ForumPaylas.net
 

Geri git   ForumPaylas.net > Genel Kültür ve Bilim > Ulu Önder ATATÜRK
Şifremi Unuttum? Üye Ol!

Magazin



Cevapla
 
Seçenekler
Alt 18.07.08   #11
Asistan Moderatör
Points: 7.490, Level: 37
Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37
Activity: 8%
Activity: 8% Activity: 8% Activity: 8%
 
tonmaister - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 839
Tecrübe Puanı: 6 tonmaister will become famous soon enough
Standart



SIVAS KONGRESİNİ SONUÇSUZ BIRAKMA ÇABALARI

Baylar, Kongre 11 eylülde sona erdi. 12 eylülde Sıvas halkının da katıldığı bir açık oturum yapılarak söylevler verildi. Kongre görüşmeleri sırasında, önemli olarak Millet Meclisinin tez elden seçilmesi ve toplantı yerinin neresi olmak gerekeceği konularına değinildi. Fakat, şimdi açıklayacağım sorunlar, Kongre görüşmelerini kısa kesmeyi gerektiriyordu. Bu son noktalarla daha sonra Temsilciler Kurulu uğraştı, 9 Eylül 1919 günü toplanmış olan birtakım bilgiler Kongreye şöylece açıklandı: “Eskişehir ve Afyonkarahisar’daki İngiliz kuvvetleri iki katına çıkarıldı. General Miln (Milne) Konya’ya geldi. Konya Valisi Cemal Bey ve Ankara Valisi Muhittin Paşa karşı çıkmakta duraksıyorlar. Yeni Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey de Cemal Bey’e benzer bir adammış. Değerli arkadaşlarımın böyle durumlar karşısında sert davranmak isteyeceklerini bildiğimden, çabuk ve sert önlemler alınmasını Fuat Paşa’dan rica etmiştim. Fuat Paşa da Kongrenin kendisine olan güvenine dayanarak Kongre adına gereken bildirim ve girişimlerde bulunmuştur. Bu türlü yürütümün yüce kurulunuzca kabul edilmesini rica ediyor. Fuat Paşa, valileri uyarmak için sert bildirimler yapıyor. Bölgelere üst subaylardan ulusal komutanlar atıyor ve bu komutanlara ulus adına her türlü yetki verilmiştir, diyor” Kongre öneriyi kabul etti. Bundan sonra açıklamalarımı şu yolda sürdürdüm:

“Buraya Galip Bey adında bir vali atanmış, geliyormuş; ama bunun Harput Valisi Ali Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey mi olduğu anlaşılamadı. Fakat, biz başka bir bilgi elde ettik. Bay Novil (Nowil) adında bir İngiliz binbaşı, Bedirhanlılardan Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle birlikte yanında on beş kadar Kürt atlısı ile Malatya’ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır. Harput Valisi de bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman’daki birlik de verilmiştir. Amaçlarının, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtleri, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere de başvurulmuştur. Örneğin, valiyi ve ötekilerini tutuklatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya’ya çağırmıştır. Bunun üzerine On Üçüncü Kolordu bölgesinde işe giriştik. Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput’tan gönderilen bir birlik bozguncu takımını tepeleyecektir. Buradaki kolordu komutanı da gereken önlemleri almıştır. Malatya’ya ve öbür yerlere de gereken buyruklar verilmiştir.”

Baylar, hemen hemen Sıvas Kongresi’nin bütün toplantı süresince, sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmıyordum. Ancak, aldığım bütün bilgileri olduğu gibi Kongre üyelerine sunmakta yarardan çok sakınca buluyordum. Gördünüz ki, şimdi açıklayacağım üzere, gerçekten tehlikeli sayılabilecek nitelikte olan Ali Galip işinden de söz ederken sakıngan bir dil kullanmayı yeğ tutmuştum. Bence en önemli iş, her türlü güçlüklere ve tehlikelere göğüs gererek Sıvas Kongresi görüşmelerini bir an önce sonuçlu kararlarla bitirmek ve bu kararları yurtta uygulamaya girişmekti. Bu dileğim gerçekleşti. Bütün yurdu kapsayan ulusal örgüt tüzüğünün ve Genel Kongre Bildirisinin hemen basılıp dağıtılması için gereken işler yapıldı. Yalnız, beklenenin üstünde yeni olaylar karşısında kalındığından, Kongre sona ermekle birlikte Kongre üyelerinin, yeni durumlar gelişinceye değin, Sıvas’ta kalmalarını uygun gördüm ve gerekirse daha güçlü bir olağanüstü kongre toplamak için de hazırlıklar yaptım. Ali Galip’in kaçması üzerine Kongre üyelerinin Sıvas’ta alıkonulmasından vazgeçildiği gibi, Ferit Paşa Hükümetinin düşmesi üzerine olağanüstü kongre toplamaya da gereklik görülmedi. (belge ..55)



ALİ GALİP OLAYI

Şimdi baylar, savaş tarihimizde önemli bir olay olan Ali Galip işi üzerinde izin verirseniz biraz geniş bilgi vereyim:

“Baylar, daha temmuz başında, Erzurum’da bulunduğum sırada Celadet ve Kamuran Ali adında iki kişinin yabancılarca, pek çok para ile İstanbul’dan Kürdistan’a gönderileceği, bunların türlü yalanlar söyleyerek kafaları karıştırmak ve bize karşı halkı kışkırtmakla görevlendirildikleri ve bir iki gün içinde yola çıktıkları ya da çıkacakları haber alındı. Bu haber üzerine, bunların sessizce gözetlenmeleri ve tutulmaları gereğini 3 Temmuzda Diyarbakır’da On üçüncü Kolordu Komutanına ve ayrıca Kurmay Başkanı olan Halit Bey’e ve Canik Mutasarrıfına bildirdim.

20 Ağustosta, On üçüncü Kolordu Komutanına verdiğim buyrukta, söz konusu kişilerin İstanbul’dan yola çıktıklarını bildirildiğini ve alınacak önlemler arasında özellikle Mardin istasyonunda sıkı bir denetleme yapılmasının uygun olacağını yazdım.

Sıvas Kongresinin ikinci günü, yani 6 Eylülde, “Bedirhanlı ailesinden Celadet ve Kamuran ile Diyarbakırlı Cemil Paşaoğlu Ekrem adlarında üç kişinin, yanlarında eskiden Diyarbakır ilinde bize karşı propaganda yapan bir yabancı subayla birlikte, silahlı Kürtler koruyuculuğundan Elbistan ve Akçadağ üzerinden Malatya’ya geldikleri ve kendilerini mutasarrıf ile belediye başkanının karşıladıkları On Üçüncü Kolordunun yazısından anlaşılıyor.”

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Kara Bekir Paşanın üçüncü Kolordu Komutanlığına, bununla ilgili olarak gönderdiği 6 Eylül 1919 gün ve 529 sayılı kapalı telinde verilen bilgide: “Yabancı subayın, Türk, Kürt ve Ermeni nüfusunu incelemek üzere İstanbul Hükümetinin izniyle dolaştığını söyledikleri; Malatya’da bulunan süvari alayının, er sayısı az olduğundan, bunları tutuklamaktan çekindiği; bununla birlikte, bunların hemen tutuklanması için İstanbul’a başvurulduğu On üçüncü Kolordudan bildirilmiştir. Bu adamların ne amaçla ve ne görev için nereleri gezecekleri konusundaki bilgisini, Harput Valisinden sordum.” denilmekteydi (belge: 56). Harput Valisi Ali Galip Bey’dir. Bu adamların ne amaçla geldiklerini 3 Temmuzdan beri biliyoruz. Beş on silahlı Kürt’e karşı bir süvari alayının er sayısı az görülmüş, tutuklamaktan çekinilmiş. Asıl insanı şaşırtan şey, bunların tutuklanması için İstanbul’a başvurulmuş olduğu haberidir!

Bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları; o zamanki durumu görüşte, ilgi çekici düşünce ve anlayış ayrılıklarım gösterdiği için anıyor ve belirtiyorum.

Diyarbakır’daki, On üçüncü Kolordu Komutanının tutumu kuşku verici görüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun Kurmay Başkanı üçüncü Kolordu Komutanının imzasıyla 7 Eylül 1919 günü yazılan kişiye özel kapalı telde, Vali Galip, Malatya Mutasarrıfı Halil, Kamuran, Celadet ve Ekrem Beylerle birlikte İngiliz binbaşısının ne yapıp yapıp yakalanmaları ve Sıvasta yollanmaları amacıyla, Elazığ’da bulunan On Beşinci Alay Komutanı İlyas Beytin doğrudan doğruya kendi komutası altında altmış kadar atlı ve katırlı erle en geç 9 Eylülde Harput’tan Malatya’ya doğru yola çıkması için işin ivediliği dolayısıyla doğrudan doğruya buyruk gönderildiği bildirildi ve birliğin çabucak yola çıkmasının sağlanması rica edildi. 8 Eylülde Sıvas’tan da bir otomobil ile birkaç subay gönderileceği bildirildi. (belge.. 57)

Diyarbakır’dan Kurmay Başkanının bana gönderdiği 18 Eylül 1919 günlü kapalı telde şöyle deniliyordu:

“Yakalama ile ilgili isteği öğrendim. Bu konuda komutan beyin buyruk vereceğini hiç sanmıyorum. Çünkü, askeri nitelerini çok iyi biliyorum. Benim göndereceğim buyruğu ise, tümüyle yerine getirmekten çekinirler. Bu konuda İstanbul’la yazışma yapmaktayız. Bu durum karşısında gerekenin yapılması yüksek kararınıza bağlıdır; Şifre kaleminin 357 sayısıyla sunulmuştur.”

On Üçüncü Kolordu

Kurmay Başkanı

Halit

Elazığ’daki AIay Komutanı İlyas Bey’den üçüncü Kolordu Komutanının buyruğuna karşılık olarak gelen 8 Eylül günlü telde de: “Kolordudan aldığım buyruk üzerine yola çıkmam geri bırakıldı. Kolordunun oluru buradan ayrılmam uygun olmayacağından yola buyruğunun kolordudan” (belge: 10)

Halit Bey’e hemen verdiğim yanıt şuydu:



7/8 Eylül 1919

Bilinen kişilerin kötülükleri belli olmuştur. İstanbul Hükümeti... bu kötülükte ortaktır. Oradan buyruk beklemek düşmana sallamaktır. Bu konudaki bildirimleri, hiç de buyruk vermek, vakit geçirmemek duraksayacak görüyorsanız, bizim Elazığ ve Malatya’daki komutanlarına gönderdiğimiz buyrukların yerine getirilmesini bildiriniz. Gerçekten gerekiyorsa, komutayı uygun gördüğünüz komutanlarından ele alsın. Yavaşlık zamanı geçmiştir. İşin yapıldığını bildiren karşılık telinizi bekliyoruz kardeşim.

Mustafa Kemal

Alay Komutam İlyas Bey’e de, o gün buyruğu verdim: “Bilinen kişilerin hayınlığı belli olmuştur. İstanbul’daki Hükümet de bunların hayranlığına taktır. Kolordunuz komutanı belki bu konuda ne yapılacağını yazı ile sorar ve karşılık alamaz. Bunun için işin yürütülmesini ve sonlandırılmasını sizden beklerim.Vereceğiniz yanıtı bekliyorum efendim. Malatya’daki işleri bitirdikten sonra gerekirse, Sıvas’ta bize katılırsınız.

Mustafa Kemal “Kapalı tel dışındaki imza da üçüncü Kolordu Kurmay Başkam Zeki Bey’indi. Malatya’da bulunan On İkinci Süvari Alayı komutanını da 1 Eylül gecesi, kendim telgraf başına çağırmıştım ve görüşmekteydim. Alay Komutanı Cemal Bey’den durumunu ve kuvvetini sorup öğrendim. Gelenlerin yanlarında bulunan silahlı Kürtlerin “On beş yirmi kişi kadar” olduğunu ve alayın da merkezde” ancak o kadar bulunduğunu söyledi. Ben kuvveti yeterli gördüm. Topçu alayının yalnız subayları bile yetebilirdi. ve ruhsal durumu anlamak istiyordum.

Bunun üzerine telgraf konuşması şöyle oldu:

Ben, “Vali Galip Bey ve İngiliz Binbaşısı ile Kamuran, Celadet ve Ekrem Beylerin hep bir düzenle bu gece yakalanarak çok gereklidir. Durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? Size buradan ve Harput’tan yardım yetiştirilecektir”.



Cemal Bey, “Valiyi de birlikte mi?”

Ben, “Özellikle, evet”.

