![]() |
|
|
#31 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
Nereye gidersin sevdiğim…
Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde. Unutmak… Çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acıklı sığınak.Hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak. Geçmişi, o geçmişi yaşayan parçamızla birlikte çıkartıp atmak içimizden, atılan her parçayla birlikte içimizde bir boşluk kalacağını bilerek yapmak bunu. Ya da yaşanacak birşeyler vaat edenleri, bir gün onları da unutmak zorunda kalacağımızı düşünerek, daha baştan unutmaya çalışmak, geçmiş gibi gelecekten de parçalar ayıklamak. Geçmişimiz ve geleceğimizle bir kazı yerine çevirmek hayatımızı. Nasıl bir öğüt vermeliyiz kendimize? “Unut “ mu demeliyiz? Sana zevk vermiş olanları ve zevk vaat edenleri unut. Hiçbir zaman yekpare bir kıta olamayıp birbirine köprülerle bağlı yüzlerce, binlerce küçük adacıktan oluşan hayatın parçalarını birbirine iliştiren köprüleri yakmalı mıyız? Hafızamızın en çok dönmek istediği, en çok özlediği adacığı mı, köprülerini yıkıp, hayat haritamızdan silmeliyiz? Geçmişimizde en çok özlediğimiz mi en çok unutmaya çalıştığımız? En unutulmaz olan mı en unutulmak istenen? Ya da geleceğimizde en fazla zevk vaat eden mi, köprüsünün başında en uzun oyalanıp gözlerimizi kapayarak, belki ben gözlerimi açana kadar, ışıklarıyla beni çeken o adacık aklımın haritasından silinir diye beklediğimiz? Hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz. Unutabiliyor musunuz bari? Hayatınıza kazdığınız o çukurların etrafından dolaşıp geçebiliyor musunuz? Bir zamanlar bütün dünyayı birbirine katan o şarkıyı dinlediğinizde, sorulan sorunun cevabını verebiliyor musunuz: “Nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken? ” Nerelere gidiyorsunuz yalnızken yatağınızda? En çok gitmek ve en çok kaçmak isteğiniz yere mi? Geçmişte en yakınınız olmuş olan”şimdiki yabancıyı” ya da gelecekte en yakınınız olabilecek “şimdilik yabancıyı” hafızanızın derinliklerinden söküp uzak sürgünlere gönderdiğinizde onunla birlikte giden birşeyler olmuyor mu? Her “unutuş” bir “eksiliş” gibi gelmiyor mu size? Unuturken eksilmiyor musunuz? Ve korkmuyor musunuz, sımsıkı kapadığınızı sandığınız o sürgün kapıları bir gün aniden açılıverecek, sürgünleriniz, “nerelere gittiğinizi”hiç söyleyemeyeceğiniz yalnız yataklarınıza gülümseyerek geliverecekler diye? Ansızın geliveren bir zarftan çıkan Haydar Ergülen’in yanına mavi çarpı atılmış şiirindeki mısralardan haberdar mısınız: “Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır” Acıyor mu gözleriniz, göze alamadığınız yakınlıklardan? Geçmişe ya da geleceğe doğru uzanan kaç köprü yaktınız bugüne dek; hayatınızın haritasını çizerken kendi ellerinizle, sevgiyle, gülümseyişle, sevişmeyle denizlerinize kondurduğunuz kaç adanın, unutuluşun depremleriyle suların derinliğine battığına tanıklık ettiniz? Kaç adayı batırmak için kaç deprem yarattınız, bir adanın üstünü kapatsın diye depremlerinizle yükselttiğiniz o dalgalar, o adayla birlikte daha başka neler yuttu sizden? Yıllar sonra bütün bu depremleri yarattığınız için affedebilecek misiniz kendinizi? “ ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir, öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak” Acıyor mu gözleriniz? Gözlerinizi bağışlayacak “öbür” gözleri aramıyor musunuz? Unutulanlar arasında en