmak" ve "saz çalmakla" gönüllerindeki derin boşluğu bir türlü dolduramaz. Tarancı öyle bir hale gelir ki yaşamak onun için bir azap halini alır. Ve şair, ölümü ister, ölümü bir "haz" olarak, "suda açan bir nilüfer" olarak görür. Kerbelâ adlı şiirinde, bu duygularını şöyle anlatır: Hazret-i Hüseyin'in Kerbelâ 'sı, Kasvetli günler, uykusuz geceler. Yıllardır uzattığım bu tası Yıllardır boş döndüren çeşmeler. Bahsetmeyin bana yolculuktan, Elime ne geçti bu boşluktan, Tarlalar yanıyor susuzluktan; Çöllerden usandı pencereler. Ve sen, ey yıllardır çaldığım saz, Sen bile oldun beni avutmaz. Ölmek, olacak o başka bir haz! Olmak suda açan o nilüfer! (6). Ölümden çok korkan ve bir çok şiirinde ölüm korkusuyla yaşama sevincini en önemli tema olarak işleyen ve Gün Eksilmesin Penceremden adlı şiirinde Her mihnet kabulüm, yeter ki Gün eksilmesin penceremden!(7) diyecek kadar hayata bağlı olan şairin, bu şiirinde ölümü arzu etmesi enteresandır ve ondaki boşluk duygusu ve iç sıkıntısının doğurduğu ıstırabın boyutlarını göstermesi açısından da önemlidir. Cahit Sıtkı, bir ara yaptığı bütün çılgınlıkların farkına varıyor gibi olur. Çünkü artık yaşı ilerlemiş, gençliği elinden uçup gitmiş, aynalar sert konuşmaya başlamıştır. Şair bir muhasebe duygusu içinde hayatına bakar. Yıllarca "aşkın peşi sıra" koşmuş, akşam üzerleri başlayan ve sabahlara kadar devam eden bir bohem hayatı yaşamış, ömrünü içki ve kumarla meyhanelerde "cümle eş, dost, şair, ressam, serseri'' ile beraber geçirmiştir. Fakat bütün bunlar ona bir şey kazandırmamış, aksine hayatının en güzel günlerini elinden almış, kendi ifadesiyle onu bitirmiştir. Bütün bu yaptıklarından pişmanlık duyan Tarancı, "gaflet ettiğini", gençliğini kendi "eliyle batırdığını" anlar. Ve artık bütün çılgınlıklara "paydos" deme, ev bark edinme zamanını geldiğini düşünür. Paydos adlı şiirinde bu duygularını dile getirir: Paydos bundan böyle çılgınlıklara; Sert konuşmaya başladı aynalar. Yetişir koştum aşkın peşi sıra; Bitirdi beni bu içki, bu kumar. Ne saklayayım gaflet ettiğimi? Elimle batırmışım gençliğimi; Binip bineceğim en büyük gemi! Aldığını geri vermez dalgalar. Meyhaneler, sabahçı kahveleri, Cümle eş dost, şair, ressam, serseri, Artık cümbüşte yoksam geceleri. Sanmayın tarafımdan ihanet var. Yaş ilerliyor... Artık geçti bizden; Kişi ev bark edinmeli vakitken. Gün gelince biz değil miyiz ölen? Cenazemiz yerde kalmasın dostlar! (8). Bütün çılgınlıklara paydos diyen şair, hayat karşısında şaşırır kalır. Ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini bir türlü bilemez. Hayran olduğu varlık ve dünya, bütün güzelliğini, aydınlığını ve berraklığını kaybeder. Şair bütün ümitlerini bir bir yitirir ve kendisini bir kâbus gibi takip eden ölüm karşısında müthiş bir korkuya kapılır. Gece gündüz "tarifsiz kederler içinde" yaşar. Bulutlar, sisler içinde bunalır ve huzurlu, mutlu, şevk ve heyecan dolu bir hayatın hasretini çeker. Bir kaos yaşayan şair, böyle zamanlarında hayat gerçeğini kavrıyor gibi olur ve Allah'a sığınıp ondan medet isteme gereğini hisseder. Şaşırdım Kaldım adlı şiirinde şair. böyle bir ânını anlatır: Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım; Gün kasvet gece kasvet. Bulutlar sisler içinde bunaldım Gök mavisine hasret. Olmuyor seni düşünmemek Tanrı'm, Ummamak Sen' den medet. Suyun dibine vardı ayaklarım; Suyun dibinde zulmet. Kalmadı ümidin soluk ve cılız Işığında bereket. Ve ölüm kapımda kişner, sabırsız Bir at oldu nihayet (9). Cahit Sıtkı'nın Allah'ı