Cemal Bey, “Bildirdiğim gibi, durum ve kuvvetim buna elverişli değildir. Kamuran Celadet ve Ekrem Beylerin yakalanmaları konusunda On üçüncü Kolordu Komutanıyla yazışmalar yapıldı. Sonunda, durumun inceliği dolayısıyla, şimdilik yakalanmalarının uygun olmayacağını bildirir buyruk da gelmiştir.” dedi.

Artık bu kişinin daha çok üstüne varılamazdı. “Kendilerine sezdirmeksizin sıkıca göz altında bulundurunuz. Kolordunuzdan buyruk gelecektir. Giderlerse, ne yana ve ne gibi araçla gittiklerini hemen bildiriniz.” yönergesini vermekle yetindim. (belge ..59 )

8 Eylül günü Cemal Bey’den kapalı tel ile “bilinen kişilerin şimdi gene orada olup olmadıklarını ve gözetlemeye ne ölçüde güvenilebileceğini” sordum ve kendisine “günde iki kez rapor vermesini” buyurdum...

Halit Bey’e yazdığım tele ertesi gün (8 Eylül 1919) aldığım karşılıkta, Elazığ Alay Komutam İlyas Bey’e buyruk verildiği ve bu buyruğun örneği bildiriliyordu. (belge:60)

Kolordu Komutanı Cevdet Bey de, İlyas Bey’in katıra bindirilmiş 52 er ve iki ağır makineli tüfekle, 9 Eylül sabahı yola çıktığım ve 10 Eylül akşamı Malatya’da bulunacağım bildirdi. 9 Eylül günlü plan bu kapalı telinde “karşı akımlarla dolu olan bir çevrede daha çok iş yapmamakta kendisini özürlü saymamı” da bildiriyordu. (belge:61)

9 Eylülde, İlyas Bey’in birliğinden başka, Aziziye’den iki süvari bölüğü, Siverek’ten Malatya’daki alaya bağlı bir bölük de Malatya ‘ya gönderildi. ( belge:62)

Vali Ali Galip’in ve Bedirhanlılarla Cemil Paşaoğlu’nun yaptığı propagandanın etkisini ortadan kaldırmak için Elazığ ve Dersim dolayları ile ilgisi olduğunu bildiğim ve o sırada Kemah’ta bulunan Halit Bey’e (eski milletvekili) 9 Eylülde, Elazığ’a gitmesini ve Haydar Bey’le bağlantı kurmasını yazdım (belge:65). Ayın sonuna doğru oraya vardı.

Van Valisi bulunan Haydar Bey de Elazığ Valiliği görevini almak üzere Erzurum’dan gönderilmişti. Haydar Bey, On Beşinci Kolorduyu bağlı olup Mamahatun’da bulunan bir süvari alayı ile de bağlantı kurarak, gerektiğinde bu alayı Malatya’ya doğru yola çıkaracaktı.

Otomobil ile birkaç subayın Malatya ‘ya gönderileceğini de yazmıştım.

Gerçekten, arkadaşlarımızdan Recep Zühtü Bey, “Üçüncü Kolordu Yaveri” takma sanıyla ve benden aldığı özel yönerge ile, yanma başka birtakım kimseler alarak otomobille Malatya’ya gitmek üzere, 9 Eylülde yola çıktı. Ne yazık ki, bindiği otomobil, yolları bozuk ve çamurlu olmasından Kangal’da kırılmış ve tam zamanında Malatya’ya yetişememişti. Kangal’dan sonra, kimi zaman araba ve kimi zaman hayvanla gece gündüz yol alarak Sıvas’tan çıkışının dördüncü günü öğleden sonra Malatya’ya ulaşabilmişti. Recep Zühtü Bey’in verdiği raporlar, durumun aydınlanmasına çok yardım etmişti.

Baylar, 10 eylül günü geç vakit şu teli aldık:

Kişiye özeldir.

Hiç durmayacaktır.

Malatya, 10.9.1919

Sıvas’ta On Üçüncü Kolordu Komutanlığı

Mustafa Kemal paşa Hazretlerindedir:

1- 10.9.1919 saat 2 sonrada kötü bir olayla karşılaşmadan Malatya’ya ulaşılmıştır.

2- Bilinen kişilerin hepsinin, ne yazık ki, Kahta’ya doğru kaçtıkları; ayrıntıların sonra bildirileceği, bilgilerinize sunulur.

15’inci Alay Komutanı

İlyas

Aynı günde ve fakat, İlyas Bey’in telinden sonra da şu teli alıyoruz:



Çok ivedidir.

Mayıs 10.9.1919

Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına.

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine:

1- Harput Valisi ile Malatya Mutasarrıfı, İngiliz Binbaşısı ve yardakçıları sizce bilinen kişiler, On Beşinci Alayın Elazığ’dan yola çıktığı ve kendilerinin yakalanacaklarını haber alır almaz, bugün sabah erkenden kaçmışlardır. Bunların Kahta’daki Bedir Ağa’nın yanına gittikleri ve oradan sağlayacakları Kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söylenmektedir.

2- Bunlar ve Bedir Ağ aşireti, kötülüğe yeltenirlerse kovuşturma yapılması için Kolordudan buyruk alınmıştır; izlenmektedirler ve sonuç ayrıca bildirilecektir. ,

3- On Beşinci Alay Komutanının, buyruğu altındaki kuvvetle bugün saat 2 sonradan Malatya’ya geldikleri bilgilerinize sunulur.

12’nci Süvari Alayı Komutanı

Binbaşı Cemal





İkisi bir günde yazılmış olan bu teller, yan yana getirilerek incelenirse ilgi çekici birtakım noktaların göze çarpmamasına olanak yoktur.

Süvari Alayı Komutanı Cemal Bey, bizden aldığı yönergeye u***** bilinen kişileri sıkı ve güvenli bir biçimde göz altında bulunduracak ve günde iki kez rapor verecekti.

Adı geçen kişiler 10 Eylül günü sabah erkenden kaçtıkları halde Cemal Bey bu bilgiyi, ancak İlyas Bey birliğinin varışından ve İlyas Bey’in raporundan sonra gönderiyor. Cemal Bey, kaçanların, İlyas Bey birliğinin Elazığ’dan yola çıkışını haber aldıklarını bildiriyor. Oysa telgrafhane, Cemal Bey’in gözetimi altında idi.

Sonra, kaçakların, Kürtleri toplayıp Malatya’yı basacaklarının söylendiğini de ekliyor. Bu noktalar süvari alayı komutanı üzerine kuşkuları çekmeyecek gibi değildir.

Sonradan alınan bilgilerden anlaşıldı ki, Ali Galip ve arkadaşlarına 9 Eylül akşamı haber verilmiştir. Ali Galip geceyi hükümet konağında uykusuz geçirmiştir. 10 Eylülde yanlarında birkaç jandarma ve silahlı Kürtle birlikte, hükümet konağında toplanıyorlar; sandık emininin odasına giriyorlar; sandığı açıyorlar; birlikte alıp götürmek üzere altı bin lira sayıp bir yana koyuyorlar ve sandığa koymak üzere şu senedi yazıyorlar:

“Mustafa Kemal Paşa ve yardakçılarının tepelenmesi giderlerine karşılık olmak üzere ilgili buyruğa uyularak altı bin lira alınmıştır. 10 Eylül 1919: Halil Rahmi, Ali Galip.”

İlyas Bey birliğinin Malatya’ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı bir sırada süvari alayı komutanı, subaylara Mutasarrıfın evini hedef gösteriyor. Mutasarrıfın evini sarıyorlar, telefon tellerini kesiyorlar ve evi basıyorlar. Bu işin başladığını sezinleyen Halil Bey’in eşi, hükümet konağına haber veriyor” Hükümette para almakla uğraşan Vali, Mutasarrıf ve arkadaşları durumu öğrenir öğrenmez korku ve şaşkınlıkla her şeyi unutup ayırdıkları parayı ve yazdıkları senedi olduğu gibi bırakıyorlar ve adamlarıyla birlikte hazır bulunan atlarına binerek hemen kaçıyorlar (belge:66, 67).

Süvari alayı komutanı ve topçu alayı komutanının, Valinin geceyi hükümet konağında geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edilemez. Mutasarrıftan çok, Valinin önemli olduğu da besbelliydi. Öyle ise, bu kişilerin kaçmasına göz yumulduğu kesin bir gerçektir. En zayıf yoruma göre: Bilinen kişilerin yanlarındaki beş on silahlı jandarma ve Kürt ile çarpışmadan büyük kötülük doğabileceği kuruntusu Malatya’dakileri dolaylı önlem almağa sürüklemiş ve adı geçen kişileri ürküterek kaçırmayı yeğletmiştir, denilebilir.

10 Eylülde İlyas Bey’e verdiğim yönergede başlıca belirttiğim noktalar:

1- Kaçakların ivedilikle yakalanmaları;

2- Kürtlük akımına kesinlikle elverişli alan bırakılmaması

3- Malatya’da mutasarrıflık görevini Jandarma Komutanı Tevfik Bey’in üstüne alması; uygun görülecek namuslu ve yurtsever bir kişinin de Harput’ta valilik görevine hemen başlaması;

4- Malatya ve Harput’taki hükümet kuvvetleri eksiksiz ele alınarak ulusa ve yurda karşı hiçbir davranışa meydan verilmemesi;

5- Kaçaklara uyanların acımadan ve aman vermeden yok edileceğinin duyurulması ve namuslu halka gerçeğin bildirilmesi;

6- Ulusal varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancı askerlere de karşı konulacağının göz önünde bulundurulması gibi önlemlerin ve başka bir şey değildi. (belge:68)

Baylar, kaçakların o dolaylardaki aşiretlerden birtakım Kürtleri toplayabileceklerini ve Maraş’ta bulunan yabancı kuvvetlerden bile yararlanabileceklerini yüzde yüz olacakmış gibi kabul etmek gerekiyordu. Onun için, alınmış olan düzeni pekiştirmek ve bu işe ayrılmış olan birlikleri artırmak gerekiyordu. Bu amaçla Sıvas’tan, katıra bindirilmiş bir birlik daha 9 Eylül akşamı Malatya’ya gönderildiği gibi üçüncü Kolordu da elden geldiğince, birliklerini güneye indirecek; On üçüncü Kolordu, izleme işini sağlayacak ve hayınlara kıpırdayacak elverişli bir durum yaratmamak için en geniş ölçüde etki yapmak gerekli olduğundan, Mamahatun’daki süvari alayı da Harput’a doğru gönderilecekti. Bu konuda Üçüncü, On Üçüncü ve On Beşinci Kolordu Komutanlarına gereği gibi bildirimler yapıldı ve dileklerde bulunuldu. (belge:69)

Baylar, verdiğimiz yönergelere göre kaçakları izletirken, bir yandan da, elimize geçen birtakım belgeleri gözden geçirelim. Bu belgelerin, olayı ve Ali Galip’in girişimini, İstanbul Hükümetinin kötülüklerini her türlü açıklamadan daha iyi belirteceğini sandığımdan, olduğu gibi okunması gereksiz görülmez düşüncesindeyim.

İlkin, Dahiliye Nazırı Adil Bey’le Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa’nın birlikte imzala***** Elazığ Valisi Ali Galip Bey’e gönderdikleri 3 Eylül 1919 günlü yönergeyi okuyalım.

Bundan sonra, Dahiliye Nazırının, gönderilecek kuvvet ve harcanacak para tutarı ile ilgili olarak İstanbul’dan çektiği teli görürüz:

İstanbul

906

Kendisi açacaktır.



__________________
HİÇ...
tonmaister isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.07.08   #12
Asistan Moderatör
Points: 7.490, Level: 37
Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37
Activity: 8%
Activity: 8% Activity: 8% Activity: 8%
 
tonmaister - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 839
Tecrübe Puanı: 6 tonmaister will become famous soon enough
Standart

Elazığ Valisi Galip Beyefendiye

Y: 2 Eylül 1919 sayı: İki.