zor unutulanı olan o gözleri aramıyor musunuz? Kim bağışlayacak gözlerinizi, kim bağışlayacak? Kim bağışlayacak bu unutuşları? “sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim” Hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz Bize zevk verenleri ya da zevk vaat edenleri unutmak, onları aklımızın haritasından silmek için. Unutuyoruz, her unutuşta biraz daha eksilerek.En hatırlanacak olanları unutmak derin sürgün yaraları açıyor içimizde. Ve biri soruyor bize şarkılar söyleyerek: ” “Nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken” Geçmiş köprüleri yakıyor, geleceğe uzanan köprülerin başında, o gelecek de kaybolsun diye bekliyoruz, geçmişi unuttuğumuz gibi geleceği de unutmaya çalışıyoruz. Zevk veren ve zevk vaat eden her şeyi unutmak için çabalayıp duruyoruz. Gözlerimiz unutmaktan ve ayrılıktan acıyor. “biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz, biri sis içinde kirpiklerine kadar açık bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcük bile, gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde.” Bu sessizliği kim bıraktı size? Gözleriniz birbirine değmiyorsa gecenin iki şehrinde bunun suçu kimde, neden değmiyor gözleriniz? Neden tek sözcük bile yok o konuşkan gözlerde? Geçmiş… Olan her şeyi biliyor ve unutmak için kıvranarak unutuyorsunuz. Gelecek… Olacak her şeyi tahmin ediyor ve kıvranarak unutmaya uğraşıyorsunuz. İki ucunu birden yıkıyorsunuz köprünüzün.Nereye gider bu köprüler, kendi eksilmişliklerinizden başka? Ve sen nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken? “İki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur gibi çöken siste, bana bu uykusuz şehri niye bıraktın, göze alamadığım bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin.” Belki de hatırladıklarımızdan ziyade unuttuklarımızı taşıyoruz şehirlerden şehirlere, ”göze alamadığımız bir şehir” yerine her şehirde, yalnız yatağımıza yattığımızda unuttuklarımıza gidiyoruz. Hatırlamak için harcadığımızdan daha fazlasını unutmak için harcıyoruz. Ve bir şehirde unuttuklarımızı her şehirde hatırlıyoruz. Yekpare bir kıta değil çünkü hayat, adacıklardan oluşmuş dantelli bir harita ve unutmayla hatırlamanın med cezirlerinde, silindiğini sandığımız bir ada birden çıkıveriyor ortaya.Her şehirde çıkıyor. Unutmaya çalıştıklarınız zevk verdi çünkü, unutmaya çalıştıklarınız zevk vaat etti çünkü size. Unutmak, yaşanmış ve yaşanacak olanları yok etmek, silmek, haritanızı derin boşluklara koyu lacivert noktalara boyamak ve eksilmek istiyorsunuz. Unuttukça eksiliyorsunuz. Eksiliyorsunuz, ama unutabiliyor musunuz? Gözleriniz acımıyor mu gerçekten? Gözlerinizi bağışlayabildiniz mi? Peki şu şarkıyı dinliyor musunuz? “Nerelere gidersin sevdiğim, yalnızken yatağında? ”
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#32 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
Özlediğin Gidip Göremediğindir
Özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin Özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen Özlediğin, gidip görmek istediğin- ama gidip göremediğin Özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de, istemen Özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin Özlem, gidip görememendir; ama ..........
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#33 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
..ÖzLedim Seni..
