![]() |
|
|
#1 | ||||||||||||||
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 291
Tecrübe Puanı: 3
![]() |
Bir gün çalıştığım hastaneye ilk bebeğini bekleyen zayıf bünyeli bir bayan geldi. Yapılan muayene ve testler neticesinde bebeğin ana rahminde ters olduğu anlaşıldı.
Böyle ters bulunan bebekler bazen son anda normal olarak yerleşirler. Bu durumda olan bebeklerin en sonda gelen kafalarını çıkarmak zor olduğundan ölüm nisbeti yüksek olur. Hele bebek annenin ilk bebeği ise doğum daha da zorlaşır. Bu durumlarda bir doktor için en zor olan şey ise annenin yapacağı tabii hareketleri bekleyip, zamanı gelinceye kadar hiç bir şeye el vurmamaktır.. Ben de mümkün olduğu kadar soğukkanlılıkla ailenin dışarıda kalan fertlerini durumdan haberdar edip bekledim. Sonunda zaman geldi ve çocuğun bir ayağını yavaşça dışarıya aldım. Ama öbür ayak anlayamadığım bir sebepten dolayı diğeri ile beraber dışarı gelmedi. Hemşirenin anne karnına yaptığı baskı ile yavaşça çektim. Bebeğin gövdesi, aşağıya doğru biraz kımıldadı. Ben de o anda beklediğim ayağın diğer ayakla hiç bir zaman beraber gelmiyeceğini gördüm. Çünkü diğer ayak yoktu. Kalçadan itibaren yoktu bu ayak. Bu şimdiye kadar görmediğim bir durumdu. Sonra kendimle yaptığım en büyük savaş başladı. Bu hadisenin annenin sinir sistemine ne kadar müthiş bir tesir yapacağını biliyordum. Ailenin bu zavallı çocuğu kendilerine yol gösterebilecek her büyük ortopedistlere götüreceklerini tahmin edebiliyordum. Bu çocuğu, diğer arkadaşları güle-oynaya koşuştururken üzgün üzgün kenarda otururken hayâl ettim. Sonra aklıma bu bütün acıları dindirecek bir şey geldi. Ters gelen bebekler doğum anında her an ölümle karşı karşıyadır. Acele olarak çıkarılmaları lâzımdır. Ama ben acele etmezsem bebek ölecekti. Anne de şiddetli ve zor bir doğum sonrası çocuğunu kaybettiği için pek üzülmeyecekti. İnce bir ses "Bu acıyı bana çektirmeyin" diyordu sanki bana. "Bu bebek hiç nefes almadı... almaya da bırakmayın. Onu kolay çıkartamazsınız. Acele etmeyin." Hemşireye bir havlu vermesini işaret ettim. Havluyu bu sefer çocuğu sarmak için değil, herkesin gördüğü bir şeyi gizlemek için kullanacaktım. Kararımı vermiştim. Saate baktım. Kararlaştırdığım yedi, sekiz dakikanın üçü geçmişti. Odada bütün gözler bana bakıyordu. Bu gözler benim başarı ve başarısızlığımı bir çok defalar görmüşlerdi. Bu sefer bir başarısızlık görseler pek yadırgamıyacaklardı. Elimi havlunun altına koyup bebeği ana rahmine bağlayan kordunu kontrol ettim. Öç veya dört dakika bana yetecekti. Yalnız bir şey yapıyor gibi görünmem lazımdı. Bebeği biraz daha aşağıya çekerek kollarını dışarıya çıkardım. Birden bebeğin küçük pembe ayağı onu saran havludan dışarı çıktı ve elime bastırdı. O anda bebeğin vücudunda kuvvetli bir hareket olmuştu. Bu, bir kuvvet ve hayat belirtisi idi. O anda ruhumda duyduğum şok ve onun tesiriyle bu küçücük bebeğin yıllar sonraki halini hayalen görür gibi oldum. Aradan yıllar geçiyor. Anadolunun çeşitli yerlerinde çalıştıktan sonra tayinimi bir kültür beldesi olan İstanbul'a yaptırıyorum. Bir yandan mesleğimi icra ederken, bir yandan da çeşitli kültür faaliyetlerini yakından takip ediyorum. Yine bir gün bir toplantıya davetli olduğumu düşündüm. Bir derginin gençler arasında tertiplediği şiir yarışması neticeleniyor. Hediyelerin dağıtılması ve genç şairleri tanıtmak için bir gece tertip ediliyordu. Program bittikten sonra birinci gelen genci şahsen tebrik etmek için orada bekliyorum. Otururken, salonda hiç tanımadığım orta yaşlı bir kadın ve erkek bana doğru geliyor. "Onu gördünüz" diye bağırıyor. "Bebeğimizi tanımış olmanız lazım. Birinci gelen benim oğlumdu. Beni hatırlamıyor musunuz? Onyedi yıl önce doğan tek ayaklı çocuğu hatırlamadınız mı? Bu işte her şeyi denedik. Şimdi sun'i bir bacağı var. Hiç anlamadınız değil mi? Yürüyebiliyor, yüzebiliyor, hatta koşabiliyor. Fakat bunları yapamadığı zaman parmaklarını ve beynini çok şahane bir şekilde kullanmayı öğrendi. Büyük bir yazar olacak o. Bu yıl üniversiteye giriyor. O bizim hayatımız ve çok da mutlu..." Biz konuşurken bir genç yanımıza yaklaşıyor. Annesi "Bu senin ilk doktorun, seni dünya ışığına çıkaran doktor." diyor. Sesi titriyor ve ağlıyor. Genci kollarımın arasına alıyorum. 17 yıl önce yaptığım gibi. Hayatının benim elimde olduğu o korkunç dakikaları yeniden yaşıyorum. Onu uzaklaştırıyorum ve yeniden bakıyorum. "Bilemezsin" diyorum. "Bu gecenin macerasını Rabbim'den başka kimse bilemez. Bana o şiirini yeniden okur musun?" "Omuzlarımda senin kaldıracağın ve kimsenin görmediği bir yük var." Ve göz yaşlarım yanaklarımdan süzülüyor. Bu hayal sanki gerçekmiş gibi beni sarstı. Bunlar bir ihtimal dahi olsa bu çocuk yaşamalıydı. Sonra bütün dikkat ve kabiliyetimi kullanarak çocuğun Allanın izni ile hayatta kalmasına gayret ettim. Çocuk kurtulmuştu. Ben artık müsterihtim. Ömür boyu bir vicdan azabının cenderesine düşmekten, ahirette de "onlara katlettikleri çocukların hesabı sorulduğu zaman" ayetinin tokadını yemekten kendimi kurtarmıştım. Emin MANİSALI
__________________
İnciden den incinme incidenden Kemal den noksan imiş incilen incidenden |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
![]() |
| Tags |
| ait?, karar, kime |
| Seçenekler | |
|
|