Sunulmuştur. Padişah buyruğu bugün çıkacaktır. Dernek, durum kesinleşmiştir. Yönerge şudur: Bildiğiniz gibi Erzurum’da Kongre adı altında birkaç kişi toplanarak birtakım kararlar aldılar. Ne toplananların ne de aldıkları kararların bir temeli ve önemi vardır. Fakat bu davranışlar yurtta birtakım söylentilere yol açıyor. Avrupa’ya ise pek şişirilerek yansıtılıyor. Bundan dolayı, pek kötü etkiler yapıyor. Ortada önemsenecek hiç bir kuvvet, hiçbir olay yokken salt bu şişirmelerden ve kötü etkilerden kaygılanan İngilizlerin son günlerde Samsun’a epeyce bir kuvvet çıkaracakları anlaşılıyor. Hükümetin, her yere olduğu gibi size de gönderdiği belli bildirimlere aykırı tutum sürdürülürse, çıkarılacak yabancı kuvvetlerin Sıvas’a ve oradan daha ilerleyerek birçok yerlere girmeleri yakındır. Bu ise, yurdun yararına doğal olarak aykırıdır. Erzurum’da toplanan belli kişilerin yakında Sıvas’ta toplanarak yine bir kongre yapmak istedikleri, yapılan yazışmalardan anlaşılıyor. Böyle beş on kişinin orada, toplanmasından hiçbir şey çıkmayacağı hükümetçe bilinmektedir. Fakat bunları Avrupa’ya anlatmanın yolu yoktur. İşte bunun için bunların orada toplanmasını önlemek gerekiyor. Bunun için de her şeyden önce Sıvas’ta hükümetin tam güveneceği ve yurdun esenliğine uygun olan bildirimleri eksiksiz yerine getirmeye kararlı bir vali bulundurmak gerekmektedir. Sizin gibi yüksek bir kişiyi onun için oraya gönderiyoruz. Gerçi Sıvas’ta kongre yapmak isteyen birkaç kişiye engel olmak pek güç bir şey değilse de kimi generali üstsubay, subay ve erlerin de bunlarla bir düşüncede olduklarını anlaşılması dolayısıyla, hükümetin alacağı önlemleri ellerinden geldiğince etkisiz bırakacakları ve bilinen kişiler olabildiğince koruyacakları dikkate alınarak, güvenilir bir iki yüz kişinin buyruğunuz altında bulunması başarı sağlamak için uygun görülmektedir. Bundan dolayı, önce de yazdığım gibi oralardaki Kürtlerden güvenilen yüz, yüz elli süvariyi birlikte alarak, ne için oradan gidildiği hiç kimseye sezdirilmeden Sivas’a, hiç kimsenin beklemediği bir zamanda varıp valiliği ve komutanlığı hemen ele alacak ve oradaki jandarmalarla askerleri sayıları çok az olanakla birlikte, işi iyi yönetecek olursanız, karşımızda başka bir kuvvet bulunmayacağı için hemen etkin bir duruma girerek, toparlanmalarına meydan vermemiş olacağınız ve orada bulunanlar varsa hemen yakalatıp göz altında İstanbul’a gönderebileceğiniz apaçıktır. Bu yolla ele geçirilecek hükümet gücü ve erki, yurt içinde serüvenci davranışlarda bulunanları yıldırarak bu türlü hoşa gitmeyen davranışların ortaya çıkmasını önleyeceği gibi, dışarda da iyi etki yaparak yabancıların asker çıkarmak ve oralara girmek yolundaki düşüncelerden vazgeçmeleri için hükümetçe yapılacak girişimlere sağlam bir dayanak olacaktır. Aslına bakılırsa, Sıvas’ın kimi ileri gelenlerinden sağlam olarak öğrenildiğine göre halk, bu politikacıları kışkırtmalarından, para toplamak için yaptıkları baskılardan pek çok iğrenmiştir, bunların önlenmesi için hükümete her türlü yardıma hazırdır. Orada hemen jandarma yazılacak istenildiği kadar er bulunacağı ve buna, sözü geçer kişilerce özel olarak yardım edileceği bildirilmektedir. Böylece yeter sayıda ve hükümete sıkıca bağlı bir jandarma örgütü kurduktan sonra, birlikte götüreceğiniz süvarileri memnun ederek yerlerine göndeririz. İşte alınacak önlemler bunlardır. Bunun kolaylıkla ve başarıyla uygulanması, yalnızca işi son derece gizli tutmaya bağlıdır. Sıvas’ta görev aldığınızı, dahası oralara doğru gideceğinizi evinizde en güvendiğiniz kimseye bile söylemeyiniz ve Sıvas’a girinceye dek işi yanınızdakilere de sezdirmeyiniz. Bu, başarının baş ilkesidir. Bundan ötürü, şimdilik ne yapıp yapıp ailenizi orada bırakarak çevredeki aşiretlerle denetlemek için beş on gün dolaşacağınızı evinizdekilere ve başkalarına söyleyerek hemen yola çıkıp bir gün önce Sıvas’a ansızın varmaya çalışmalısınız. Oraya vardığınızda aşağıdaki telyazısını gerekenlere bildirip valiliği ve komutanlığı ele alarak: hemen işe başlamalısınız. Bir yandan da makine başında Nazırlığa durumu bildirmelisiniz. Böylece durum belli olur olmaz size yine makine başına gereğine göre bildirim yapılacaktır. Böylece işe başladıktan sonra, ne zaman uygun görürseniz ailenizi ve eşyanızı Sıvas’a getirtebilirsiniz. Ancak şimdi orada bulunan Reşit Paşanın valilikten çıkarıldığı yerine başkasının gönderileceği her nasılsa duyularak, kendisi Nazırlığa başvurduğu ve adları sizce bilinen kimselerin yakında Sıvas’ta birleşmek istedikleri, alınan yazılardan anlaşıldığı için yok yere bir dakika geçirilmeyerek bir an önce yola çıkıp bir saat önce Sıvas’a ulaşmaya çalışmanız da, işi başarma bakımından çok önemli ve çok gereklidir. Şu nedenlere ve düşüncelere göre, ne zaman yola çıkıp ne sürede Sıvas’a varabileceğinizin bildirilmesine gerek görülmektedir. Sıvas’ta ilgililere gösterdiğiniz telyazısı şudur: Sizin Sıvas valiliğine ve komutanlığına atanmanızı, hükümet kararlaştırmış ve Padişah Hazretleri onaylamıştır. Hemen yola çıkıp bu telyazısını Sıvas’taki asker ve sivil memurlardan gerekenlere göstererek valilik ve komutanlık görevini almanız ve işe başlamanız ve hemen durumdan bilgi vermeniz bildirilir.

3.9.1919

Dahiliye Nazırı Harbiye Nazırı

Adil Süleyman Şefik



Çok ivedidir.

İstanbul, 6 Eylül 1919



Malatya’da Elazığ Valisi Galip Beyefendiye

Y: 6 Eylül 1919,

Haydutları izlemek için gönderilecek kuvvet giderlerinin jandarma ödeneli karşılık tutularak mal sandığından ödenmesi gereklidir. Kaç kuruş harcanacağının ve gönderilecek kuvvetin sayısıyla yola çıkış gününün ivedilikle bildirilmesi.

Nazır Adil

Dahiliye Nazın üç gün sonra da, Ali Galip’in bir teline karşılık olduğu anlaşılan şu teli veriyor:



İvedidir.

İstanbul, 9.9.1919

Malatya’da Elazığ Valisi Beyefendiye

Y: 8 Eylül 1919, sayı: 2.

Sıvas’ta güvenilir aracı olmadığından yeterince bilgi ............. alınmamakta ise de ora halkından, burada bulunan bir adamın sözlerine ve başka yerlerden de alınan genel bilgilere göre ilkin, halk bu kışkırtmaları istememektedir. İkincisi, asker, yok denecek kertede azdır. Bu ayaklanmayı yönetmekte olanlar, bilinen kişilerle kimi komutan ve subaylardır. Bunlar, ise ulusal bir kılık vererek amaçlarını benimsetmeye çalışmaktadırlar. Oysa, ulus bu işleri benimsemiyor. Orası daha yakın olduğundan istediğiniz bilgiyi daha kolaylıkla elde edebilirsiniz. Kaldı ki gazeteler, her nasılsa oraya atandığımızdan söz ettikleri için, bir gün önce gitmeniz daha çok önem kazanmıştır. Yanınızda bulunduracak kuvvet ne kadar çok olursa başarıyı ölçüde kolaylaştıracağı apaçıktır. Bu kuvvetin sayısıyla ne zaman yola çıkacağınızı bir gün önce belli edip bildirmenizi bekliyorum.

Nazır Adil



Ali Galip Bey, yanıt olarak, Malatya’dan şu son teli veriyor:

Çok ivedi ve gizlidir.

Kendisi açacaktır.

Dahiliye Nazırlığına

İçinde bulunduğumuz ayın on dördüncü günü yeter kuvvetle haydutların izlenip yakalanması için Malatya’dan yola çıkmak üzere gerekli önlemler alınmıştır. Tanrı’nın yardımıyla çarpışmada başarı sağlanacağına güvenilsin. Yalnız, yazılarımın karşılıkları ve gerekleri geciktirilmemelidir.

9.9.1919

Elazığ Valisi

Ali Galip

Bu telden, 9 /10 Eylül gecesini hükümet konağında yürek çarpıntıları içinde sabaha dek uykusuz geçiren Ali Galip’in, 9 Eylül 1919 günü daha yiğitliğinin üzerinde olduğu ve Tanrı’nın yardımıyla çarpışmada başarı sağlayacağından çok ümitli bulunduğu anlaşılıyor.

Baylar, olaydan ve bu belgelerden kendilerine bilgi verilen sivil yönetim başkanlarının, Dahiliye Nazırı Adil Bey’e ve komutanların da Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa’ya güvensizliklerini bildiren teller çekmelerinin uygun olacağı düşünüldü. Herkesin dikkati çekildi.

Sıvas Valisi Reşit Paşa’nın teline karşılık veren Adil Bey’in şu sözleri pek şaşılmaya ve yadırganmaya değer. Adil Bey, sözünü ettiğim telini şu tümcelerle bitiriyordu: “...Kuşkusuz Padişah ve Halife Hazretlerinin yüksek buyruklarına uymak gereğini anlarsınız.” (belge:70)

Baylar, bir rastlantıyla bu telin alındığı sırada ben de telgrafhanede bulunuyordum. Bir aralık dayanamadım; şu teli karalayıp çekilmek üzere görevliye verdim:

11.10.1919

Dahiliye Nazırı Adil Bey’e

Ulusun, padişahına düşünce ve dileklerini bildirmesine engel oluyorsunuz. Alçaklar, cana kıyıcı1ar Düşmanlarla birlik olup ulusa karşı hayınca düzenler kuruyorsunuz. Ulusun gücünü ve buyrumunu anlamaya gücünüz yetmeyeceğine kuşkum yoktur. Fakat yurda ve ulusa karşı hayıncasına ve bütün gücünüzle uğraşacağınıza inanmak istemiyordum. Aklınızı başınıza toplayın. Galip Bey ve yardakçıları gibi şaşkınların önce ve kuruntuya dayanan sözlerine kapılarak ve Bay Novil gibi ulusumuz ve yurdumuz için dokuncalı o1an yabancılara vicdanınızı satarak işlediğiniz alçaklıkların ulusça yükletilecek sorumluluğunu göz önünde tutunuz. Güvendiğiniz kişilerin ve kuvvetin sonunu öğrendiğiniz zaman kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız.

Mustafa Kemal

Bütün komutanlar da ilgililere, gerektiği gibi baş vurdular.

12 Eylüle dek aldığımız raporlardan kaçakların, 10/11 Eylül gecesini Raka’da geçirdikleri ve 11/12 Eylül gecesini de, Raka’nın yarım saat yakınında bir köyde, bir aşiret başkanının yanında geçireceklerinin anlaşıldığı bildiriliyordu (belge:71). Bu bilgi, 20’nci, 15’inci ve 13’üncü Kolordu Komutanlarına bildirildi. (belge:72)

11 Eylülde ve 11 /12 Eylülde Malatya ile telgraf başında yapılan haberleşme, henüz Malatya’da, kesin buyruk ve yönerge almış kişilerin daha kafalarında karışıklık olduğunu gösterir nitelikte idi.

