ForumPaylas.net
 

Geri git   ForumPaylas.net > Edebiyat ve Sanat > Edebiyat
Şifremi Unuttum? Üye Ol!

Magazin



Cevapla
 
Seçenekler
Alt 16.10.08   #1
Tecrübeli Üye
Points: 2.349, Level: 19
Points: 2.349, Level: 19 Points: 2.349, Level: 19 Points: 2.349, Level: 19
Activity: 4%
Activity: 4% Activity: 4% Activity: 4%
 
ab-ı hayat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 294
Tecrübe Puanı: 3 ab-ı hayat is on a distinguished road
Exclamation İdealist Nesiller ve Orhan Veli Nesli



MİSAFİR
Dün fena sıkıldım, akşama kadar;
İki paket cigara bana mısın demedi;
Yazı yazacak oldum, sarmadı;
Keman çaldım ömrümde ilk defa;
Dolaştım,
Tavla oynayanları seyrettim,
Bir şarkıyı başka makamla söyledim;
Sinek tuttum bir kibrit kutusu;
Allah kahretsin, en sonunda,
Kalktım, buraya geldim.
Orhan Veli Kanık


Milletlerin hayatında hayallerin ve ideallerin büyük bir yeri ve rolü vardır. Büyük milletler, büyük hayalleri, büyük idealleri olan nesiller yetiştirirler. Bu idealist nesillerle milletler, kendileri için yeni vatanlar, yeni medeniyetler, yeni ümranlar kurarlar. Milletleri millet yapan, onları tarih sahnesinde ayakta tutan, yıkılmaktan, yokolmaktan kurtaran şey, büyük hülyalar kuran idealist nesillere sahip olmalarıdır, İslâm öncesi Türk toplumunu ayakta tutan, onu cihangir bir millet yapan, Sibirya'dan Himalâya dağlarına, Japon denizinden Karadeniz'e kadar olan geniş coğrafyaya hâkim kılan, bu idealist nesillere sahip olmasıydı. Oğuz Kağan Destanı'nda Oğuz:

Daha deniz daha müren (ırmak)
Gün tuğ olsun gök kurıkan (çadır)

derken, mekanı kaplamak, bütün dünyaya hakim olmak idealiyle doluydu. O, yurdunu genişletmek, daha başka denizlere ırmaklara sahip kılmak istiyor, güneşin bayrak, gökyüzünün de üzerinde çadır olacağı bir vatan hayal ediyor, onu gerçekleştirmeye çalışıyor ve büyük ölçüde başarılı da oluyordu.

Türk milleti 10. yüzyılda kitleler halinde İslâmiyeti kabul edince bu kuru cihangirlik duygusu, bu mekânı kaplamak ihtirası, bu bütün dünyaya hâkim olmak hayali, bu bütün milletlere söz geçirme, onların efendisi olma ideali şekil değiştirdi; başka bir sahaya kanalize oldu. Türk toplumu artık bütün samimiyetiyle inandığı yeni dinin yayılması, Allah adının bayraklaşması, İslâm'ın bütün güzelliklerinin diğer insanlara duyurulması idealinin sahibi oldu. Bu idealle yeni devletler, yeni medeniyetler kurdu. İlk önce Ortadoğu coğrafyasında daha sonra da Anadolu ve Balkanlar coğrafyasında at koşturdu. Bu yüzyıllarda yetişen nesillere vatan dar geliyor, dâima başka sefer, başka ufuklar görünüyordu. O nesiller akın zevkiyle yaşıyor, ufkunda durup karşı koyan her seddi yıkıyor, en güzel dinin güzelliklerini etrafa saçıyor, ardından çil çil kubbeler ekiyor, "her gittiği yere Mevlâ'nın adının nişanı, sembolü olan minareler" dikiyordu. Yahya Kemal bir şiirinde bu idealist nesilleri ne güzel anlatır:

Böyle bir dersi alan rûha vatan dar görünür;
Dâima başka sefer, başka ufuklar görünür.
O nesil duymuş akın zevkini rüzgârda bile;
Bu duyuş varmış akınlardaki atlarda bile

Bilmemiş var mı geniş yeryüzünün serhaddi,
Yıkmış ufkunda durup karşı koyan her seddi,
Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına
Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına.


Bu fetih rüzgârına kapılan nesiller, Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı devletlerini kuruyor, büyük bir medeniyetin mimarlığını yapıyordu. Bu durum tâ 16. hatta 17. yüzyılın sonlarına kadar devam etti.

