![]() |
|
|
#1 | ||||||||||||||
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 291
Tecrübe Puanı: 3
![]() |
Doktora çalışması için İngiltere'ye gidip orada uzun müddet kaldıktan sonra Türkiye'ye dönen Yavuz Aydınlı kardeşimizin beraberinde getirdiği BBC yapımı bir video kasetini seyrettiğimizde hayret ve dehşetler içinde kalmıştık. Yurdumuzun doğu bölgelerindeki bir kısım vatandaşlarımızı tahrik etmek ve Türkiye'yi dünyaya kötü tanıtmak üzere en mahrem yerlere kadar girilerek TV için hazırlanmış program kaseti, doğuda yaşayan kardeşlerimizi sömürülen ve ezilen bir etnik azınlık gibi göstermekte, emniyet güçlerini kötü tanıtmakta, bölücü ve hain örgütlerin ustaca reklâmını yapmakta, bu vatan parçasını bölmek için haince bir İngiliz tezgâhını apaçık ortaya koymaktaydı.
Aradan üç-dört ay gibi bir müddet geçtikten sonra Haziran ayında İzmir'de yapılan Milletlerarası Çevre Koruma Sempozyumunda dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen birçok bilim adamı yanında bir de enteresan bir İngiliz Profesörüyle tanışma fırsatı bulduk. Bradford Üniversitesi Çevre Bilimlerinde çalışan Prof. Dr. M.R.A. Seaward, katıldığı bir önceki benzer sempozyumda Mısır'lı ve Türk bilim adamlarını küçük görerek, büyük pozlarda "çevreyi kurtarmak kim, siz kim?, bu iş batının işi, bunlar sizin altından kalkacağınız mes'eleler değil! vs..." şeklinde tahkir edici cümleleri Mısır'lı bilim adamı Prof.Dr. Semih Manharavî'ye söylemişti. Bu sözler gerçekte Hıristiyan âleminin bize bakışına bir kere daha tercüman oluyordu. Uçağı erken kalkacak olan Mısır'lı Prof. Dr. Semih Manharavî bir gece önce evinde misafir kaldığı Yavuz Aydınlı'ya dönerek "lütfen ilk fırsatta şu edepsize haddini bildirin" derken, hakikaten üzüntüsünü ifade ediyordu. Sempozyum bitimine yakın, kız arkadaşıyla birlikte kalacak bir otel aramak için salondan ayrılmak üzere toparlanan Seaward'a yaklaşan Yavuz, kendisini misafir etmek istediğini bildirince, Seaward birkaç gündür banyo yapmadıklarını ve evde banyo olup olmadığını sorunca Yavuz bey, evde herşeyin tam tekmil olduğunu ve otelden daha rahat edebilecekleri müstakil daire tahsis edebileceğini söyleyince, teklifi kabul eden Seaward İngiliz arkadaşıyla birlikte Yavuz beyin arabasına binerek Bornova'ya doğru yola çıkarlar. Bu arada Yavuz Bey akşama yemeğe bizim de gelmemizi ve Seaward'a BBC'nin kasetini seyrettirip sohbet sırasında da uygun şekilde dersini vermemiz için yardımcı olmamızı istedi. Biz de akşam yemeğinde buluşmak üzere İngiliz'e güle güle dedik. Arkadaşlarla birlikte akşama nasıl bir formülle kendisine haddini bildirelim diye plân yapmaya başladık. Aradan henüz iki saat geçmemişti ki, biz Yavuz beylere gitmeye hazırlanırken Yavuz bey tek başına bizim bulunduğumuz yere geldi. Kendisine "Hayrola sen niye geldin?, İngiliz nerede?, ne oldu?" diye sorduğumuzda Yavuz beyin verdiği cevabı ve başından geçenleri kendi ağzından dinleyelim: "...arabaya bindik, yolda giderken epey samimi olduk, şakalaştık falan derken kendisine ben de İngiltere'ye gittiğimi, üç yıl kadar orada kaldığımı ve bütün her tarafını gezdiğimi söyledim. Daha sonra mes'ele İngiltere'nin kültür ve sosyo-ekonomik, etnik yapısına geldi. Ben de "İngiltere'nin özellikle kuzey bölgesindeki birçok sefalet ve fakirlik içinde olan yerlerini gördüm, hele Belfast (kuzey İrlanda) gibi bölgeler tamamen güney İngiltere'den farklı ayrı bir dünya, adım başı asker ve polisler, kimlik kontrolü, tel örgüler ve her gün