Elazığ’dan gelen Alay Komutanı İlyas Bey: “Mutasarrıf Bey’in gönderdiği bir özel kişi aracılığıyla, Vali A1i Galip ve Mutasarrıf Halil Beylerin birtakım koşullarla yerlerine dönmek istedikleri bildirilmiş. Bunun için, yurdun esenliği adına bunların bu yoldaki isteklerini kabul etmenin uygun olup olmadığı konusundaki buyruğunuzu beklediğimiz bilgilerine sunulur.” demekteydi. (11 Eylül, belge:73)

Bunun ardından, 11/12 Eylül gecesi de, yine telgraf başına gelen Süvari Alayı Komutanı Cemal, Mutasarrıf Vekili Tevfik, Topçu Alayı Komutanı Münir, Jandarma Yüzbaşısı Faruk, Baytar Binbaşısı Mehmet ve Elazığ’dan gelen A1ay Komutanı İlyas Beyler adına, İlyas Bey şunları yazdırdı:

Malatya’dan İlyas Bey Güvenilir bir kişi olan Jandarma Yüzbaşı Faruk Bey’den şimdi alınan bilgi aşağıdadır:

Faruk Bey Kahta ve çevresinde kaçakları Malatya’ya beş saat uzaklıkta Raka köyünde Kürtlerin toplandıklarını ve şimdi Mutasarrıfla arkadaşlarının orada bulunduğunu; Siverek’e kadar olan aşiretlerin birbiri ardınca adı geçen yere gelmekte olduklarını ve Dersim aşiretlerine varıncaya değin Kürtlük adına çağrıldığını; Mutasarrıfın düşüncesine göre, ilkin Malatya’ya saldırıp baştan başa yağmaladıktan sonra bütün kuvvetle Sıvas’a doğru yürüyeceklerini; Malatya’da bulunan Türkleri öldüreceklerini ve kovacaklarını; bunlar yapılırken Dersimlilerin de Harput’a yürüyeceklerini bildiriyor. Çünkü Mutasarrıfın Malatya’dan gitmesi Kürtlük adına kendilerini büyük ölçüde aşağılama ve horlama sayılıyormuş.. Vali, bu yağma ve öldürmeden yana olmadığını ama Mutasarrıfın düşüncesine de engel olamayacağını bildirmiştir. Malatya’ya savaşla girdikleri zaman Kürt bayrağı çekileceği ve yanlarındaki İngiliz Binbaşısının da Urfa’da bulunan tümeninin gelmeye hazır olduğunu söylediği bildirilmiş ise de Hacı Bedir Ağa’nın bunu kabul etmesi, aşiretlerin de Malatya’nın Kürdistan olduğunda ve Malatya’da Kürt bayrağı çekilmesinde ayak diredikleri; dün akşam Vali Malatya’ya dönmek istemiş ise de bırakmadıkları abartma yapılmaksızın bilgilerine sunulur. Koşulları Valinin aşağıdadır:

1- Valinin yerine dönmesi;

2- Mutasarrıfın gene eski yerinde kalması;

3- Elazığ’dan gelen askerlerin geri gönderilmesi;

4- Valinin yüz silahlı Kürtle Malatya’ya girdiği zaman taşkınlık yapılmaması ve Sıvas’a doğru yürümesi;

5- Aşiretlerden alınan yedi tüfek, bir tabancanın geri verilmesi;

6- Yukarda bildirdiklerine buyrukları.

İlyas Bey’e şunu yazdım.



11/12 Eylül 1919

Malatya’da İlyas Beyefendiye

1- Verdiğiniz bilgi Kurulumuzca dikkate alındı. Size koşulları bildirenler kimlerdir doğal olarak böyle bir bağlantıya girişmek hiç doğru değildir. Hayınlıkları ortaya çıkan Vali, Mutasarrıf ve yardakçılarının yakalanmaları ve kışkırtmaya çalıştıkları kimi aymaz kişileri uyarmak söz konusudur. Bunun için çok sert karşılık vermek gerekir. 13’üncü, 15’inci ve 3’üncü Kolordu Komutanları, bu dakikada telgraf başında hep birden alınacak önlemleri kararlaştırmaktadırlar. Elde bulunan kuvvetler her yandan yola çıkarılmışlardır. Sessizlik ve ağırbaşlılıkla orada gereken önlemleri sizin almış bulunduğunuza güvenimiz tamdır. O bölgede bulunan bütün telgrafhanelerin tutulması ve Mutasarrıf Vekili Tevfik Bey kardeşimizin, hükümetin gücünü ve etkinliğini en geniş ölçüde göstermesi önemle dikkate alınmalıdır.

2- Bu anda bütün Anadolu merkezlerinden Padişaha, bu yapılan hayınlık bildirilmektedir. Orada da böyle davranılmalıdır.

3- İngiliz Binbaşının sözleri kurusıkıdır. Kürtlerin de toplanmayı bular bile, askeri birlikler karşısında ne ölçüde başarıya ulaşacaklarını kavrayabilirsiniz.

4- Bedir Ağa’yı ve Keven aşireti başkanlarını ve bu hayınca davranışı tutmayan başkanları kendi yanınıza çekmeye çalışmanız uygun olur.

5- Adıyaman’dan yola çıkan süvari bölüğü ile, Siverek ve Diyarbakır’dan yola çıkan birer taburla bağlantınız var mı? Nerelere vardılar?

11/12 Eylül 1919

Telgrafhanede bulunan Kongre Kurulu adına

Mustafa Kemal

Gerçi, Kongre toplantıda değildi ve telgrafhanede bulunmuyordu. Fakat içgücünü artırmak için Kongre üyelerinin ilgisini göstermeyi uygun gördüğüm gibi, imza olarak yalnız “Kongre Kurulu” diye de gene bu anlamda ayrıca bir tel daha çektim. (belge:74)

Bu telime ek olarak çektiğim telde; Urfa’da, Antep’te, Maraş’ta bulunan ve sayıları pek az olan yabancı kuvvetleri bildirerek: “Size bir yabancı tümeninden söz edenlerin bu söyledikleri, yurt ve ulus hayınlarının yalanını aktararak içgücünüzü kırmak alçaklığından...”dır, dedim. (belge:75)

İlyas Bey, bildirimlerime verdiği karşılıkta: “Saldırı olursa çok sert karşılanması kesin olarak kararlaştırılmıştır.” dedikten sonra: “Eldeki kuvvet, Malatya’yı uzun süre bir Kürt saldırısına karşı savunmaya yetmez. Bunun için, olabildiğince çabuk, yardımcı kuvvetler gönderilmesini sağlamanızı pek rica ederim.” dedi. (belge:76)

İlyas Bey’e, gerektiğinde bir şey bildirebilmek için, telgrafhanede bir subay bırakarak, önemli olan işinin başına gitmesini rica ettim. (belge:77)

İ1yas Bey’in 12 Eylülde çektiği bir teli, çeşitli bakımlardan subaylarımız ve görevlilerimiz için yararlı olur düşüncesiyle, olduğu gibi sunacağım:









Ma1atya, 12.9.1919

Sıvas’ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına

Halep’teki İngiliz ordusundan albay rütbesinde Bay P.Pil (P.Peel) isminde bir İngiliz subayı, bugün 12.9.1919 günde öğleyin Malatya’ya gelmiştir. Malatya, Harput ve Diyarbakır bölgelerinde ileri gelen kişilerle, sivil ve askeri görevlilerle görüşmek istediğini; kaçak Bay Novil’in görevini bilmediğini ve bu konuda İngiliz Hükümetinin hiç bilgisi olmadığını; böyle bir propagandacı subayın buralarda gezmesini kabul edemeyeceğini ve aşiretler içerisinden hemen buraya gelmesi için kendisine buyruk vereceğini söyledi. Eğer hayınca düşüncelerle buralarda gezdiği kanısına varırsa tutuklu olarak Halep’e göndereceğini sözlerine ekledi. Vali Galip Bey’i de, kendisiyle görüşmek üzere, yaşamının korunacağı konusunda güvence vererek buraya çağırmak istedi. Bu konuda üst komutanlardan, adı geçenin buraya gelebileceği üzerine buyruk alınmadan, buraya gelemeyeceğini ve bunun için ilgili yerlere başvuracağını söyledim. Bu izin buyruğunun ivedilikle getirtilmesine aracı olmamı rica etti. Kendisi “yüksek siyasi mutemet” adıyla anılırmış. İstanbul Hükümeti kendisini tanırmış. Kendisi burada iki gün kaldıktan sonra Harput’a gidecekmiş. Belgesi yoktur. Kendisine, saygıdeğer bir konuk olduğu ve özel saygı gösterileceği söylenmiştir. Valiyi buraya getirmesine ve bu kişinin Harput’a doğru gitmesine izin verir mi? Bildirilmesi. Sıvas’tan iki subayın şimdi geldiği bilgilerine sunulur.

15’inci Alay Komutanı

İlyas

Bu telde sözü geçen konularda ne yapılacağını belirten görüşlerimiz, şöyle kısaca bildirildi:

Tel

Çok ivedidir.

Sıvas, 12.9.1919

Malatya’da On Beşinci Alay Komutanlığına

Y: 12. 9. 1919

1- Kim olursa olsun, belgesiz bir yabancı subayın Osmanlı ülkesinde işi yoktur. Kendisine incelikle fakat askerce kesinlikle durumu bildirip geldiği yere hemen dönmesi gerektiğini anımsatınız. Yurttan çıkıncaya değin de ileri gelen kişilerle ve görevlilerle hiçbir siyasal ilişki kurmaması için yanına becerikli, uyanık bir subay katınız.

2- Kaçak valinin yurda hayınlık ile suçlandırıldığım, ele geçince yakalanarak yasanın adaleti eline verileceğini, bu konuda başka türlü bir şey yapılamayacağını ayrıca anlatırsınız efendim.

Mustafa Kemal



Baylar, alınan önlemler ve yapılan düzenlemeler ve özellikle gösterilen dayanışma ve sertlik sonucunda, Ali Galip ve Halil Beylerin kandırmaya çalıştıkları aşiretler dağılmış, umutsuz kalan Ali Galip ilkin Urfa’ya ve oradan Halep’e kaçmıştır. Bay Novil de gözaltında rahatça Elbistan üzerinden gitmiştir. Ötekiler de birer yol bulup kaçmışlardır. Bu evreleri, daha çok açıklamayı yararlı görmüyorum. Söylediklerime ek olarak yayımlanacak olan bu konudaki belgeler okununca bugün ve yarın için uyarıcı sonuçlar çıkarılacağını umarım. (belge:78, 79, 80, 81)





__________________
HİÇ...
tonmaister isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.07.08   #13
Asistan Moderatör
Points: 7.490, Level: 37
Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37
Activity: 8%
Activity: 8% Activity: 8% Activity: 8%
 
tonmaister - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 839
Tecrübe Puanı: 6 tonmaister will become famous soon enough
Standart



Nutuk 1(7.ci bolum)
HAYINLARLA İŞBİRLİĞİ YAPAN FERİT PAŞA HÜKÜMETİNE SALDIRIŞ

Baylar, Ali Galip’in giriştiği işin, Padişahın ve Ferit Paşa Hükümetinin ve yabancıların ortak bir girişimi olduğuna, bilginize sunduğum belgenin gördükten sonra kimsenin kuşkusu kalmaz sanırım. Bu hayınlığın, ortak girişimcilerine karşı alınması gereken durum açıktır. Ancak, karşı girişimde elden geldiğince açık saldırıdan vazgeçmemek, o günün gereği olmakla birlikte, girişim gücünü çeşitli yönlere çevirmekten sakınarak bir noktada toplamak, uygun bir davranış olacaktı. Biz de, saldırılacak hedef olarak, yalnız Ferit Paşa Hükümetini saptadık ve bu işte Padişahın parmağı olduğunu bilmezlikten geldik. Ferit Paşa Hükümetinin, gerçekleri bildirmeyerek Padişahı aldatmakta olduğu tezini tuttuk. Padişahın, durumu öğrendiğinde hemen, kendisini aldatanlara hakettikleri işlemi yapacağına ve olduğunu ileri sürdük ve hükümetin tanıtlanmış olan cinayeti üzerine kendisine güven kalmaması doğal olduğundan işin gerçeğini yalnız ve ancak doğrudan doğruya Padişaha bildirmekle durumun düzeltilebileceğini, girişimlerimiz için çıkış noktası saydık. Bu düşünce ile eylülün on birinci günü, Padişaha çekilmek üzere bir telyazısı hazırlandı.. Bu telde, kestirebileceğiniz gibi, zamanın gereği olan birçok gösterişli sözler içinde:

“Hükümetin savaşla Kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan’ı ayaklandırarak yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenilmiş olduğu, belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğra***** kaçmak zorunda bırakıldıkları; yakalanırlarsa yasanın aklayıcı eline verilecekleri ve bu cinayetleri düzenleyerek Dahiliye ve Harbiye Nazırlarına buyruk verdirip uygulattıran İstanbul Hükümetine ulusun iman ve güveni kalmadığı” bildirildikten sonra: “Namuslu kişilerden yeni bir hükümet kurularak bu casus örgütü için ivedilikle ve adaletli olarak soruşturma yapılması ve cezalandırılması” isteniyor ve: “Adaletli bir hükümetin kurulmasına değin İstanbul Hükümeti ile hiçbir türlü yazışma yapmamaya ve ilişki kurmamaya karar vermiş olan ulustan ordunun ayrılmayacağını, olayın içyüzünü bilen ve olayın yerine yakın olan kolordu komutanları, bilginize sunmak zorunda kaldık.” deniliyordu. (belge:82)

İşte bu telyazısı örneğinin bütün kolordularca İstanbul’a çekilmesi uygun görüldü. 11 Eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına özel olarak şunları bildirdim:

“Şimdi bir örnek vereceğiz. Bu örneğin 3’üncü, 15’inci, 20’nci, 13’üncü ve 12’nci Kolordu Komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. İnceledikten sonra öteki komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz.