18. yüzyılda bir bocalama devresi geçiren Türk toplumunda nesiller artık, eski hayallerini ve ideallerini kaybediyor, devrin şâiri Nedimin ifadeleri içinde "gülüp oynayıp hayattan kâm almanın" yollarını arıyor, kağıthâne deresinin kenarındaki hayatıyla, kayık sefalarıyla gününü gün etmeye çalışıyordu.

19. yüzyılda yetişen nesiller ise koskoca ve muhteşem bir imparatorluğun çatırtıları karşısında o zevk ve sefadan bir nebze olsun başını kaldırıp, devleti kurtarma hayali ve idealine sahip oluyordu. Ama devlet nasıl kurtulacaktı? Bu konuda açık ve net bir cevaba sahip değildi bu nesiller. Bunların kimine göre hürriyet ve meşrutiyetle, kimine göre mevcut durumun ıslahıyla, kimine göre çağdaşlaşma veya batılılaşma ile kurtulacaktı memleket. Tanzimat ve I. Meşrutiyet nesli, daha çok Doğu ve Batı arasında bocalıyor, bir medeniyet buhranını derinden yaşıyor, neyi, nasıl, ne şekilde yapacağına bir türlü karar veremiyordu. Ama yine de hepsinin ortak bir derdi bir ideali vardı: "Deviet-i Âliye"yi kurtarmak. Hepsinin rüyalarına bu giriyor, hepsi bunun hayali ve idealiyle yaşıyor, az çok maziyle bağlarını koruyor, az çok bizim olan değerlere sahip çıkma, hiç değilse saygılı olma gereğini hissediyordu.

20. yüzyılın başlarında yetişen II. Meşrutiyet nesli ise, 'Devleti Aliye'yi kurtarma ideali yanında, "Büyük Turan" rüyasını görüyor, yüzyıllardır bizi ayakta tutan değerlerden biraz daha uzaklaşıp, bilmeyerek de olsa çözülüşümüzü, yıkılışımızı hazırlıyordu. Fakat yine de yıkılan "Devlet-i Âliye'nin enkazı arasından yeni bir devlet kurmayı, hiç olmazsa Anadolu'yu muhafaza etmeyi başarıyordu.

Yüzyıllardan beri ard arda gelen bu nesillerin ortak özelliği, hepsinin şu veya bu şekilde, doğru veya yanlış bir ideale sahip olmalarıydı. Hepsi, bâzı ideallerle yetişmiş ve hayatlarını o ideallere adamışlardı. Fakat II. Meşrutiyet neslinden sonra gelen nesil, Cumhuriyet nesli böyle olmadı. Bu nesil, Türk tarihinin yetiştirdiği diğer bütün nesillerden farklı olarak, hayalsiz ve idealsiz yetişti. Hiç bir şeye inanmayan, sadece zevklerine ve iç güdülerine göre yaşayan bir nesil ortaya çıktı. Bu neslin edebiyatta ilk temsilcileri Cahit Sıtkı - Orhan Veli - Sait Fâik neslidir. Bizim bu yazımızda üzerinde durduğumuz, Orhan Veli'nin Misafir adlı şiirini, bu neslin durumunu ortaya koymadan tahlil etmek mümkün değildir.

Orhan Veli bu şiirinde acaba neden bu kadar sıkılmakta, bunalmakta ve derin bir boşluk duygusu içinde kıvranmaktadır? Şiir oldukça enteresandır. Şâir akşama kadar fena sıkılır. Ve bu sıkıntısını gidermek İçin "iki paket cigara" içer fakat sigara onu avutmaz. Yazı yazmayı dener, o da hoşuna gitmez, zevk vermez. Ömründe ilk defa keman çalmayı dener, dolaşır, tavla oynayanları seyreder, bir şarkıyı başka makamla söyler, bir kibrit kutusu sinek tutar. Bütün bunlar, şâirin nasıl bir ruh hali içinde bulunduğunu çok güzel anlatır. Şâir neredeyse can sıkıntısından patlayacak bir haldedir. Ve hiç bir şeyle tatmin olmamaktadır. O, İstanbul'da o güzelim Boğaziçi'nde bile "tarifsiz kederler içinde" yaşar. Güneş adlı şiirinde, "Ah aydınlıklardan uzaktayım", "Işık yok gecemde, gündüzümde" (1) diye feryat eder. Bir çok şiirinde bu acı durum açık bir şekilde görülür. Mesela Odamda adlı şiirinde "içâlemim oyuncaktan tarksız"(2) diyerek iç dünyasını istenenin üzerinde tasvir eder. Zeval adlı şiirinde ise içinde bulunduğu boşluk duygusundan kurtulmak için, ölüme bile râzı olur:

Ne çıkar karşıma çıksa ecel,
Bu boşluk ondan daha mı iyi?
Başka bir âlemden beklediği
Olmayan kula zeval ne güzel!