Ararken adlı şiiri ise çok daha ilgi çekicidir. O, bu şiirinde hatalarını, günahlarını anlayan ve günahlarından pişmanlık duyan, günahlarının çokluğu karşısında ezilen bir insan olarak karşımıza çıkar. Ve bu hatalardan, günahlardan kurtulmak için Rabb'ine sığınır. Karanlık gecelerde göz yaşları içinde O'na el açar; yalvarıp yakarır; O'ndan medet ister: Bilirim ne yapsam hata, Yanlış, attığım her adım, Ellerim elma dalında Adem'le Havva ecdadım. Belli ne birdir ne iki; Günahım başımdan aşkın. Yarab Sen de bilirsin ki Bir Sen varsın bana yakın. Yaşaran gözlerime bak, Ben yalan söylemek bilmem. Her şeyim güneşte çıplak; Nedamet bende cehennem. Ben ne geceleyin yıldız, Ne kelebeğim gündüzün. Bana ben gibi riyasız Yüzün gerek Yarab yüzün. Boş değil ettiğim niyaz, Halden bilmiyor kimseler. Dost mu düşman mı tanınmaz, Suda oynayan çehreler. Gitmekle bitmiyor umman; Sular azgın, tekne delik. Ah bu dağlar, ah bu duman! Yolunu şaşırdı geyik. Gün yoktur geçsin tasasız; Geceler dersen Kerbelâ. Sanırım her düşen yıldız Göğsümden kopan vaveylâ, Merhem tutmuyor yarada; Kırıldı kolum kanadım. Gençliğim gitti arada. Ah neden sonra anladım. Bende, Sen'den gayri hasret Değmez gözyaşı dökmeye. Medet büyük Allah medet, Kulunu saran geceye (10). Seher yeli kadar pürüssüz ve tatlı olan bu şiir, Türkçenin en güzel şiirlerinden biridir. Şair, bu şiirinde çocukça bir safiyet ve büyük bir samimiyetle Yaratıcı'sına koşar, içgüdülere göre yaşanılan bir hayatın cehennemi azabından O'na sığınır, "içinde yaşadığı devir ve muhitin ulvi bir imanın gelişmesine meydan vermeyen yıkıcı şartlarına rağmen, Cahit Sıtkı 'nın böyle bir ruh halini muhafaza edebilmesi, hayret edilecek bir şeydir'(11). Şiirlerini ilk okuduğum yılllardan beri Cahit Sıtkı'ya büyük bir ilgi duymuş, onun ve neslinin içine düştüğü duruma hep üzülmüş ve müsbet bir çevrede yaşamış olsa, onun dindar bir şair olabileceğine inanmışımdır. Fakat o ve onun gibi bir çok Türk aydını, bütün çırpınışlarına, arayışlarına rağmen, içinde bulundukları o acı durumdan kurtulamamış, perişan bir hayat sürmüş, en sonunda da "delik tekneleriyle" kendilerini "azgın sularla" kaptırmışlardır. Fakat bununla birlikte Cahit Sıtkı, devrindeki bir çok şair ve aydından farklı olarak Allah'ını aramış, bir nedamet duygusu içinde tekarar tekrar O'na sığınmış, içten dualar kadar güzel olan şiirleriyle Türkçeyi hoşnut ettiği gibi, zaman zaman da olsa, yaşaran gözleriyle, yakarışlarıyla belki de Rabb'ini de hoşnut etmiştir. Cahit Sıtkı'nın eserlerinde günümüz neslinin ibretle okuyacağı, ders alacağı trajik bir hayat hikayesi vardır. Ve bu hayat hikayesi, Türk aydınının yüzelli seneden beri, Sadullah Paşalarla, Beşir Fuatlarla başlayıp günümüze kadar devam eden trajedisinden sadece bir kesittir ve üzerinde durulmağa, düşünülmeğe değerdir. alıntı
__________________
YİNE BİR ARALIK SABAHI.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#2 | ||||||||||||||
|
SüperModeratör
Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 3.173
Tecrübe Puanı: 13
![]() |
cahit sıtkı tarancı ilginç bir hayat Allahı arayan ve bulmak isteyen bir şair ilgi çekici bir kısa biyografi teşekkürler ab_ı hayat
![]()
__________________
Dünya bir gündür... O da bugündür... Rabbim, dönüş yalnız Sana'dır... Bugünü düşünürüm, dün geçti yarın var mı?
gençliğime de güvenmem, ölen hep ihtiyar mı? |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
![]() |
| Tags |
| allah, cahit, duygusu, sıtkı''nın, şiirlerinda |
| Seçenekler | |
|
|