Örnek

Yüksek Sadrazamlık Katına

“Şimdi doğrudan doğruya kutsal başkomutanımız, şanlı Halifemiz Efendimize önemli şeyler bildirmek zorundayız. Engel olunmamasını rica eder; engel olunursa bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun yalnız yüksek kişiliğiniz üzerinde kalacağını bilgilerinize sunarız. 12’nci Kor., 13’üncü Kor., 20’nci Kor., 15’inci Kor., 3’üncü Kor.”

Padişaha bildirilecek önemli şeyler, daha önce bilginize sunduğum telyazısının içindekilerdi.

Eylülün 11’inci günü, özellikle 11/12’nci gecesi, her yerdeki Kolordu Komutanları telgrafhanelere el ko*****, kararlaştırılmış olduğu üzere İstanbul’la haberleşmeye çalışıyordu. Ama, Sadrazam ortadan kaybolmuş gibi idi. Yanıt vermiyordu. Biz de, telgraf başında Sadrazamın telleri alıp yanıt vermesi için baskı yapıyorduk. İstanbul telgraf görevlileriy1e olan uzun çekişmelerden sonra bir telgraf görevlisi özel olarak şunları bildirdi:

“Sadrazam Paşa’ya Yunlar ilgililere telefonla söylenildi. Alınan yanıtta: Telyazısında bildirilenler Sadrazam Paşa Hazretlerinin bilgilerine sunuldu. Bildirilmek istenen şeyler yöntemine göre telle bildirilmelidir. Telyazıları da yönetimine göre sunulur, buyurduklarını Müdür Bey söylüyor efendim.” (belge:83)

Bunun üzerine gece yansınan sonra, saat 4’te şu telyazısı Sıvas telgrafhanesine gönderildi:

11/12.9.1919

Sadrazam Ferit Paşa’ya

Yurdun ve ulusun haklarını ve kutsal varlıklarını ayaklar altına alarak ve Padişah Hazretlerinin yüksek şeref ve onurlarını kırarak, açmaza girişim ve davranışlarınız gerçekleşmiştir. Ulusun Padişahından başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bunun için, durumlarını ve dileklerini ancak Padişaha bildirmek zorundadırlar. Kurulunuz, yasadışı davranışlarının bir sonuçlarından korkarak ulus ile Padişah arasına bir duvar gibi giriyor. Bu yoldaki direnmeniz daha bir saat sürerse ulus olarak her tütlü davranış ve yürütümünde kendisini özgür sayacak ve bütün yurdun, yasadışı kurulunuzla kesin olarak ilgisini ve bağlantısını kesecektir. Bu, son uyarımızdır. Bundan sonra ulusun size karşı tutumu, burada bulunan yabancı subaylar aracılığı ile tüm devletleri temsilcilerine de ayrıntılı olarak bildirilecektir.

Genel Kongre Kurulu



Sıvas telgraf Müdürlüğüne de gene o sırada telefonla şu buyruk verildi:



“Kongremizden seçilmiş bir kurulla telgrafhaneye gönderilecek bir telimizin doğrudan doğruya Padişahın özel kalemine çekilmesine İstanbul’ca engel olunduğu bildiriliyor. Bir saat içinde telin çekilmesine izin verilmezse, İstanbul’la bütün Anadolu telgraf haberleşmesini kesmek zorunda kalacağımızı üstlerinize bildiriniz.”

Genel Kongre Kurulu



Kolordu Komutanlarına da aşağıdaki genel bildirim yapıldı:

Sıvas, 12.9.1919

20’nci Kolordu Komutanlığına

15’inci Kolordu Komutanlığına

13’üncü Kolordu Komutanlığına

3’üncü Kolordu Komutanlığına

Kongrenin Padişah katına sunacağı dileklerin ulaştırılmasına İstanbul telgraf Başmüdürlüğünce engel olunmuştur. Verilen bir saatlik süre içinde Padişahın özel kalemine yol verilmezse bütün Anadolu’nun İstanbul’la telgraf haberleşmesinin kestirileceği yanıt olarak adı geçen müdürlüğe bildirilmiştir, Kongrenin bu yasal isteğine olumlu karşılık alınmadığından, bu telimizi alır almaz Ankara, Kastamonu, Diyarbakır telgraf merkezlerinde ve Sinop’ta telgraf haberleşmelerinin kesilmesi; yani Kongrenin bildirimlerinden başka hiçbir telin İstanbul’a geçirilmemesi ve İstanbul’dan verilecek tellerin kabul olunmaması ve Batı Anadolu ile haberleşmemize engel olmayacaksa Geyve Boğazı yönündeki telgraf yolunun da tutulma ya da geçici olarak kesilmesi ve işin sonunun bildirilmesi rica olunur.

Bu yönergeye engel olacak telgraf görevlileri, bulundukları yerde hemen askeri mahkemeye verirken ağır cezaya çarptırılacaklardır. İşbu bildiri yerine getirilmesi 20’nci 15’nci 13’üncü ve 3’üncü Kolordu Komutanlıklarından rica edilmiştir. Alındığının bildirilmesi.

Sıvas’ta Genel Kongre Kurulu

Bu telyazısında bildirilenler , daha sonraki tellerle tamamlandı. (belge..84, 85).



11/12 Eylül gecesi yapılmış olan genel bildirime ek olarak şu ricada bulunuldu:

“Bu gece sonuç elde edilinceye değin bütün komutanların, sivil yönetim başkanlarını ve ilgili kurulların telgrafhanelerden ayrılmamaları rica olunur.”

Genel Kongre Kurulu



Telgrafhanelere de şu uyarma yapıldı:

“Ektir: Bu bildirimin yerine getirildiği haberi Kongre Kurulunca öğrenildikten sonra gene böylece aramızda haberleşme sürdürüleceğinden telgrafhanelerde adam bulundurulması rica olunur.”

Kongre Kurulu





İSTANBUL’DAKİ HÜKÜMETLE İLİŞKİYİ KESME KARARI



İstanbul’un verilen bir saatlık süre içinde Saraya yol vermeyeceği anlaşılıyordu. Bunun için 12 Eylül 1919 günü bütün komutanlara ve illere şu genel bildirim yapıldı:

“Bir saate değin, örneği aşağıda bulunan telyazısı Genel Kongre Kurulunca Sadrazama çekilecektir. Bunun için siz de hemen bu ilkeye uygun ve bu anlamda birer telyazısı çekiniz ve hemen bildiriniz, efendim.”

Genel Kongre Kurulu

Saat beşte Sadrazama da “bilgi için” diye ulaştırılan ve bütün komutanlara, valilere gönderilen bildirim şu idi:

1- Hükümet, ulusun sevgili Padişahına dileklerini ulaştırmasını engelleyip onunla bağlantısını kesmekte ve gerçekleşen hayınca davranışını sürdürmekte direndiğinden, ulus da, yasal bir hükümet başa geçinceye değin İstanbul Hükümeti ile yönetimsel ilişkisini ve İstanbul ile her türlü telgraf ve posta haberleşme ve ulaştırmasını büsbütün kesmeye karar vermiştir. Her yerdeki sivil görevliler askeri komutanlarla birlikte bu kararı yerine getirecek ve sonucu Sıvas’ta Genel Kongre Kuruluna bildirecektir.

2- İşbu bildirim bütün komutanlara, sivil yönetim başkanlarına gönderilmiştir.

12.9.1919

Genel Kongre Kurulu



__________________
HİÇ...
tonmaister isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.07.08   #14
Asistan Moderatör
Points: 7.490, Level: 37
Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37
Activity: 8%
Activity: 8% Activity: 8% Activity: 8%
 
tonmaister - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 839
Tecrübe Puanı: 6 tonmaister will become famous soon enough
Standart



MİLLETVEKİLLERİ SEÇİMİYLE UĞRAŞILMAYA BAŞLANMASI

Baylar, ayın on ikinci günü İstanbul Hükümetiyle genel olarak haberleşme ve bağlantı kesildi. Buna uymayan kimi yerler ve bu yerlerle olan tartışmamızı ayrıca açıklayacağım. Ondan önce, izin verirseniz, daha önemli sayılması gereken bir konu üzerinde bilgi sunayım. Bildiğiniz gibi Ferit Paşa Hükümeti, milletvekilleri seçimi için sözde bir buyruk vermişti. Ama, içinde bulunduğumuz güne değin, yani Anadolu’nun İstanbul’la bağlantıyı kestiği 12 Eylül gününe değin, bu buyruk uygulanmamıştı. Son durum üzerine en önemli sorunun milletvekilleri seçimini tez elden sağlamak olacağını çok iyi anlarsınız. Bunun için, 13 Eylülde hemen bu konu ile de uğraşılmaya başlanıldı. (belge.0 86) Uzun ayrıntılara girmektense, sözünü ettiğim gün verilen ilk genel yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunmayı daha yararlı sayarım. Bildirim şudur:

Tel 13.9.1919

Balıkesir’de 14’üncü Kolordu, Konya’da 12’nci Kolordu, Diyarbakır’da 13’üncü Kolordu, Erzurum’da 15’inci Kolordu, Ankara’da 20’nci Kolordu, Bursa’da 17’nci Tümen, Çine’de 58’inci Tümen, Bandırma’da 61’inci Tümen Komutanlıklarına ve 61’inci Tümen aracılığı ile Edirne’de Birinci Kolordu, Niğde’de l1’inci Tümen Komutanlıklarına; İllere, Bağımsız Sancaklara, Belediyelere.

(Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurullarına)

İstanbul Hükümetinin tuttuğu ve sürdürdüğü gerici yönteme ve yaşamakta olduğumuz günlerin büyük korku ve tehlikelerine karşı haklarımızı savunmak ve varlığımızı korumak için Millet Meclisinin seçilmesini ve toplanmasını sağlamak ve çabuklaştırmak bugünün en önemli görevidir.

İstanbul Hükümeti, ulusu aldatarak, milletvekili seçimlerini aylarca yaptırmamış olduğu gibi, son zamanda verdiği seçim buyruğunun yerine getirilmesini de türlü nedenlerle askıya almakta ve geciktirmektedir. Ferit Paşa’nın Toros’un ötesindeki illerimizi gözden çıkardığı, Barış Konferansına verdiği nota ile tanıtlanmış; Aydın ilinde Yunanlılarla aramızda sınır çizmeye girişmesi ve, orada düşman eline düşen yerlerin bir oldubitti biçiminde Yunan topraklarına katılmasını kabul ettiğine kanıt sayılmıştır. Düşman eline geçmiş öteki yurt parçaları için de bunlara benzer akılsızca ve hayınca siyasa güderek ülkenin ve ulusun bölünüşüne yol açması kesinlikle beklenir. Millet Meclisi toplanmadan önce barış antlaşmasını imza ederek ulusu bir oldubitti karşısında bulundurmak istediği sanılmaktadır. Bundan dolayı, Genel Kongre, orduyu ve ulusu uyanıklığa çağırır ve aşağıdaki işlerin ivedilikle yapılmasını, ulusun var ya da yok oluş sorunu saydığını bildirir:

Birincisi Seçim hazırlıklarının yürürlükteki yasada gösterilen en kısa süre içinde yapılıp bitirilmesi için Belediyeler ve Müdafaai Hukuk Cemiyetleri bütün güçleriyle çalışmalıdırlar.

İkincisi Sancaklardan çıkarılacak milletvekillerinin, nüfusa göre, sayısı hemen saptanarak Temsilciler Kuruluna şimdiden bildirilmelidir. Adaylar sorunu daha sonra haberleşme ile çözümlenecektir.

Üçüncüsü Gerek seçim hazırlıkları sırasında gerek Seçim yapılırken gecikmeye yol açacak nedenler şimdiden düşünülerek ortadan kaldırılmalı ve hiçbir gecikmeye yer verilmeyerek en kısa süre içinde seçimler sonuçlandırılmalıdır.

İşbu kararın, bölgenizdeki bütün Belediyelere ve Müdafaai Hukuk Cemiyetlerine bildirilmesine ve gereğinin tez elden yapılmasına yardım buyurmanız rica olunur.