"Cahit Sıtkı ve Orhan Veli nesli âilelerinden ve okullarından, kendilerini derinden ikna eden samimi ve hakiki hiç bir inanç edinememişlerdi(4). Din, tarih ve gelenekle bağlarını koparan bu nesil, içinde yaşadıkları toplumda kendilerini âdeta boşlukta hissediyorlardı. Dayanacakları, tutunacakları hiç bir mukaddes değere sahip olamamışlardı. Ufukları, hayalleri, idealleri yoktu. Böyle olunca da neyle oyalanacak, nasıl vakit geçirecek, hayat, kâinat ve insanı nasıl izah edeceklerdi? Her şey kendilerine boş ve manasız geliyor; bu da onları mutsuzluğa, garipliğe, âvâreliğe, melânkoliye ve yalnızlık duygusuna götürüyordu. İnsanı insan yapan, insanı alelâde varlıklardan ayıran inançlardan ve değerlerden kopan bu nesil, içgüdülerine, tabiata ve içkiye sığınıyor, içlerindeki derin boşluğu bunlarla doldurmaya çalışıyorlardı. Orhan Veli'nin Böcekler şiiri bu neslin hayat karşısında aldığı tavrı çok güzel anlatır:

Düşünme,
Arzu et sade!
Bak böcekler de öyle yapıyor.


Zevk ve eğlenceden başka hiçbir şey düşünmemek, sadece belli duyguların esiri olmak, dünya nimetleriyle gönlünü avutmaya çalışmak, sineklere, böceklere özenmek, at olmayı arzu etmek, bu neslin en tipik ve onları diğer nesillerden ayıran başlıca özellikleridir. Fakat hayvan olmak, bu hayatta hayvan gibi yaşayıp hayattan onlar gibi zevk almak insan için pek mümkün değildir. Çünkü ulvi değerlerden kopan insanı hiç bir şey tatmin etmez. Aklıyla bütün canlılardan üstün olan insan, hayattan lezzet alma noktasında, geçmişten gelen hüzünler, gelecekten gelen endişelerle hayvandan da geride kalır. Bir türlü huzur ve sükûna erip mutlu olamaz. Orhan Veli'nin Efkârlanırım adlı şiiri bunu açıkça gösterir:

Mektup alır, efkârlanırım;
Rakı içer, efkârlanırım;
Yola çıkar, efkârlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
"Kâzım'ım" türküsünü söylerler,
Üsküdar'da;
EIkarlanırım.


Böyle bir insan bütün ümitlerini kaybeder. Hayattaki bütün beklentileri boşa çıkar ve hiç bir şeyle gönlünü avutamaz. Dünya nimetleri içinde yüzmeyi arzu eden bu nesil, bu dünyada yaşadığından bile şüphe eder bir hale gelir. Ne güzel anlatır Orhan Veli, bu neslin bu trajik halini Giderayak adlı şiirinde:

Handan, hamamdan geçtik,
Gün ışığındaki hissemize razıydık;
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık;
Kendimize hüzünler icadettik.
Avunamadık;
Yoksa biz...
Biz bu dünyadan değil miydik?


Halbuki bu dünya, muhteşem güzelliklerle doludur. Ve insan bu muhteşem güzelliklerle dolu dünyada ancak Yaratıcı'sını tanımakla, O'na itaat etmekle, ulvi değerlere, yüce ideallere sahip olmakla ve hayatını ona göre tanzim etmekle mutlu olabilir. Aksi takdirde o, hem bu güzel dünyayı açıklamanın hem de bu güzel dünyada mutlu olmanın yollarını bulamaz; şaşırır kalır. Orhan Veli, bunu ne güzel anlatır:

Deli eder insanı bu dünya;
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku.
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.

Orhan Veli, eğer Yunus'u okusaydı, kendisini deli eden şeyin yine kendisinde olduğunu öğrenecekti. Çünkü yüzyıllar öncesinden seslenen Yunus, bir şiirinde sanki Orhan Veli'nin bu şiirini biliyormuş da ona cevap veriyor gibi
''Seni deli eden şey, yine sendedir sende'' diyordu.

Evet, Orhan Veli biraz böcekler gibi yaşamayı bırakıp düşünebilseydi, birçok hakikatin farkına varacak, kendisini deli eden şeyin yine kendisinde olduğunu anlayacaktı.

Fatih BAĞCIOĞLU



__________________
YİNE BİR ARALIK SABAHI..
ab-ı hayat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
idealist, nesiller, nesli, orhan, veli

Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:41 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.


| Magazin | Oyun | Abdera | SiberDost.com | Forum |


Inactive Reminders By Icora Web Design

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226