özledim seni... ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir. beynimi uyuşturuyor özlemin... çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca zamandır içimi ısıttığını yeni yeni anlıyorum Yokluğun, Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp mütemadiyen bir boşluğa Sabahları seni okşayarak başlamaları aksamları her isi bir kenara koyup seninle baş başa konuşmaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasılda serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne kadar yumuşak bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken Gitmeni asla istemediğim halde buna mecbur olduğunu görmek ve sana bunları söylemeden 'git artık' demek 'beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa' demek sana nede zor seni görmemek ve belki yıllar sonra karsılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#34 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
BEN AŞKIMI BEKLERKEN
Genç kız her gün olduğu gibi o günde yolunda giderken düşünceliydi. Zaten uzun zamandır bu halinden kurtulamamıştı. Düşüncelerinde hep onun gözleri vardı aklında onun gülüşü ve konuştukları her kelime tekrar tekrar çınlıyordu. Gözleri baktığı her kişiyi o diye görüyordu yani aklı oyun oynuyordu hiç oynamadığı kadar. Yürürken sadece yaşamak için yaşadığını fark etti. Onsuz geçen her günü onu daha da karamsar yapıyordu, daha çok ızdırap veriyordu, acı çekiyordu. İnsanları, yaşamayı, mutluluğu, gülmeyi hep onunla özdeştirip sadece onunla var olduğunu düşünüyordu. O gün yine her zamanki gibi köprünün üstünden geçiyordu. ?Ah bir dili olsa da konuşsa? acıyla yürüdüğü her adımda içindekileri anlatabilseydi. Kalbinde acıdan başka bir şeyi olmayan bu genç kızın hüzünlerini anlatabilseydi. Her adımda nasıl ağır ağır yürümek bile içinden gelmeden nasılda zorla yürüdüğünü. Bir zamanlar sevdiği bir insan olduğunu onun yanında mutluluktan havalara uçarak yürümelerini, onun gözlerinde bir cenneti var ettiğini, her kelimesinde bir çocuğun konuşması gibi heyecan ve coşkuyu yakalamasını, büyük bir aşkla ona sarılmasını... Şimdi ise o firari sevgilinin yasını tutuyordu kalbi, daha ne kadar dayanabileceğini bilmeden. Rüzgar saçlarını okşarcasına ılık ılık esiyordu. Saçları çok güzeldi uzundu, rüzgarda dağılıyordu. Gözleri dünyanın en hüzünlü gözlerini taşıyordu, sanki her an bir yağmur tanesi düşecekmiş gibi bakışları manasızdı. Sadece yaşamak için yaşıyordu. Kendi kendine hep sorguluyordu hayatı. Neden doğdum? Neden ben varım? Neden onu sevdim? diye. Keşkeler aklının her köşesinde uçuşuyordu. Keşke doğmasaydım, keşke var olmasaydım, keşke hiç aşık olmasaydım... Bazen denize bakardı köprünün üstünden, deniz ona huzur veriyordu. O engin mavilik büyük bir yalnızlık ve özgürlüktü onun için. Denizin güzelliği başka hiçbir güzelliğe benzemiyordu. Geceleri de ayın denize vurduğu yakamozları görüp aşkını hatırlardı. Tıpkı bizim gibi ! tıpkı bizim gibi kavuşamayan iki aşık misali diye düşünürdü. Kavuşamayan iki aşığa benzetirdi onları da. El ele yürüyen iki aşık görse kalbindeki ateşin bedenini yaktığını hisseder, içinden büyük bir ah