Temsilciler Kurulu





YURDUN BAŞSIZ BIRAKILMAMASI

Ferit Paşa Hükümeti direnmesini sürdürüyordu. Bilindiği üzere, devrilinceye değin de sürdürdü. Yurdu günlerce başsız bırakmak kuşkusuz pek büyük sakıncalar doğururdu. Bundan dolayı, önce ne düşünüldüğünü sormak üzere, sonra da ileri sürülen kimi aykırı görüşlere bakmaksızın buyruk olarak ilgililere bildirdiğimiz kararları, eylülün 13/14 üncü gecesi, şöylece saptamış ve yazmıştım:

“Kongrece alınması düşünülen önlemleri kapsayan buyruk önemli aşağıda bilginize sunulmuştur: Bu konudaki yüksek görüş ve düşünceleriniz alındıktan sonra Genel Kurulca görüşülerek yürürlüğe konulacaktır. 15.9.1919 günü öğleye değin görüşlerinizi bildirmenizi bekliyoruz efendim.

Ulusal amaçları hayıncasına yorumlayan ve başka anlamlara çeken; girişimlerimizin ve ulusal eylemlerimizin yasadışı olduğunu ilan eden ve Padişahlık ve Halifelik katına karşı ulusun sonsuz bağlılığını her türlü türesel ve yasal araçla belirtmeye can attığımız halde, Padişah ile ulus arasında bir engel duvarı kuran; halkı birbirine karşı silahlandıran ve birbirini öldürmeye kışkırtıp yönelten İstanbul Hükümeti ile bağlantıyı kesmek zorunda kalan Genel Kongre Kurulu, aşağıdaki kararları sizlere bildirmeyi ödev sayar:

1- Devlet işleri, Padişah Hazretleri adına ve yürürlükteki yasalara göre, eskisi gibi yürütülecektir. Soy ve din ayrılığı gözetilmeksizin, halkın canı, malı ırzı ve her türlü hakları güven altında bulundurulacaktır.

2- Hükümet görevlilerinin kendilerine verilmiş görevleri ulusun yasal isteklerine göre yürütmeleri doğaldır. Bununla birlikte, görev yapmaktan çekinenlerin özür bildirmeleri, görevden çekilme sayılarak yerlerine uygun görülen kişiler vekil olarak atanacaklardır.

3- Görev sırasında ulusal amaç ve gidişe aykırı davranışları görülecek ve anlaşılacak olanlar, din ve ulusun esenliği adına kesin olarak ağır cezalara çarptırılacaklardır.

4- Çekilen görevlilerden ve halktan her kim olursa olsun ulusal kararlara aykırı davranışlarda bulunan ve bozgunculuk aşılayanlar da ağır cezalara çarptırılacaklardır.

5- Ülkenin ve ulusun esenliği ve mutluluğu adalet ve haktanırlıkla ve yurtta dirlik ve düzenliğin sağlanmasıyla gerçekleşebilir. Bu yolda gereken her türlü önlemin alınması kolordu komutanlarıyla valiliklerden ve bağımsız mutasarrıf1ıklardan beklenir.

6- Ulusun dileklerinin Padişah Hazretlerine bildirilmesi sağlandıktan sonra ulusça inanılıp güvenilecek, yasal bir hükümet kuruluncaya dek, yazışmalar Sıvas’taki Genel Kongre Temsilciler Kuruluyla yapılacaktır.

7- İşbu kararlar, bütün ulusal örgütlerin merkezlerine bildirilecek ve halka duyurulacaktır.

Mustafa Kemal

*



KARŞI GÖRÜŞLER VE ELEŞTİRİLER

Baylar, bilginize sunduğum bu son genelgemiz üzerine, kimi hafif ve fakat kimi de oldukça ağır karşı görüşlerle, direnmelerle ve dahası, karşı girişimlerle, korkutmalarla karşılaştık. Karşı görüşler ve eleştiriler, yalnız son genelgemiz hükümleri üzerinde de kalmadı. Bununla ilgili olarak, daha başka noktaları da kapsadı. Bu konuda yüksek kurulunuzu özel olarak aydınlatmak için bu yolda geçmiş olan yazışmalardan bir bölümünü kısaca sunmamıza izin vermenizi rica ederim.

Erzincan Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulunun 14 Eylül 1919 günlü telyazısında: “Kararların uygulanmasından önce, İstanbul Hükümetine kırk sekiz saatlik bir süre verilmesinin uygun olacağı bütün üyelerce kararlaştırılmıştır.” yolunda dokuncasız bir düşünce ileri sürülüyordu. (belge:87)

Diyarbakır’dan 13’üncü Kolordu Komutanı Cevdet Bey, 14 Eylül 1919 günlü uzun kapalı telinde: “Hükümet merkeziyle büsbütün ilişki kesilerek yazışmalar, doğruca Kongre Temsilciler Kurulu ile yapı1ırsa karşı görüşte olanlar, siyasal bir amaç güdenler, bu davranışı Halifeliğe karşı ayaklanma gibi göstererek halkı yanıltacaklardır. Bu durum böyle kalırsa görevlilerin ve askerlerin aylıkları ve yiyecek giderleri için kaynak ve önlem düşünüldü mü? İstanbul Hükümeti İngiliz etkisi altındadır. Ne denli üstelense ve çalışılsa da başka türlü iş görebilecek bir hükümet kurmaya olanak yoktur. İngilizler, hükümetin de oluruyla, geniş ölçüde yurdumuza girerlerse yeni baştan İngiliz1erle savaşa girişmekten yana mısınız? Girişilecek olursa başarı sağlanacağına ne denli güveniyorsunuz? Bu üsteleyici gidiş yurt yararına uygun mudur?” (belge:88) gibi birtakım düşünceler ileri sürüyor ve sorular soruyordu.

Erzurum Merkez Kurulunun 15 Eylül 1919 günlü telinde: “Yönergenizin altıncı maddesinin (yani Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat olmasıyla ilgili) tüzüğümüzle uygunluğu sağlanmak üzere, Merkez kurulundan onay alınması gerekir.” denilmekte idi. Malatya’daki komutan İlyas Bey’in 15 Eylül 1919 günlü telinde: “Elazığ ili halkının, Kongrenin amaç ve ereği bildirilerek hiç olmazsa biraz aydınlatılmasına değ;in, bu işlerin geri bırakılması yerinde görülürse, uygun bulduğumu saygı ile bildiririm.” düşüncesi ileri sürülüyordu. (belge:89)

İçinde bulunduğumuz Sıvas’ın Müdafaai Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulu da uzun bir raporunda: “Bildirilen maddelerin bütününden, yurtta geçici bir yönetim kurulacağı anlaşılmaktadır.” diye başlandıktan sonra:

“Bunun, Cemiyet tüzüğünün özel maddesine ve hiçbir maddesine dayandırılamayacağı” üzerine dikkatimiz çekiliyor ve: “Padişaha dilek sunmaya elverişli ortamı, büyük bir ağırbaşlılık, içtenlik ve tatlılıkla aramayı, öğütlüyordu (belge: 90).

Temsilciler Kurulu üyelerimizden olup birçok çağrı ve ricalarda bulunduğumuz halde bize katılmayan, Sıvas Kongresinde bulunmamak için özürler uyduran Servet Bey’in: “Esselamüaleyküm” diye dinsel sözlerle başlayan l5 Eylül 1919 günü Trabzon’dan çektiği açık telinde: “Sıvas Kongresi Bildirisini ve sonra genelgenizi aldık. Karşılık olarak bildirdiğimiz düşünceler Kazım Paşa Hazretlerince görülmek istenmiş ve görülmüştür.”.............................. ............................

Önce Sıvas Kongresinin, Genel Kongre biçimine girmiş ve bir Temsilciler Kurulu meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor ki, işin bu yönü kararlarımıza aykırıdır. Sıvas Kongresi, Temsilciler Kurulumuz arasına üye seçmeye yetkili olamayacaktı............ İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesme, bir oldubitti oldu.................... Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat olması sorunu, kamuoyu üzerinde pek kötü etkiler yapacaktır.

İşin bu yanından kesin olarak vazgeçilmelidir ............................... Sıvas Kongresi, Erzurum Tüzüğünü değiştirmeye yetkili değildir. Bu Kongre, Doğu İlleri Temsilciler Kuruluna uymak zorunda olacaktı. Erzurum kararları üzerine kamuoyunun bir sarsıntı evresi geçirdiği bu günlerde ondan başka hükümlere kuşkulu gözlerle bakacağından kuşkunuz olmasın...” deniliyor ve bu tel: “Erzurum Kongresi hükümleri dışında yapılacak işlere katılamayacağız.” protestosu ile sona eriyordu. (belge:91)

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa 15 Eylül 1919 günü gönderdiği yazısında: “Sıvas Kongresinin sorusuna Trabzon Merkez Kurulundan Servet, İzzet ve Zeki Beylerin vermek istedikleri yanıtı okudum. Pek yakından tanıdığım bu kişilere sonsuz güvenim ve saygım vardır. Adı geçenlerin görüşlerine etki yapan temel düşünceyi anlıyorum ve benimsiyorum.” dedikten sonra, ayrıntılar üzerideki görüşlerini ileri sürüyor ve bu arada: “Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu illeri adınadır. Sıvas Kongresi ise bütün ulusu temsil eden bir kongredir ki, bu kongrenin de ayrıca bir temsilciler kurulu olması” doğaldır. Ancak, Sıvas Kongresi Temsilciler Kurulu, Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulunu ortadan kaldırmış olmuyor. Bu Temsilciler Kurulu doğal olarak her an vardır. Yalnız, bu Temsilciler Kurulundan olup şimdi Sıvas Kongresi Temsilciler Kuruluna girmiş bulunanlar varsa bunların, Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulundan çekilmelerini istemek doğru olabilir. Sıvas Kongresi, bütün ulusun yararını ve Doğu Anadolu illeri Temsilciler Kurulu da Doğu Anadolu illerinin hak ve yararını korur Temsilciler Kurulunun başvurulacak en yüksek kat oluşu ve yetkileri, işin en önemli noktasıdır ki, bu konuda şimdiden ivedi davranılmaması konusunda sizinle tam bir görüş birliğindeyim. Temsilciler Kurulu yönerge tasarısının birden beşe değin olan maddelerine gelince; bunların değil sorulmasını, bir bildiri ya da bir dilek olarak yayımını bile çok görürüm.” düşüncesinde bulunuyordu. (belge:92)

*

Trabzon’da Servet Bey’e yazdığımız yanıt teliyle Kazım Karabekir Paşa’ya verdiğimiz yanıttan da söz edeyim. Servet Bey’e yazılan tel şu idi:



Trabzon’da Servet Beyefendiye

Sorduğumuz işler üzerine Trabzon Merkez Kurulunun ne düşündüğünü bildirir yanıt daha gelmedi. Bu konu, ayrıca Kazım Paşa Hazretlerinden de sorulmuştu. Görüşleri birleştirmenin neden gerekli görüldüğü doğal olarak anlaşılamamıştır. Sıra ile bildirdiğiniz düşüncelere gene o sıra ile yanıt veriyorum:

Sıvas Kongresinin genel bir kongre olacağını herkes biliyordu. Bunun sizce başka türlü görülmekte olduğunu şimdi ilk olarak sizden işitiyorum. Temsilciler Kurulu sorununa gelince, bu kurul aslında Erzurum Kongresinin seçip kabul ettiği kuruldur. Şimdi benimle birlikte Rauf Bey, Bekir Sami Bey, Raif Efendi, Şeyh Hacı Fevzi Efendi Sıvas’ta bulunmaktadır. Daha dört üyemiz eksik olmakla birlikte çoğunluk, görevini yapmaktadır. Bu yönün de sizce açık olarak bilindiğinden kuşkumuz yoktur. Çünkü, sizi de durumun öneminden ötürü, daha Erzurum’da iken çağırmış ve öteki arkadaşların birlikte götürüleceğini bildirmiştik. Sıvas Genel Kongresinin, tüzüğümüzün sekizinci maddesi uyarınca, birkaç üye ile Temsilciler Kurulumuzu güçlendirebileceği, birlikte görülmüş ve bunda da sakınca görülmemiş tersine, ulusal bütünlüğü temsil için bu iş, gerekli sayılmıştı. Sıvas Genel Kongresinde, bundan başka bir şey yapılmamıştır. İstanbul Hükümeti ile yazışmayı kesmek, temel kararlarımızın dördüncü maddesinin dışında değil, içindedir; üstelik, o madde kapsamını aşan ve o zaman hiç düşünülemeyecek olan hayınlık nedenlerine dayanır niteliktedir. Aslında bu oldubittiyi yapan biz değil, İstanbul Hükümetidir. Kapalı telimizde bildirilenlerin uygulanması kaçınılmaz bir iştir. Bundan hiçbir yolla dönülemez. Biz uygulamak için sizin uygun görümünüzü almayı bir ödev saydık. Uygun görüp görmemek sizin bileceğiniz bir iştir. Yalnız, şunu da bildireyim ki, bugün bütün Anadolu ve Rumeli’nin birlikte tutmak zorunda oldukları yol seçilirken, azınlığın değil, çoğunluğun isteğine uymaya ve azınlıkları bu yola çevirmeye kesin zorunluluk vardır. Başvurulacak en yüksek kat ve yetki konusunda daha akla yatkın bir görüşünüz varsa bildirmek iyiliğinde bulununuz. Uyulması zorunlu görülen bugünkü yöntem, dikkatle incelenirse tüzüğümüze ve Erzurum Kongresinin temel kararlarına tam uygundur. Bunun dışına çıkıldığı noktayı göremiyorum. Şu duruma göre, sizin sorumluluğuna katılmak istemediğiniz tüzüğü ve bilinen kararları aşan işlerin açıklanmasını rica ederim. Bugün önlenemeyecek bir gidiş varsa o da, İstanbul Hükümetinin, ulus ve yurdun yazgısını alçakçasına İngilizlerin isteğine bırakması ve kendi çıkarlarına kurban etmesidir. Buna karşı, burada alınan karardan başka bir karar alınabilecekse bildirmek iyiliğinde bulununuz.

