![]() |
|
|
#1 | ||||||||||||||
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 185
Tecrübe Puanı: 8
![]() |
Aç Gözlerini
En sevdiğin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm Yazdığın mektupları okudum Kana kana su içer gibi Plaklarını çaldım ah! En çok o şarkıda özledim seni. Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum gece yarısı Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya katran karası Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana aldım koynuma Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma Yakıştılar Boğuldum karanlıkta Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini. Attım kendimi caddelere Yeşil ceketin sardı beni Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz Tuttum ellerini. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#2 | ||||||||||||||
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 185
Tecrübe Puanı: 8
![]() |
Bavulları Hep Toplu Durmalı İnsanın
Final zamanı yaklaştı ve ardından Mersin’e yolculuk var. İşin içinde ayrılık var. Bu şiiri paylaşmak istedim.. Bavulları hep toplu durmali insanın Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli Ihanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırıklı olmalı Yalnızlığa alışmalı Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti. Dayanışma, günümüzün borsasinin değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlılklar bıraktı. Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; Zaman, tek basina dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır Işte o yüzden alışmalı yalnızlığa… Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı Romanlardan, yalnızlığa yücelten paragraflar aşmalı evin en görünür duvarlarına “Yalnızlık paylaşılmaz/Paylaşılsa yalnızlık olmaz” Dizeleriyle başlamalı güne Telesekretere “Şu anda size cevap verebilecek kimse yok! ” denmeli, “Belkide hiç olmayacak…” cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır. Haklılığın onuru yaşatır insanı Susmanin utancı öldürür O yüzden en sessiz gecelerde “Doğruydu, yaptım” la teselli bulmalı insan. Feryada komşuların yetişmemesine, Soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, Kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, Ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli Sessizliği, sese dönüştürebilmeli. Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan, Yollarla barışmalı… Yalnızlığa alışmalı… |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#3 | |||||||||||||||
|
Şimal Yıldızı
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 2.194
Tecrübe Puanı: 12
![]() |
Alıntı:
__________________
VARLA YOK ARASI KALBİNİN YARISI ATSA DEPREM SEBEBİ...
|
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
|
|
#4 | ||||||||||||||
|
Şimal Yıldızı
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 2.194
Tecrübe Puanı: 12
![]() |
Kedilerle ilgili bu durumu yeni ögrenmistim:
Normalde sokak kedisi kendini saldirgan köpeklere karsi koruyabilirmis. Bu direnci kiran tek sey neymis biliyor musunuz: Sevgi...Insanoglu, eger bir sokak kedisinin basini oksar ve ona sefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altinda oldugunu zanneder ve sivri tirnaklarini içeri çekermis. Ve vahsi köpeklerin azgin dislerini girtlaklarinda veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmus. Küçücük bir dokunusta gardi düsen ve ölümcül yaralara açik hale gelen sarmanlarin kaderinde kendi ask hayatimizin hülasasini buldum.Biz de Eros'un sefkatine siginip, sevdalaninca en mahrem zaaflarimizi elevermiyor muyuz? Yillar yili ardina sigindigimiz barikatlarin anahtarini gönüllü teslim edip, tirnaklarimizi içeri çekmiyormuyuz? Sevginin bizi kollayacagina,sarip sarmalayacagina dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarimizi gönüllü kaldirip, yaralarimizi açik hale getirmiyor muyuz? Sonra ne oluyor? Sevdamiz en büyük zaafimiza dönüsüyor. Saçimizi oksayan elin bizi ilelebet kollayacagina inaniyor, tatli sözlere kaniyoruz. Taklalar atip, cilveler yapiyoruz. Ve en ummadigimiz anda, en korunaksiz halimizle yakalaniyoruz askin hoyrat yüzüne... Sefkatimiz katilimiz oluyor. Ders almak mi? Ne münasebet!.. Daha son ihanetin yarasi kabuk baglamadan, yeni yaralar için araliyoruz kalbimizin kapilarini... zavalli bir kedi yavrusundan farkimiz yok askin karsisinda... Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sicak dokunusta çocukça uysallasip, her hayalkirikliginda "köpek gibi" pisman olarak, her terkediste aci çekip her dönüste biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla "Daima"lar arasinda yalpalayarak yara bere içinde yasiyoruz. O yüzden "Melek"ler, içe kivrik patilerle gömülüyor. Ve hayata "Seytan"lar hükmediyor. Belki de en iyisi kuyrugu her daim dik tutmaktir... Sefkate kanmis mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardini almis hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir. Can Dündar
__________________
VARLA YOK ARASI KALBİNİN YARISI ATSA DEPREM SEBEBİ...