geçirirdi. Hiçbir şey elinde değildi artık. Oysa eskiden öylemiydi? Hayatı sever, insanları, yaşamayı, kendini kısacası her şeyi severdi. Aynaya baktığı zaman gözleriyle göz göze gelmek istemezdi. Çünkü kendi gözlerinde bile onu gördüğünü düşünürdü. Sır doluydu bakışları, acı dolu, umutsuzluk ve özlem dolu. Televizyondaki veya radyodaki bütün hüzünlü şarkılar sanki onun için yazılmıştı. Onları dinlerken hem acı çekiyor hem de bu acıdan değişik bir haz duyuyordu. Gönüllüydü sanki bunları yaşarken. Bir yerde güzel bir yazı bulduğunda hem ağlar hem de sonuna kadar okurdu. Artık kimse ile konuşmuyor, sadece okuyordu. Çok şey öğrenmişti o gittiğinden beri. Kendini avutmak için anlamlı veya anlamsız her şeyi okuyup dinler olmuştu, ama büyük bir sessizlikle. Sağır ve dilsiz gibi sadece yaşayarak. Içinden gelmiyordu biriyle konuşmak, içinden gelmiyordu mutluluk hakkında konuşmak... Onu düşündüğü zamanlar dayanılmaz acılar çekiyordu. Onu unutmam lazım ne olursa olsun onu unutmam lazım diye geçiriyordu aklından. Onun sevmediğim yönlerini, beni nasıl kırdığını , onun yüzünden hayatımın dayanılmaz olduğunu düşünürsem belki onu unuturum diyordu... Ama ne var ki ne zaman onu düşünse onun hakkında tek bir kötü şey gelmiyordu aklına. Hep güzel geliyordu halâ güzel hayali. Küçücük bir evi vardı. Gecekondu sayılacak kadar küçük ama içinde huzur olan bir ev. Evin bir köşesinde duran sehpanın üstündeki balıkları en çok sevdiği bölümdü onun için. O balıklara gözü gibi bakardı önceleri. Şimdi ise bakımsızlıktan tek tek ölmüşlerdi. Yani onlarda bırakmıştı o yalnızlığında büsbütün. Evde kalabalık olmayacak kadar az kişi vardı. Bir annesi, bir babası, bir de küçük kardeşi. Onlar bile teselli olamıyordu yaşadıklarına. Aşk hem çok güzel bir o kadar da acı geliyordu ona. Ama yaşadıkları ona yetiyordu, hayaller kuruyordu. Belki bir gün, belki bir gün diyerek... Yine her sabah olduğu gibi işe gitti, çıkışta o köprünün üzerindeydi ama bugün farklı olan bir şey vardı onun için kendini uzun zamandır hiç bu kadar huzurlu hissetmemişti. Bir karar vermişti artık, belki iyi belki kötü. O güzel saçları rüzgarda savrulurken sanki her şeye son kez bakar gibi özlemle bakıyordu. Bugün yürümüyordu o köprüde. Sadece durmuş denize bakıyordu, o çok sevdiği denize. Umutlarını, özlemlerini, hayallerini düşünerek. .. Kalabalık bir grup insan başına toplanmıştı genç kızın. Yarım yamalak aralayabildiği gözleriyle hayal görüyorum sandı. Vah zavallı kız, neden yaptı? acaba, kim bilir ne derdi vardı? diyen kalabalığın sesleri yavaş yavaş uzaklaşıyordu kendinden. Sonunda o çok sevdiği denize, özgürlüğüne kavuşmuştu... Selma Kırbız
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#35 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
Hayat Seninle Olmalı