Mustafa Kemal

Kazım Karabekir Paşa ‘ya da verdiğimiz ,ayrıntılı yanıtın başlangıcı şöyle idi:

“Servet ve İzzet Beylerin, Temsilciler Kurulunun Trabzon Merkez Kurulundan sorduklarına karşılık olarak, çektikleri açık tel alındı. Telin içindeki açık olarak bildirilmesi sakıncalı olan düşünceleri, Temsilciler Kurulu, baştan sona, Servet ve İzzet Beylerin kendi kişisel görüşleri sayar. Temsilciler Kurulu, genelge ile istediği düşünceleri, İzzet ve Servet Beylerden değil, tüzük gereğince Trabzon Merkez Kurulundan istemiştir. Servet ve İzzet Beylerin görüşlerini bildiren özel telyazısı ve sizin hem kendilerine ve hem de Temsilciler Kuruluna karşılık olmak üzere ileri sürdüğünüz düşünceler üzerine aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekli görülmüştür:

a- Her şeyden önce, adı geçen kişileri, sizce de bilinen görüşe götüren temel düşüncenin ne olduğu, yazık ki, Temsilciler Kurulunca anlaşılamamıştır.

b- Tüzüğün dördüncü maddesi, bir geçici yönetim kurulması nedenlerini ve koşullarını açıklar. Oysa, bilinen son hayınlık olayları yüzünden alınmış ve alınmasının gereği üzerinde düşünce istenmiş olan önlemler, hiçbir zaman geçici yönetim kurmak amacına yönelik değildir. Bu durumda, bu iş ile dördüncü madde arasında ilişki aramaya gereklik yoktur. Önlemler, Padişaha doğrudan doğruya, dilek bildirmeye yol bulmak ve yasal bir hükümetin iş başına getirilmesini rica etmek amacına yöneliktir.

c- Sıvas’ta toplanan Kongre, Batı Anadolu delegeleriyle, Erzurum Kongresinin Genel Kurulunu, dolayısıyla Kongre kararı gereğince bütün Doğu Anadolu illeri adına yetkili olmak üzere seçilen bir özel kurul bulundurmakla, doğal olarak bütün Anadolu ve Rumeli adına iş görecek bütün Ulusu temsil edecek genel bir kongre niteliğini kazanmıştır. İşbu kongre, Erzurum Kongresi kararlarını ve örgütünü, olduğu gibi, fakat doğallıkla kapsamını genişleterek kabul eylemiş ve sonuç olarak Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti, “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” genel adı altında genişletilerek birleştirilmiştir.

Tüzüğün üçüncü maddesi ve Kongrenin temel kararları daha başının, bu yüksek amacın gerçekleştirilmesini kesin erek olarak göstermiştir. Sıvas Genel Kongresi, Erzurum Kongresini Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti adına seçilmiş olan Temsilciler Kuruluna tam güven bildirerek onu, olduğu gibi, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti için Temsilciler Kurulu olarak kabul eylemiştir. Buna göre, Sıvas Genel Kongresinin kararları başka, Erzurum Kongresinin kararları başka; Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Temsilciler Kurulu başka, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Temsilciler Kurulu başka gibi ayrılıklar ve başkalıklar kesinlikle söz konusu olamaz ve bunun söz konusu olması, kuşkusuz yürekten kopup gelen bütünlük amacımız ve kutsal ülkümüz için son derece dokuncalıdır. Böyle olunca, birbirini ortadan kaldıran Temsilciler Kurulları olmadığı gibi, birine girince, ötekinden çekilmesi istenebilecek üyeler de yoktur. Bugün bütün Anadolu ve Rumeli ile ilgili olan Cemiyetimizin, Sıvas’ta bulunan bir tek Temsilciler Kurulu, Erzurum Kongresinde tüzüğün özel maddelerine uyularak seçilmiş dokuz kişiden beşinin katılmasıyla görevini yapmaktadır. Hakları, yetkisi ve yararları, Doğu Anadolu illerinden kuşkusuz hiçbir bakımdan az olmayan Batı Anadolu’nun haklı ve yasal olan düşünce ve önerilerini dikkate alma***** onları, herhangi bir uydu durumunda bulundurmaya kalkışmak, bizim aklımızın bir türlü kabul edemediği işlerdendir. Bunun için Temsilciler Kurulumuz altı üye daha katılarak güçlendirilmiştir. (belge:93)

Bundan sonra daha birçok açıklamaları içine alan bu telimiz, olduğu gibi, Trabzon Merkez Kuruluna da çekilmiştir .( belge : 94 )

Bu tartışmalar üzerinde daha birçok sorular soruldu ve açıklamalar yapıldı. Üstelik “Müdafaai Hukuk Heyeti Trabzon Merkezi” uydurma imzasıyla başka illere bizi yeren teller de çekildiği görüldü. (belge: 95) On beş gün sonra da Trabzon’dan bir tel aldık. Ama, Servet Bey’den değil. Olduğu gibi sunarsam durum anlaşılır.

Sıvas’ta Temsilciler Kurulu Adına Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Trabzon Belediye Kurulunun, örneği aşağıda bulunan telyazısı İstanbu’la şimdi çekiliyor. Bir örneğinin de On Beşinci Kolordu Komutanlığına yazdırıldığı, bilgilerine sunulur.

1 Ekim 1919

Mevki Komutanı

Ali Rıza

Örnek

İstanbul, Sadrazam Ferit Paşa Hazretlerine

Bugüne değin Anadolu’dan yükselen ulusal çığlığı Trabzon, kendisine özgü ağırbaşlılıkla inceledi ve izledi. Yurt, bu duruma daha çok katlanamaz. Yurt sevginiz varsa artık görevinizi bırakınız Paşa Hazretleri.

Belediye Başkanı

Üye Hüseyin ,Üye Ahmet ,Üye Mehmet Avni, Üye Mehmet Salih ,Üye Hüsnü ,Üye Temel, Üye Mehmet, Üye Şefik



__________________
HİÇ...
tonmaister isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.07.08   #15
Asistan Moderatör
Points: 7.490, Level: 37
Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37 Points: 7.490, Level: 37
Activity: 8%
Activity: 8% Activity: 8% Activity: 8%
 
tonmaister - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 839
Tecrübe Puanı: 6 tonmaister will become famous soon enough
Standart

KAZIM KARABEKİR PAŞA’NIN ÖĞÜTLERİ

Kazım Karabekir Paşa’dan 17 Ey1ü11919 günü de kişiye özel bir kapalı tel aldım. Pek içten ve kardeşçe bir dille yazılmış olan bu telde bir iki uyarma vardı. Kazım Karabekir Paşa: “Paşam” diyor, “Sıvas’tan gelen bildirimler ve genelgeler, kimi zaman Temsilciler Kurulu adına, kimi zaman da kişisel olarak sizden geliyor. 10 Eylür 1919 günü İstanbul’daki Hükümete kişisel olarak bildirim yaptığınız ve uyarma yazıları yolladığınız görülmüştür. Şuna inanmalısınız ki, böyle imzanıza yaptığınız bildirimler, sizi en çok saygı ile sevenler arasında bile, büyük bir içtenlik ve düşünce esenliği ile yeriliyor. Bunun ne denli etkili olacağını ve tepkilere yol açacağını çok iyi bilirsiniz. Bu bakımdan, Temsilciler Kurulu ve Kongre kararlarının her zaman imzasız, yalnızca Temsilciler Kurulu diye yayılmasını rica ederim.” Telyazısı şu sözlerle son buluyordu: “Yüksek kişiliğinizin herhalde ortada tek başına görülmemesi yurt yararı bakımından gereklidir. Oybirliği ile (bu işte oyları toplanan kişilerin ya da kurulun kimler olduğu daha bugüne değin öğrenilememiştir.) bilginize sunulan işbu dileklerimin iyi karşılanacağına inanıyorum. Ellerinizden öperim.” (belge: 96)

Kazım Karabekir Paşa’yı içtenlikle duraksattığını ve bizi eleştirmeye dek götürdüğünü gördüğünüz noktaları elden geldiğince belirgin olarak yorumlamanın ve açıklamanın gerekli olduğu besbellidir. O günlerdeki duygu ve düşüncelerimden esinlenen görüşlerimi, bugünün yeni etkilerine kendimi kaptırmaktan çekinerek belirtmek için, o gün verdiğim karşılığı olduğu gibi bilginize sunmayı yeğ görürüm:



19 Eylül 1919

On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Paşa Hazretlerine

Y:

Sayın Kardeşim.