|
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#5 | |||||||||||||||
|
Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 185
Tecrübe Puanı: 8
![]() |
Alıntı:
uyuşamayız seninle yollarımız ayrı; sen ciğercinin kedisi ben sokak kedisi; senin yiyeceğin kalaylı kapta; benimki aslan ağzında; sen aşk rüyaları görürsün, ben kemik ama seninki de kolay değil, kardeşim; kolay değil hani; böyle kuyruk sallamak tanrının günü. |
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
|
|
#6 |
|
Banned
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 335
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
ÖyLeSiNe BiR MeKTuP Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine. Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum. Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da. Neler yazmışım diye merakımdan. Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende. Can DÜNDAR |
|
|
|
|
|
#7 | ||||||||||||||
|
SüperModeratör
|
Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün, kamera karşısında rahat,düş gücü gelişkin bir kadın oyuncu arıyordu. Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti. Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu. O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu adayını içeri aldılar.Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme kamerasının karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete başladı. Adı Emile Muller'di. Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey denemiş olmak için "Çantanızı açıp bana içindekileri birer birer anlatır mısınız?" dedi. Genç kız arkadaki çantaya uzandı. Fermuarını açtı. Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı: "Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı bakmış olmalıyım." Sonra bir kitap çıkardı. Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu satırlardan çok etkilendiğini anlattı. Romanın baş kahramanının dalaverelerinden söz etti. Ardından bir gazete çıkardı:İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede, başvuracağı başka işler de vardı. Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri... Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip okumasını isteyince defteri açıp mahcup bir edayla okudu genç kız... Özel duygulardı okudukları...Derken çantanın gizli bölmesine attı elini... Oradan iki fotoğraf çıkardı. Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı: "Sevgilim" diye açıkladı: "Fotoğraf çektirmeyi hiç sevmez de... Ancak uykudayken çekebiliyorum fotoğrafını..." İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali olduğunu söyledi. O halini şimdikinden daha çok seviyordu. Genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla anlattığı her bir nesne, bir yap bozun parçaları gibi onun hayatından kesitler sunuyordu. Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü. Sonunda yönetmen Emile'e teşekkür etti. Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını söyledi. "Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar" dedi. Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri... Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı. Yönetmen gerindi. Kısa bir mola vermek istediğini söyledi. Hala aradığını bulamamıştı. Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye asılı çantaya ilişti gözü... Biraz önce içindekilerin birer birer anlatıldığı çantaydı bu... Telaşla asistanını uyardı: "Giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup yetiştirsene..." Asistan kız sandalyeye baktı ve "Yoo... O benim çantam" dedi. Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya seğirtti. Aradığı oyuncuyu bulmuştu. 20 dakikalık bu siyah - beyaz Fransız filmini geçen hafta, 10. Avrupa Filmleri Festivali'nde izledim. Kısa filmin adı, filmdeki kızın adıydı: "Emile Muller" Yönetmeni:Yvon Marciano...Konusu:"Hiçbir güç, düş gücü kadar güçlü değildir." CAN DÜNDAR
__________________
Havalar nasıl olursa olsun; SİZİN HAVANIZ HEP İYİ OLSUN To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. [right] |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#8 | ||||||||||||||
|
SüperModeratör
Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 3.163
Tecrübe Puanı: 13
![]() |
vay be can dündar rüzgarı esiyor burda evet bende paylaşmak isterdim ama bugün okumak geldi içimden okudum ve lezzet aldım teşekkürler
![]()
__________________
Dünya bir gündür... O da bugündür... Rabbim, dönüş yalnız Sana'dır... Bugünü düşünürüm, dün geçti yarın var mı?
gençliğime de güvenmem, ölen hep ihtiyar mı? |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#9 | ||||||||||||||
|
Uzman Üye
|
ben çok sevdim bu adamı bir anda
kediler bavullar fln
__________________
AyAğIndA kOt PaNtOLoN eLiNdE şİşE kIzIm ErkEksEn AyaKtA işE “I’m the girl your parents warned you about! To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts. |
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
|
|
#10 | ||||||||||||||
|
Şimal Yıldızı
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 2.194
Tecrübe Puanı: 12
![]() |
Ne zaman kimi vuracagini asla bilemezsiniz.
Gece yarisi aniden, dipten yukselen coskulu bir dalga gibi kabarir içinizde. Toprak ayaginizin altindan kayiyor gibi olur ve en hazirliksiz oldugunuz anda bütün siddetiyle vurur. Sarsilir, neye ugradiginizi sasirirsiniz. Heyecan,korku, kararsizlik, cesaret, aci, ofke,huzun,merhamet, siddet kaplar bir anda dunyanizi. Es dost yardima kossa da kolay toparlanamazsin. Bittiginde agir bir enkaz birakir geride. Daha kotusu, "tamamen bitti" sandiginiz sarsinti, hafif bir siddette artci soklar halinde yillarca surebilir. Kalbinizdeki kirik hat ara sira yoklar yeniden... Can Dündar
__________________
VARLA YOK ARASI KALBİNİN YARISI ATSA DEPREM SEBEBİ...
|
||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||
![]() |
| Seçenekler | |
|
|