![]() |
|
|
#1 |
|
Banned
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 159
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Bütün yaşamın boyunca çırpınıp durursun.
Ne için? Yazmak, yayınlanmak ve tanınıp okunmak için. Bu, Konfüçyüs'ün şu sözüne benzer: "En zor şey karanlık bir odada kara bir kediyi bulmaktır, özellikle odada kedi yoksa!" Yazma tutkusu buna benzer. Karanlık bir odada kara bir kediyi aramaya. Bulman neredeyse olanaksızdır. Hele bir de, Konfüçyüs'ün dediği gibi, odada kedi medi yoksa. Yine de, ille de bulacağım diye çırpınıp durursun. Yazar olacağım diye, herkesin okuduğu ölümsüz romanlar yazacağım diye. Ünlü bir yazar olmanın hayaliyle yanıp tutuşarak yaşarsın. Bir gün herkesçe tanınan; ölümsüz öykülerin, romanların yazarı olacağın hayaliyle… Oysa, Daha sen işe yarar hiçbir şey yazamadan, ölüm ansızın gelip seni bulur. Şöyle diyor, "Sancı Sancı"nın yazarı, sancılı adam Necati Tosuner: "Sonsuzluğu ararken sona doğru ilerlemek." İşte yazmak budur. Okuyup yazarak ölümsüzlüğü ararken, hiçbir şey yaşamadan, hızla ölüme, hiç yaşamamışçasına yok olup gitmeye doğru ilerlemek… Aile çevresinden birkaç kişi dışında kimsenin tanımadığı bir yazar olarak, içindeki yazarlık tutkusuyla ölüp yok olup gidersin. Bir yandan içinde duyduğun umutsuzluk, bir yandan da senin bu "işe yaramaz" uğraşını hiçe sayan değer yargıları kederlendirir seni: "Yazdın da ne oldu!..." "Yazıyorsun da ne oluyor!..." Hiç. Gerçekten de hiç. Hiçbir şey olmuyor. Ama ne yapabilirsin, bu çaresiz bir hastalık. *** Bana gelince… Tutkulu bir dansçı şöyle diyordu: "Sahnede dans ederek öleceğim!" Ne öykücü, ne romancı, ne de köşe yazarı. Hiçbir şey. Yalnızca, burada ya da başka bir yerde, Yazarak ölmek istiyorum! Çünkü, Yetmiş iki yaşındaki keman ustasının, "Ruhum bir kemanın içinde saklı," dediği gibi, Ruhum yazılarımda saklı! |
|
|
|
|
|
#2 | ||||||||||||||
|
Uzman Üye
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 3.381
Tecrübe Puanı: 11
![]() |
çok güzel bir yazı.. yüreğine sağlık..
__________________
her kurşuna yer var yüreğimde, yeter ki sırtımdan vurmayacak kadar yürekli ol... |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#3 |
|
Banned
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 159
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Eskileri daha çok seviyorum..
Eski bir plaktan duyulan cızırtılı şarkıları, eski aşkları, aşıkları, kelimeleri, eski insanları, eski adamları.. Eski evleri seviyorum...O ahşap evleri.. İçinde yaşayan insanlar gibi, soğuk beton yığını apartman dairelerini değil. Katlar arasına sıkıştırılmış insanları, sıkışmış hayatları, bilgisayar tuşlarına saklanmış ilişkileri değil.. Adam gibi adamları özlüyorum. Sevdi mi tam seven, özü sözü bir adamları.. Bir bakışın, bir gülüşün, bir dokunuşun kıymetini bilen insanları.. Arthur Miller'in bir oyununda şöyle der: "Bir genç kızla seviştiğin zaman ona bir sürü söz vermiş olursun.." Öyleydi eski adamlar. Bunu bilirlerdi. İlle de kelimeler gerekmezdi. Dokunduğun zaman bir insanın kuytularına söz budur. Gözün göze değmesinin ne demek olduğunu, bir insanı sevmenin ne olduğunu.. Sevmenin yürek istediğini, emek istediğini, güç istediğini.. Bunu bilirler eskiler. Bunu bilirler. Ve benim gibi eskiciler.. Bunu severler.. Bunu isterler.. Bunu yaşatırlar, yaşarlar.. Yaşamak isterler. ESKİCİ ruhum istiyor yapacak bir şey yok. . . |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Banned
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 159
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Teşekkür ederim arkadaşım,sevindim beğenmene . .
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Banned
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 159
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
Ruhum yazılarımda saklı hala.
Ey ilham perim,ruhum nicedir yolunu gözler oldu. Kalbe suzinak bir peşrev gerek, Itri'ye bir aksak semai,bana sen gerek, Nicedir seni bekleyerek,"ruhuma içlenmeler" doldu. |
|
|
|
|
|
#6 | |
|
Üye
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 88
Tecrübe Puanı: 8
![]() |
Alıntı:
) |
|
|
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
|
|