Derin bir içtenliğe dayandığından kuşku duymadığım kanılarınızı açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız kardeşlik bağlarımızı pekiştirmiş ve beni yürekten sevindirmiştir. Aklınıza gelen sakıncaları çok iyi anlıyorum. 10 eylül günü hükümete doğrudan doğruya yazılmış bir bildirim yoktur. Yalnız telgrafhanede bulunduğum bir sırada, Dahiliye Nazırı Adil Bey’le makine başında bir rastlantı sonucu karşı karşıya geliverdik. Onun Sıvas Valisi Reşit Paşa’ya verdiği yersiz karşılıklar üzerine ben de ona karşı büsbütün kişisel olmak üzere bildiğiniz biraz sertçe uyarılarda bulundum. Bu basbayağı bir konuşma biçiminde olup geçmiştir. Bundan başka gerek hükümete gerek Padişaha gerekse yabancılara başvurmalarımızda hep “Kongre Kurulu” ya da “Temsilciler Kurulu” sözleri imza yerine geçmiştir. Yalnız Amerika Senatosuna yazılan ve sizin de bildiğiniz bir mektuba Kongre kararıyla beş kişi imza koymuştur ki bu arada benim de imzam vardır. İçerde yapılan açık yazışmalara gelince; bunda da “Temsilciler Kurulu” sözlerini imza yerine kullanmakta idik. Ancak bunun kimi çevrelerde kötü etki yaptığı güvensizliğe yol açtığı görüldü. Gerçekten, böyle genel bir deyimin bildirdiği kişiler ve kuvvet gizli kalıyor. Ortada sorumlu kimdir? Kimi yerlerden özellikle Kastamonu, Ankara, Malatya, Niğde, Canik gibi yerlerden doğrudan doğruya ben makine başına çağrılmaya başlandım. Sanki “Temsilciler Kurulu” adı altında gizlenen kişilerle aramızda birlik olup olmadığı üzerinde bir duraksama belirtisi sezildi. Trabzon’dan Servet Bey bile “Temsilciler Kurulu” imzalı genelgeyi kötüye yorarak ve adı geçen kurulun nitelik ve niceliği üzerinde birçok yanlış düşüncelere kapıldıktan sonra beni makine başına çağırdı. Görüştükten sonra bütün tartışmaların imzanın “Temsilciler Kurulu” olarak belirsiz bir kişilik bildirir gibi atılmış olmasından çıktığını söyledi. İşte bu nedenlerden dolayı, bu imza işi siz kardeşimin bildirmenizden önce, Temsilciler Kurulunda görüşülmüştü. Temsilciler Kurulunun gizli bir komitenin yürütme kurulu olmayıp, hükümetten resmi izin almış, yasal ve türesel bir derneğin temsilcilerinden meydana gelmiş olması dolayısıyla, ilgili yasaya uyularak, kararları ve bildirimleri sorumlu bir kişinin imzalaması zorunlu görülmüştü. Temsilciler Kurulunun, bildirim ve yayımlarını genel ve belirsiz bir ad altında yaparak düşeceği yasadışı durumdan doğacak sakıncalar bu bildirim ve yayımlara imza atılması üzerine ulusal akıma karşı olanların yapmakta oldukları zararlı propagandalara katabilecekleri dokuncadan pek daha çok görüldü ve sonuç olarak, bildirim ve yayımlara imza atılması, oybirliği ile karar altına alındı.. Bu karar alındığı halde bu kez yaptığımız kardeşçe uyarma üzerine, işin bir daha görüşülmesini Temsilciler Kuruluna önerdim. Daha önce ileri sürülmüş olan gerekçe ve düşüncelerden dolayı, yazılan şeylerin, Temsilciler Kurulu kararıyla olduğu açıklanmak üzere yazılmasına oybirliğiyle karar verdiler. Kendimle ilgili bulunduğundan, bu görüşmelerde tarafsız kalmayı uygun gördüm. İlke olarak bir kişinin imza etmesi kabul edildikten sonra, benim yerime başka bir kişinin imza etmesi söz konusu oldu. Bu noktada, kurulun ileri sürdüğü sakıncalar şunlardır: Bütün dünya, benim bu işin içinde bulunduğunu bilir. Bugün başka bir kişinin imzasıyla bildirimler yapmaya başlanınca, benim adımın ortadan kalkmasıyla, ya aramızda bir bozuşma ve ayrılık olduğu sanılacak ya da herhangi bir kişi imza eylediği halde benim ortaya çıkmaktan çekinir, yasadışı bir durumda bulunduğum ve böylelikle, yapılan işlerin de yasadışı olduğu sanısına düşülecektir. Bundan başka, kamuya inan ve güven verici başka bir arkadaşımız, imzasıyla ortaya çıkınca, bugün benim için düşünülen sakıncalar o arkadaşımız için de düşünülecektir. O zaman onun da çekilip başka birinin imza atmaya başlaması gibi sonunda bizim için güçsüzlük belirtisi olacak bir sıra gütmek gerekecektir. Bilmem böyle bir tutumu ne ölçüde uygun bulursunuz? Gerçekten, özellikle işin başlangıcında, doğrudan doğruya beni saldırı hedefi olarak görmüşlerdi. Ama, gerek içerden gerek dışardan, beklenen saldırılar yapılmış. Tanrı’ya şükür, hepsi de amacımız yararına sonuçlanmıştır. İstanbul Hükümeti ve kötülüğümüzü isteyenler, her girişimlerinde bozguna uğramışlardır. Yabancılara gelince; Amerikalılar, Fransızlar ve İngilizlerle pek önemli görüşmeler yapılmış ve bunların Sıvas’a değin gelen yetkili görevlileri, bizden yana bir tutumla, karşılıklı iyi ilişkiler kurma yolunu tutmuşlardır. Bizim de katıldığımız ulusal eylemlerin, bir iki kişinin kışkırtması sonucu olmayıp, bütün anlamıyla ulusal ve kamuya yaygın bir biçim ve nitelikte olduğunu, bize de bilgi vererek, rapor ile kendilerinin bağlı bulundukları yerler bildirmişlerdir. Bir de bu gibi işlerde az çok önayak olanlar için, yurdumuzda bilinen ahlaksızlık gereği, birtakım kirli vicdanlı kimselerin yapacakları dedikoduların önüne geçilemez. Bu duygusal durum, her ulusta da böyledir. Bu gibi sakıncalara karşı burada düşünülen tek çıkar yol, bizim yürekten gelen sarsılmaz bir dayanışma ile kutsal amacımıza yitirmekte bir an duraksama göstermemekliğimizdir. Ben, kamu yararına ve geniş kapsamlı olan işlerimizde kendi görüşlerime göre değil, bütün değerli arkadaşlarımın candan ve gönülden birliği ile çalışmayı yeğlediğimi, siz kardeşim de kabul edersiniz. Bununla birlikte, bu konuda başkaca düşünceleriniz olursa bildirmenizi siz kardeşimden bekler, üstün saygı ve içtenlikle gözlerinizden öperim kardeşim.

Mustafa Kemal



Baylar, İstanbul Hükümetiyle yazışmayı kestiğimiz l2 Eylül 1919 gününden sonra Ferit Paşa Hükümetinin düştüğü güne değin değişik zamanlarda Padişaha, yabancı devlet temsilcilerine, İstanbul Belediyesine ve bütün basma çeşitli andın ve bildiriler yazıldı. (belge: 97)





PADİŞAHIN BİLDİRİSİ

20 Eylül 1919 günlü, Sadrazam Damat Ferit imzalı bir genel bildirim ile Padişahın da bir bildirisinin yayımlandığını anımsayacaksınız. (belge:98) Bu bildirinin dikkate değer yerlerini bir daha anımsatmak isterim. Bunları sıra ile göstereceğim:

1- Hükümetin izlediği siyasa sonucunda, İzmir’de geçen acıklı olaylar, Avrupa’daki uygar devlet ve ulusların ilgilerini çekti ve kardeşlik duygularını uyandırdı.

2- Bir özel kurul, olay yerinde yan tutmadan soruşturmaya başladı. Hakkımız, uygarlık dünyasının gözleri önünde belirlenmektedir.

3- Ulusal birliğimizi bozacak hiçbir karar ve öneri olmadı.

4- Bazı kimselerce, sözde halk ile hükümet arasında karşıtlık olduğu ilan ediliyor.

5- Bu durum, yasal koşullarda, bir an önce yapılmasım istediğimiz seçimleri de ertelediği gibi barışın yaklaşmakta bulunduğu bir sırada, varlığı çok gerekli olan Millet Meclisinin toplanmasını da askıda bırakacaktır.

6- Bugün, bütün ulusumdan beklediğim, hükümetin buyruklarına kesinlikle uymaktır.

7- Büyük devletlerin adalet duyguları, Avrupa ve Amerika kamuoyunun ılımlı davranışı, durumumuzu ve onurumuzu koruyacak bir barışa yakında kavuşmak umudumu sağlamlaştırmaktadır.

Bilirsiniz ki, bu bildirinin yayımlanması bizim, yurtla İstanbul Hükümeti arasında yazışmayı ve ilişkiyi kestiğimiz ve bunda direnmekte bulunduğumuz günlerde oluyor. Verdiğimiz yönerge ve genel buyruklara kesinlikle uyulsa, hiçbir yerden alınmaması ve halka okutturulmaması gerekirdi. Oysa, karar ve bildirimlerimize uyulma***** ve görüşümüze büsbütün aykırı olarak bu bildirinin kimi yerlerce alındığı, şimdi bilginize sunacağım bir te1yazısından anlaşıldı.



Trabzon Mevki Komutanlığına

Şevketli Padişahımız Hazretlerinin ulusuna karşı, yayımladıkları kutlu bildirilerin hemen görevlilere ve halka ulaştırılması gereklidir. Böylece, şimdiki hayın hükümetin melek yüzlü, Padişahımız Efendimizi ne denli küstahça ve gözü peklikle aldatmakta olduklarını anlamayanlar kaldıysa, hepsi anlasınlar. Ulusu ve ülkesi için kutlu yüreğinin ne denli büyük bir sevgi ve esirgeyicilikle dolu olduğunu gösteren işbu bildiride, en açık olarak göze çarpan şey hükümetin hayınca gidişi üzerine ulusun Halifelik katına sunduğu yakınma yazılarının daha Padişaha bildirilmemiş olmasıdır. Çünkü, ulusa ve yurda karşı hükümet üyelerinin çektikleri hayınlık hançerini bilmiş olsalardı, bu hayınları bir dakika bile yerlerinde tutmayacaklarına kutlu bildirideki yürekten gelen anlatım en büyük tanıktır. Bu hayın1ar, bu gerçeği bildikleri için Halife Efendimizi doğrudan doğruya ulusla karşı karşıya getirmiyorlar. Bunun için, ulusa düşen ödev, şanlı Padişaha sonsuz sevgi ve bağlılığını durmadan göstermek ve sunmakla birlikte, bütün ulusun ve ordunun birlik olarak, Padişahın söz götürmez haklarını, ulusun ve yurdun varlığını kurtarmaya çalıştıkları; ama bu hayın hükümetin bu yasal ve gönülden gelen davranış Padişahımız Efendimizden gizledikleri, üstelik büsbütün ters bir biçimde gösterdikleri gerçeğini, dün karar verildiği üzere, Halifelik katına aracısız bildirmektir. Erzurum halkının bu yolda yazacakları telin bir örneği oraya bildirilecektir.

21 Eylul 1919 15’inci Kolordu Komutanı

Kazım Karabekir

Kazım Karabekir Paşa, bu telini şöyle bir ekleme ile bize de bildiriyordu:

“Bu konuda düşünceleriniz var mı? Bu kutlu bildiri, ulusun Padişahına gerçeği bildirmesine yeniden elverişli bir durum yaratmıştır ki Erzurum halkı, hükümetin bütün cinayetlerini sa*****, yeniden Padişaha dileklerini bildirecektir. Bunun örneğini ya çekilmek üzere ya da bilgi için sayın kurulunuza sunacağım.”

Kazım Karabekir



Makine başında karşılık olarak bildirdiğimiz düşünce şu idi:

“Ferit Paşa Hükümetinin canice işleri ve davranışları ile ilgili olan belgelerin ulusal gerektiği ölçüde köy ve bucaklara değin bildirilip yayılamamış olduğunu bilirsiniz. Bildirilmiş olsa bile bunlarla padişahın bildirisini karşılaştırarak değerlendirmek ve gerçek durumu anlamak kesin değildir. Bundan dolayı biz aslında böyle bir bildirinin Babıâli’de uydurulmakta olduğunu daha önce haber almış ve bunun, ulusun zihnini karıştırmasını önlemek için İstanbul’dan alınmamasını uygun bulmuştuk. İstanbul’la resmi yazışmanın da kesilmiş bulunması dolayısıyla, doğrudan doğruya Saraydan değil, yine Ferit Paşa’nın bir eklemesi ile Babıali’den verilen işbu bildirinin Sıvas, Ankara, Kastamonu ve başka merkezlerde olduğu gibi, hiçbir yerden alınmamış olduğunu sanıyorduk. Bu bildiriyi almak için daha önce ulusun Padişaha durumu ve gerçeği bildirmesine izin verilmesi gerekirdi. Bunun için bu bildirinin dağıtılıp yayılmasma aracılığı yararlı bulmuyoruz. Ancak, bu bildiri Trabzon, Erzurum ve Sıvas gibi merkezlerde gerekenlerce okunmuş bulunduğuna göre, düşündüğünüz gibi her merkezden İstanbul’a bir tel çekilmesi uygun olur.”

Mustafa Kemal

Padişahın bu bildirisinin, ulus üzerinde yapacağı kuşku götürmeyen kötü etkileri bir ölçüde önüne geçebilmek için, padişaha, söz konusu bildirinin içindekileri yalanlamaya ve hükümsüz bırakmaya yarayacak nitelikte bir yanıt yazmayı ve bunu yurtta dağıtıp ya***** okutturmayı tek çıkar yol olarak düşündük ve öyle yaptık.

(belge:99)





HALİT BEY’İN TRABZON VE ÇEVRESİNDE ULUSAL ÖRGÜTLER KURMAKLA GÖREVLENDİRİLMESİ

Baylar, Trabzon’da bir iki kişinin, pek yurtsever ve saygıdeğer olan Trabzon halkının hiçbir bilgisi olmadan onlar adına, oradaki ulusal varlığı kendi kişilikleriyle temsile kalkıştıkları ve bu yüzden ulusal girişim ve kararların gereği gibi yürütülmemekte olduğu kanısına vardım. Trabzon’da Vali bulunan Galip Bey adında bir kişinin de yıkıcı akımı yaratmakta etken olduğunu anladım. Bunun üzerine, Trabzon yakınlarında Torul’da bulunan ve daha tümenine komutaya edimli olarak başlamamış olan Halit Bey’in, Trabzon çevresinde ulusal örgütler kurmak için görevlendirilmesi uygun görüldü ve Kolordu Komutanına bu düşünce bildirildi. 20 Eylül 1919’da alınan yanıtta: “İngilizlere karşı gizlenen Halit Bey’in, yaratılışı gereği, ortaya çıkarabileceği durumlar, bu elverişsiz zamanda belki düzeltilemez.” yolunda birtakım düşüncelerden sonra: Halit Bey bilgi dışında dilekte bulunsa bile yerine getirilmemesi. deniliyordu. (belge:100)

Kazım Karabekir Paşa’nın bu teline verdiğimiz yanıtta: İngiliz sakıncasının bizlerce düşünü