Hayat ya seninle olmalı; ya da hiç olmamalı, Akan damlalar sürekli olmalı Damlalar ask denizi olup tasmalı Aşk denizinde seninle yüzebilmeli Uçan martılar şarkımızı söylemeli Gökyüzü ikimize imrenmeli Hayatı seninle yönlendirebilmeli Hayat ya seninle olmalı ya da hiç olmamalı Baharda açan çiçekler sen kokmalı Seni yudum yudum koklayabilmeli Sen bir gül olmalı Suyun dürüstlük olmalı Gübren aşk olmalı Güneşin ben olmalı Seni benden başka kimse koklamamalı Hayat ya seninle olmalı ya da hiç olmamalı Gecenin ayazlarında rüzgar sen kokmalı Yanan sigaram sen olmalı Ciğerlerim seninle dolmalı Nefesim seni arzulamalı Gözlerim dumanından damlamalı Ayaklarım ayazda seninle adımlamalı Hayat ya seninle olmalı ya da hiç olmamalı Saçlarım seninle parlamalı Gülüşün içimi ısıtmalı Kalbim her an seninle heyacanlanmalı Elllerim karanlıkta ellerini bulmalı Dudaklarım alacakaranlıkta seni sormalı Dillerim dillerini okşamalı her gecemiz aşk olmalı Hayat ya seninle olmalı ya da hiç olmamalı Her yağmurda gökkuşağı olmalı Gökkuşağına seninle bakmalı Renklerini seninle saymalı Her sayışımızda sayı tam olmalı Eksik olursa kafaya takmamalı Her an hayatı seninle yudumlamalı Kırlarda seninle el ele çılgınca koşmalı Gelincikler laleler kulaklarında olmalı Onları senden kıskanmalı Kelebekler beraber kanatlanıp uçmalı Güldüğün zaman yüreğimde güller açmalı Hayat ya seninle olmalı ya da hiç olmamalı Sana olan bu sözlerim daima olmalı Bizim sevgimiz sonsuzluk olmalı Konuşmalarımız aşk kokmalı Şiirlerimde sen olmalı Gönlüm seninle dolup taşmalı Ölüm sensiz olmamalı Hayat ya seninle olmalı ya da hiç olmamalı
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#36 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
Özledim
Geceleri uykumu bölmedin sen. Bu bir itiraftır. Ben böldüm seninkini istemeden. Ansızın uyandığımda, kendiliğimden Gözlerinden öptüm seni. Bilerek değdirdim gözyaşlarımı yanaklarına. Açtın gözlerini, göremedin beni. O bomboş odada hissettiysen eğer, Sakın yanlış anlama beni. Kötü bir niyetim yok benim Sadece gözlerini özledim. Şarkı söyledim bağıra bağıra. Duyup da sesimi katıl diye bana. Nasıl kıydım bilmem uykusuzluğuna Ama kötü bir niyetim yoktu benim Sadece sesini özledim. Kalp atışlarını dinledim elimle. Saçlarını sevdim. Öptüm ellerinden. Hatta biraz da silkeledim. Ama kötü bir niyetim yoktu ki benim, Sadece tenini özledim. Bazı gecelerde Konuştum kendi kendime. Eskilerden söz ettim. Soru sordum, cevap verdim. Kızma ama seninle kavga da ettim. Kötü bir niyetim yoktu ki benim, İnan ilgini, inan sevgini Bil ki aşkını çook özledim. Özledim Geceleri uykumu bölmedin sen. Bu bir itiraftır. Ben böldüm seninkini istemeden. Ansızın uyandığımda, kendiliğimden Gözlerinden öptüm seni. Bilerek değdirdim gözyaşlarımı yanaklarına. Açtın gözlerini, göremedin beni. O bomboş odada hissettiysen eğer, Sakın yanlış anlama beni. Kötü bir niyetim yok benim Sadece gözlerini özledim. Şarkı söyledim bağıra bağıra. Duyup da sesimi katıl diye bana. Nasıl kıydım bilmem uykusuzluğuna Ama kötü bir niyetim yoktu benim Sadece sesini özledim. Kalp atışlarını dinledim elimle. Saçlarını sevdim. Öptüm ellerinden. Hatta biraz da silkeledim. Ama kötü bir niyetim yoktu ki benim, Sadece tenini özledim. Bazı gecelerde Konuştum kendi kendime. Eskilerden söz ettim. Soru sordum, cevap verdim. Kızma ama seninle kavga da ettim. Kötü bir niyetim yoktu ki benim, İnan ilgini, inan sevgini Bil ki aşkını çook özledim.