öldürülen 3-5 kişi var, geceleri sokağa çıkmak bir mes'ele, fakat siz niçin bunları göstermeyip başka ülkelerin vatandaşlarıyla uğraşıyorsunuz?..." demeye kalmadan 'Prof. Seaward birden sinirlenerek "seni böyle konuşmaktan menederim! Benim vatanım hakkında böyle konuşamazsın!" diye sert çıktı. Ben de "ama yalan konuşmuyorum ki, bu bir ilmî tesbit, ben gittim ve gördüm, siz de bir bilim adamısınız, benim bu tesbitim hakkında sizin fikrinizi soruyorum, sinirlenmenize gerek yok ki" dedim. Bunun üzerine Seaward daha da sertlenerek "Hayır! Doğru da olsa konuşturmam, bu lafları duymak istemiyorum. Hiç kimse İngiltere aleyhinde benim yanımda konuşamaz! Derhal dur ve beni indir! Vatanım aleyhinde konuşan birinin arabasına da binmem, evine de gitmem! Siz bu kafayla AT'ye girmek için daha çok uğraşırsınız, demek üniversitelerde sizlere bunları öğretiyorlar!" dedi. Bu durumda ne kadar ısrar ettiysem de arabadan inmekte direndi ve ben de mecburen bavullarıyla birlikte yol ortasında indirdim." Birçok arkadaşımız İngilizlerin milliyetçiliğine hayran kalmış bir şekilde "acaba aynı durumda İngiltere'de bizim hocalarımız olsaydı, bedavadan misafirlik imkânı varken Türkiye aleyhinde söylenen sözler karsısında kaç tanesi bu imkânı reddederek İngilizlerin arabasından iner ve ağzının payını verir, kaç tanesi sadece imanın en zayıfı olan içinden buğzederek, aman sende simdi bu imkânı değerlendirmeye bak! Boş ver konuşsun dursun der, kaç tanesi de onu destekleyip daha çok yaranmak için onunla birlikte Türkiye aleyhine atıp tutardı" diyerek, derin derin düşünmeye başlamıştı. Yavuz beyin anlattığı bu son duruma göre akşama İngiliz'e ders vermek için yaptığımız planlar suya düşüyordu ve aynı zamanda o, beklemediğimiz bir anda bize acı bir ders veriyordu. Birçok arkadaşımız İngilizlerin milliyetçiliğine hayran kalmış bir şekilde "acaba aynı durumda İngiltere'de bizim hocalarımız olsaydı, bedavadan misafirlik imkânı varken Türkiye aleyhinde söylenen sözler karşısında kaç tanesi bu imkânı reddederek İngilizlerin arabasından iner ve ağzının payını verir, kaç tanesi sadece imanın en zayıfı olan içinden buğzederek, aman sende şimdi bu imkânı değerlendirmeye bak! Boş ver konuşsun dursun der, kaç tanesi de onu destekleyip daha çok yaranmak için onunla birlikte Türkiye aleyhine atıp tutardı" diyerek, derin derin düşünmeye başlamıştı. İki gece önce özel bir tiyatro sahnesinde seyrettiğimiz "Pembe İncili Kaftan''daki Muhsin Çelebi nerede biz neredeydik. Bir ay kadar sonra İngiltere'den Üniversitedeki sempozyumu tertipleyen Profesör arkadaşlarımızın bazılarına Seaward'dan gelen mektuplarda şu ifadeler yer alıyordu: ".... evine gitmek için arabasına bindiğim, İngiltere aleyhinde konuşan terbiyesizi İngiltere'ye sokmamaları için Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçtim. Lütfen o kişinin adını-soyadını ve hangi üniversitede doktora yaptığını bana yazın, kendisini İngiliz Üniversitelerine ve idari makamlarına bildirip bu tip kişilerin İngiltere'ye kabul edilmemeleri için çok iyi incelenmelerini söyleyeceğim..." Bu yüzden Yavuz beyin ismini şu yazımızda bile mahlas kullanarak gizlemek mecburiyetinde kaldık, hâdisenin bu yönünün de bizim dışişlerimize ibret olması dileğiyle... Doç.Dr. A. Sarsılmaz
__________________
İnciden den incinme incidenden Kemal den noksan imiş incilen incidenden |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
![]() |
| Tags |
| aydınlarına, günümüz, ithaf |
| Seçenekler | |
|
|