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#37 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
Özlemi Arıyorum
Benim adım Emin şu an vatani görevimi yapıyorum. Hikayem 3 yıl önce Cumhuriyetin 75. yıl kutlamalarında başladı. Bursa’ da kutlamalar çerçevesinde ibrahim Tatlıses ve Grup Laçin konseri vardı. Bende konserdeydim. Arkamda çok güzel benim gibi uzun boylu bir kız vardı. Onunla tanıştık adı Özlem’di. O akşam epeyce gezdikten sonra onu evine bıraktım ve telefon numaramı verdim. Beni aradı ve buluşmak istedi. Buluşup bir kulübe gittik. Dans ettik, konuştuk. Akşama doğru evine bırakırken elini tuttum. Oda etkilenmişti bana telefon numarasını verdi. Ve zaman geçtikçe aramızdaki aşk dahada alevlendi. Niyetim ciddiydi. Konuyu aileme açtım. Ancak ailem Özlem’i istemedi. Büyük kavgalar sonucu evden ayrıldım. Sokaklarda bir marangozhane de yatmaya başladım. Bu durum üç ay sürdü. Babam beni eve almadı. Özlem de bu durumu babasına anlattı. Özlem’in babası beni yattığım marangozhaneden aldı evine götürdü. Her şeyi ona anlattım. Üzülme oğlum her şeyin bir çaresi vardır dedi. O gün Özlem ‘ler de kaldım. Ertesi gün özlemin babasıyla benim babama gittik. Ama babam bizi kovdu. Özlem’in babası Ramazan Bey bunun üzerine ‘’Bundan sonra sen de benim evladımsın. Artık bizde kalırsın. Kızımla da evlendiririm evlendireceğim dedi. Artık onlarda kalıyordum. 1 ay sonra nişan yaptık. Ancak Özlem’in dayısının oğlu Emrullah, bu ilişkiyi çekemiyordu. Çünkü Özlem de gözğ vardı. Bana sürekli tehditler savuruyordu. Emrullah ve iki arkadaşı bir gün yolumu kesti. Beni acımasızca dövüyorlardı. Bir fırsatını bulup kaçtım ama ardımdan silahla ateş etti. Bir kurşun sırtıma saplandı. Ben yere düşünce yanıma geldi ve kurşunu bittiği için ateş edemeyince bıçağını çekip sırtıma sapladı. Ama öldürmeyen Allah öldürmüyor. Ben hastanede iken Emrulah Özlem’i kaçırdı ve 15 gün boyunca nişanlıma tecavüz etti. Sonra Özlem’i eve yolladı. Özlem babasına her şeyi anlatınca babası utancından her şeyi toplamış ve başka bir yere taşınmış. Bu arada benim başka bir arkadaşım, gidip Emrullah’ı bulmuş ve bıçaklayarak öldürdükten sonra polise teslim olmuş. Ben 3 ay sonra hastaneden çıktım. Öğrendim ki Özlem artık bana layık olmadığını düşündüğü için 29 yaşında evlenmiş boşanmış 2 çocuk sahibi bir adamla evlenmiş. Her yerde aradım ama bulamadım. Bu arada bana babam kadar yakın olan bir insan beni Fatma adında bir kızla nişanladı. Fatma’ya özlemi sevdiğimi söyledim ama Fatma ben senin her şeyine razıyım dedi. 3 yıldır bir saniye bile Özlem’i aklımdan çıkaramadım. Özlem’i kabul etmeye hazırım. Bir bulsam ah bir bulsam...
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#38 | ||||||||||||||
|
Moderatör
|
Şimdi git
Şimdi git.. Say ki, seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik.. Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik.. Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber beklemedik.. Sen git.. Ben gelemem bu yürekle.. Ya da kal.. Eylül yağmurlarını bekle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Saçlarıma ak düşmemiş halimle.. Sen yaşlardayken.. Onsekizimde, yirmimde.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle.. Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Aşksız geçen onca yılı yakacağım.. Sevda alevinde kendi ellerimle... Şimdi git.. Say ki, seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik.. Say ki, oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı.. Ve sevdadan hiç söz etmedik.. Say ki, hiç gülmedik.. Aynı şeyleri sevmedik.. Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim.. Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada.. Seninle gökkuşağının altından geçeceğim.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim.. Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak.. Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim.. Ben seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve bir gün ölürsem siyah gözlerinde öleceğim.....
__________________
Sago Ve Yasinle girdiğim İddaa Sonucu... Sözümü tutmak Zorundayım.. Şampiyon Fenerbahçe. Bu Yüzden Cumartesiye Kadar Yokum.. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#39 | |||||||||||||
|
Moderatör
| ||||||||||||||